20121216-214936.jpg

Geçen seneki Noel Baba söyleşimizden sonra bu sene sonu yaklaşırken kendisinden bir e-posta aldım. Bu sene işleri çok arttığı için geyiklerle birlikte idare ettiği kızağına beni muavin olarak çağırıyordu. E Noel Baba bu! Büyüğümüzdür, sözünü dinlememek olur mu?

Noel Baba yanında dünya şeklinde bir küre ve elinde bir Coca Cola şişesi ile çıkageldiğinde ben, Skyfall filminden yeni çıkmıştım:

– Neresine gitmek istersin?

– Neyin?

– Dünyanın tabii ki!

Küreyi kendi etrafında hızlıca çevirdi. Durdurmak için parmağımı koyduğum yere baktığında, “Mükemmel!” diye bir çığlık attı.

Kızak yavaşlamaya başladığı zaman Shanghai şehrinin yüzdüğü ışıkların içine biz de dalmak üzereydik.

Shanghai tam da Skyfall filminden hatırladığım gibiydi. Şehri bu kadar modernleştirmek için epey para harcamışlar ama ışıklandırmak için de ne kadar çaba harcadıkları gözler önünde. İşte bu yüzden son Bond filminde bu şehri gece çekerek tüm güzelliğini sergilediler. Ne demiştik, şehirler ve kadınlar geceleri daha güzeldir.

Skyfall filminde İstanbul’u kalabalık bir çarşıdan geçen insanlar silsilesi olarak gösterdiler. Tozlu dumanlı bir Ortadoğu pazarı görüntüsü, Kapalı Çarşı çatıları, yine kalabalık bir köprü -ama boğaz köprüsü değil-, sonra üzerinde TCDD yazılı eski bir tren ve karayolu bittiği için treni takip edemeyecek olan bir ajan tarafından yanlışlıkla vurulan Bond’un neresi olduğunu anlayamadığım bir köprüden nehre düşüşü.

Noel Baba’dan İstanbul için de “landmark” diye tabir edilen yeni ve dehşet verici güzellikte bir gökdelen istedim. Cevabına hazırlıklı değildim:

– Sizinkiler ahirete yatırım yapmak için kefenlerine cep diktirmeyi bıraktıkları zaman sizin memlekette de güzel işler yapılacak!

Bu kez dünyayı döndürme sırası bana gelmişti. “Hey gidi koca dünya!” diyerek tuttum ve gücüm yetebildiğince hızla döndürdüm. Noel Baba sanki parmağının nereye geleceğini önceden biliyormuş gibi sordu:

-Yanında bikinin var mı tatlım!

Zaten o sorusunu bitirir bitirmez parmağı Uzakdoğu’nun o müthiş şehir-devletinin üzerinde duruvermişti: Singapur!

Adamlar havada yolculuk eden Noel Baba, yanındaki muavini ve geyikleri için bile otel yapmışlar. Öyle ki otelin havuzu tepesinde: Marina Bay Sands! Bu sizin oteli gördüğünüz açı:

20121216-221016.jpg
Bu da söylemesi ayıp benim bulunduğum yerden görünen görüntü:

20121216-221337.jpg
Otelin bilmemkaç kat tepesinde bulunan Skypark’taki havuzunda müthiş dakikalar yaşasam da, insanlara mutlu olsunlar diye hediye dağıtmak üzere yola çıkmamız gerekirken, kendimizi keyfimizce gezdiriyor olmamıza bir anlam verememiştim.

– Geyiklerin taşıdığı bu torbalardaki hediyeleri çocuklara dağıtmamız gerekmiyor muydu?

– 21 Aralık’ta dünyanın sonu gelmeyecek mi nasıl olsa?

– Nasıl yani? Buna mı güveniyorsun? Ya gelmezse?

– Amaan gelmezse kimin umurunda! Hâlâ yaşıyor olmak herkese bir hediye gibi gelmeyecek mi? Bırak bu sene de biz keyfimize bakalım! Ne bekliyordun ki? Kalpsizlere kalp, akılsızlara akıl, cesaretsizlere cesaret vermemi mi? Ne yani? Oz büyücüsü müyüm ben?

– Ne bileyim… Belki bu seferlik elindeki o koca dünyayı tersine çevirirdik… Afrika’ya kar yağardı… Çocuklar öldürülmezdi… Şeker de yiyebilirlerdi…

– Afrika’ya kar yağardı’ymış! Buzullar erirdi! Küre ısınırdı, sel basardı her yanı! Ondan sonra her şeyin suçlusu ben olurdum! Sen hangi yüzyılda kaldın yahu? Afrika’daki çocukların hediyesi elimdeki bu Coca Cola! Merak etme frigorifik kamyonlarla götüreceğiz bu sene! Geçen seneki gibi hepsini tuvalet temizlemede kullanmak zorunda kalmayacaklar!

Noel Baba haklıydı. Ya da haksızdı. Ama dünyadan o kadar kat yukarıda, o kadar mükemmel manzarası olan bir havuzun içinde, bütün ümitlerini, gerçekte kendini düşünmekten başka işe yaramayan bir Noel Baba’ya bağlamış çocukları düşünecek halim yoktu. Havuzun kendisine infinity pool* (*sonsuz havuz) denmesini sağlayan sınırında kokteylimi yudumlayarak dünyanın fakir yarısını düşünmemeye karar verdim. Ben düşünsem de düşünmesem de dünyanın yarısı mutsuz zaten, diyerek kendimi teselli ettim.

Çocuklara hediye yapılması gereken birikimlerden o kadar fazlasını harcamıştık ki, dünyayı tekrar döndürmek için son bir şansımız vardı. Parmağımı dokunduğum yer ne müthiş ki aşkın dilini konuşan insanların şehriydi. La cité de l’amour: Paris!

Tam da Ortadoğu’daki ateş çemberine dönmüş toprakların üzerinden geçerken, böyle bir şehre yanımda ününün tam tersine bencil mi bencil bir Noel Baba ile gidince ne yapacağım diyordum ki; vurulduk. Suriye’den havalanan füzelerden birisi ilk iki geyiğimize isabet edince hızla irtifa kaybetmeye başladık. Türkiye sınırındaki mayınlı bölgeleri aşıp Urfa yakınlarında bir yere düştüğümüzde bayılmışım.

Gözümü açtığımda Göbekli Tepe’deydik. Ben ve Noel Baba hafif yaralanmıştık ama vurulan geyiklerden ikisi İstanbul’da yaban hayatı koruma veterineri tarafından yoğun bakıma alınmıştı.

Buradaki tapınak buluntularının 11.600 yıl öncesine dayandığına dair bulgular vardı. Bu taşlar Mısır’daki en büyük piramit olan Giza’dan bile neredeyse 7000 yıl eskiydi. Sanatın içine tükürülen, ucube diyerek insanlık anıtı yıktırılan memleketimde, Noel Baba da kendi payına düşen cümleyi söylemede gecikmedi:

– Baksana! Paris’e gidecektik! Gele gele dünyanın bu en eski püskü tapınağında bulduk kendimizi! Şansımıza tüküreyim!

Noel Baba ve ben Göbekli Tepe’de, Urfa’dan çarçabuk gelip sahra hastanesi kuran sağlık görevlileri ve gökten kocaman bir kızak düşünce arama-kurtarma yapmak üzere gelen AKUT ekibiyle beraberdik. Buraya düşmeden önce yaptığımız tembellikleri duyan Nasuh Mahruki, hediyelerini bekleyen onca çocuğa çok yazık ettiğimizi söyleyerek bizi ayıpladı. O andan itibaren birazcık utanma duyan Noel Baba yedek geyiklerini göreve çağırırken, ben de AKUT yardımıyla tüm gönüllü kuruluşlara haber salmayı başardım.

Yapılacak tek şey güçlerimizi birleştirerek o torbalardaki hediyeleri tüm dünya çocuklarına dağıtmaya çalışmaktı.

AKUT ekibi, gönüllü kuruluşlar, Noel Baba ve ben birlikte kapıdan-bacadan, dereden-tepeden, düzden-ovadan aştık, tüm hediyeleri zamanında dağıtmayı başardık.

İyileşen geyikleri İstanbul’dan aldık ve saatler tam 31.12 2012 gecesi 00.00’ı gösterdiğinde Eyfel kulesinin tepesindeydik:

20121217-001446.jpgTembelliğimiz yüzünden az sıkıntı çekmediysek de son dakikada işlerini halletmiş olarak alkışları gururla karşılayan Noel Baba Fransız halkını selamlarken gülümsüyordu:

– Hubble’ın bile gözleri bozuluyorsa, dünyayı toz pembe görmemize kim engel olabilir ki?