1_10
19 Haziran 2011 LGBT onur haftası yürüyüşünden…

(Bu yazının ilk yayımlanıp kimsenin umurunda olmama tarihi: 13 Ocak 2011.
Son yayımlanma tarihi: Bugün!)

Galata’ya vardık koptu kıyamet

Henüz telefonunu istemeye bile fırsat bulamadan kayboldu kız gözden. Lezbiyenler ve gayler yürüyüşü mü ne varmış o gün şehirde tesadüf. Ellerinde bayraklar rengarenk, erkekli kadınlı kocaman kalabalık bir ordu tam onu hedef almış sallanarak gelmekte. İstanbul’da aynı gün içinde birisini ikinci kez görmek mucize gibi bir şeydir. O mucizeye tanık oldu o gün.

Baktı. Sırt çantasından tanıdı. Kalabalığa karışmak onlarla beraber belki de istemeden savrulmak üzere idi ki kız; erkek çekti aldı çantasıyla beraber onu. Çantan hep böyle ağır mıdır? Kavaktan yukarı ne zaman yol görüneceğini kim bilebilir? Diyerek gülümsedi kız. Siz beni mi takip ediyorsunuz? Yok ne alakası var. Ben de aynı yöne doğru yürüdüm kafeden çıkınca. Ama kalabalık seni savuracaktı az kalsın. Evet değişik bir gün bugün.

Acelesi vardı belli. Haydi kalın sağlıcakla dedi ve gitti. Ne demişti kafede iken kendisinin sesli söylediği aşkla ilgili şu lafa: Aşk sevgilinin çarpık bacaklarını düz görme enayiliğidir. Bacaklar çarpıksa enayi olan mini etektir mi demişti? Enayi olan gözler değil mini etek giyendir, evet böyle demişti. Sonra muhabbet başlamıştı. Kitap vardı elinde. Şimdi bunu okuyorum demişti. Bir güney Amerika yazarının. Neydi yahu. Alsa o kitaptan.

Ne bu ya. Issız Adam senaryosu mu? Issız Adam demişken kızın üstte olduğu sahne de fena değildi hani. Yok be. Sevişmek değil mesele. Evet kız lavabo için izin istediğinde bakmamış değildi salaş keten pantolonundan görebildiği kadar kalçalarına. Güzeldi güzel olmasına. Ama sevişmekten daha çok konuşmak, deşmek, o siyah kaküllerin gölgelendirdiği ela gözlerden parlayan ışıkla aydınlanmak geliyordu içinden. Telefonu çaldı. Allah kahretsin telefon. Yine unuttum istemeyi.

İstanbul’da bir kişiyi aynı gün ikinci kez görmek mucize ise üçüncü kez toslaşmak?

Geçme kapım önünden seni benden alırlar

Tekrar kalabalığa karışmak istemediğinden bir yere oturdu. Caddeye cepheden bakan bir masada tek başına idi şimdi. Yan masada koklaşan bir çifte dikiz atarken o geçti işte. Geçmekteydi ya da. Hey! Diyemedi. Adını bile sormamıştı. Bayan! Dese, ıyy çok bayattı. Off. Tekrar çekti çantasından. Bu çantanın benden kurtuluşu yok dedi. Anlamadığım bir şey var. Takip etmiyorum diyorsunuz ama bu üçüncü karşılaşmamız. Burası İstanbul bu imkânsız. Hayır, burası İstanbul her şey mümkün. Güldürmeyi başarmıştı. Bir kadının kalbine giden yol nereden geçer? Önemli değil. Geç de nereden geçersen geç.

Çay mı kahve mi? Ya da çay-kahve ve muhabbet? Seçenekler bunlarsa oturmak zorundayım sanırım.

Kirpiklerin ok ok olmuş vur sineme öldür beni

Volumetrik maskara falan değil doğal, bizzat güzel uzun kirpikleri nasıl alttan bakışlar fırlatıyorsa, güldüğü zaman daha da dayanılmaz olan gözlerinin kenarındaki o miniminnacık kırışık başlangıçları, ama ciddi bakarken kocaman kocaman açtığı zaman o gözler, içinde gece vakti çıplak yüzmek isteyebileceği bir deniz. 

Çıplak değil yahu. Tamam çıplak. O minik vücudu ne de narin olsa gerek, kocaman postallarını ve sırt çantasını ve salaş keten pantolonunu ve kalın yumoş kazağını çıkınca geriye. Kazağım mı? Evet annem ördü. Eline sağlık annenin. Ne de güzel örmüş. Seni. Ne diyordun evet. Kadınlar işte. Marifetleriniz bitmez. Yok ben hayatta anlamam bu işlerden. Hep okumakla geçti boş vakitlerim. Yumurta bile kıramam desem yeridir. Ben kırarım sana yumurta. Sen de suşi gibisin. Çiğ de yerim.

Her zaman sen yalancı ben kani
Her zaman orta yerde bir mani

Artık gitmem lâzım. Bugün annemin doğum günü. Nice yıllara. Evde mi kutlayacaksınız? Aman deme. Bu saatte eve yetişilir mi? Ta karşıya. Babamla beraber buraya gelecekler. Filanca restorana. Peki o zaman. Memnun oldum. Ne unuttum ulan ben? Hah telefon. Telefonunu alabilir miyim? Mahsuru yoksa. Muhabbet etmek için tekrar yani. Ben de hiç sormayacaksın sanmıştım. Gülümsemeye bak. Nasıl  güzel.

Gördüğüm günden beri olmuşum inan deli

Daha bugün yeni gördüm ama. Bu nasıl bir etki bırakmak ya?

Haydi görüşürüz baay. Gitti. İnanamıyorum ama gitti. N’apıcam ben şimdi? Suat’ı arasam? Yok o içelim der hiç çekilmez şimdi. Ahmet’le Ayten’e söylesem beş dakikada  gelirler. Of ya. Ahmet de maç muhabbeti yapacak. Ayten bana sırnaşacak. Karı koca kavgası. Onları da çekemem. Ne demişti lokantanın adına? Du. Bi telefon edeyim. Cumartesi akşamı yer olmaz.

Evet. Tek kişi. Kıyı, kenar köşe, tuvalet önü masa neresi olursa olsun. Hayır beklediğim kimse yok tek kişi. Yahu evet. Tamam. Teşekkürler. Oh be. Yer varmış. Hayır anlamadığım bu memlekette şık bir restoranda bir adam tek başına yemek yiyemez mi? Allah Allah ya.

Üzme beni şivekarım sakın geç kalma erken gel

Yahu amma da kalabalık restoranın içi. Göremezsem ya. Neyse konuşlandık buraya. Hem yüksek hem sote. Öyle kimse de yok. İçerisi de amma da sıcak bayılacam şimdi. Kız n’aapıcak o kocaman kazağıyla yav? Neyse bana ne. Terlesin dursun hınzır.

NE ? ! ? BU ? ! ? BU ? ! ? BU O MU ? ? ? Aman yarabbi? Bu elbise? Siyah.. Üzerine oturan.. Derin yırtmaçlı.. Askılı elbise? Sivri topuklu siyah ayakkabılar? Pardon garson bey kaşığım düştü de. Efendim? Kaşık diyordum yere düştü de yenisini rica etsem? Saklan oğlum şöyle. Şapka da yok ki giysek.

Heyt be. Postallar nereye gitti? Saçı nasıl topuz oldu. Az önce darmadağınıktı? Külkedisi bu! Allahıma bu! Saat on ikiden sonra öteki haline dönecek kesin. Oğlum sen nereye tezgâh açtın lan böyle? Bak yahu. Ayıp lan. Bi duyan olacak. Kim duysun düşüncelerini. Tamam duymaz ama bakarken aklını okur bu kız senin. Tezgâh falan derken. Ay bayılıcam sıcaktan. Sadece sıcaktan mı acaba? O ne? Zamanı değil. Zamanı değil. Kalkmanın şimdi zamanı değil !!!

Benim hiç günahım yoktur sen çıkardın baştan beni

Neyse. Ye iç sıvış. Kimse görmeden. Ayıp lan. Bir günde dört kere. AAAAAAA SELAAAAAAAAM ! ! İyi akşamlar! Görmemezlikten geleyim diyorum ama maaile bana bakıyorlar. Selam! Naber? Bak anne bu sana bahsettiğim arkadaş! Hani beni bugünkü yürüyüşçülerin gazabından kurtaran! Siz de mi yürüyüşte idiniz yoksa? Akıllı kızın şüpheci annesi. Bak sen. Kadın da çok genç gösteriyor. Yok tabii ki hayır. Sadece oradan geçiyordum. Lafa bak tabii ki hayır. Hayır gey değilim. Düzcinselim. Kızınızla görüşmek isterim. Hıyarsın sen oğlum. İyi akşamlar efendim. Aceleniz var galiba? Evet. Karşıya geçme problemim var da. Hay Allah. Ne dedim ben ya? Baba biz daha oturacağız değil mi? Mehmet Abi’ye söylesek de bıraksa arkadaşımı evine ne dersin? Bu saatte köprü falan berbattır şimdi. Tamam kızım. Mehmet!

Ohooo. Babasının biricik şımarık kızı. Hey gidi. Olmadı ki şöyle şoförlü bir ailemiz babamızla hava falan atsak. Hakkını yeme kızın şimdi. Hiç de şımarık değil. Jest yaptı işte. Of ya. Geçer mi yol. Selam Mehmet Abi. Geç kardeş. Nereye gitcez?

Seni gelecek diye hanımım bir yanımı boş koydum hanımım

Arka koltuk da nasıl rahattı be. Bir de o olsaydı yanımda. Koltukta sızmışım adam uyandırmasa. Parfümü sinmiş bütün arabaya. Ölüyorum sandım resmen. Babası mı kim? Ne bileyim oğlum. Plakayı mı alsaydım? Ya git işine ya. Zengin bir vatandaş işte. Anaa. O arıyo lan Suat. Hadi kapattım çüüz.

Selam. Hiiç uyuyakalmışım da. Kızmam tamam söyle. NE  ?!? BENİM HESABI BABAN MI ÖDEDİ ? ! ? HASS_ ? ! ? Ya ben nasıl unuttum hay Allah!? Özür dilerim ya?! En kısa zamanda_  Ya tamam mesele değil tabii ki de_ Yarın sabah kahvaltıya mı? Ne konutu? Eeee_ööööö_ Tamam. Ne diyim. Emir büyük yerden. Görüşmek üzere.

ALO ! ! SUAT ! ! Babası konsolosmuş oğlum!?!!

dEvAm eDeCeK…