20120620-174315.jpg

Lise ikinci sınıftayım. Tarih 10 Ocak 1989.

Edebiyat dersi için hikaye yazmaktayım:

Sonunda otobüse binmeyi başardım. Dışarısı çok soğuk olduğu için camlar buğulanmış, hiçbir şey görünmüyor. Ama önemli değil çünkü dışarının ayazından birazcık da olsa kurtulduğum için seviniyorum.

Ben ayakta dururken tam önümde bir adam oturuyor. Kucağında kocaman bir çanta var. Sporcu falan olsa gerek. Eh madem sporcu kalksa da ben otursam? Nasıl olsa onun vücudu daha kuvvetlidir. İşte dışarı bakıyor, hiç de kalkmaya niyeti yok. N’apalım ben de biraz beklerim. Sonsuza kadar o koltukta oturacak değil ya!

Aman Allah’ım o neydi? Bizim belediye şoförlerinin süper fren yapma kabiliyetine bir örnek daha. Dışarıda birinin hayatını kurtarayım derken içeridekilerin canına okuyan şoför beyin ehliyetini bakkaldan aldığına dair düşünceler çoğalıyor.

Bu arada olay sırasında doğan çarpışmalardan dolayı özürler dilenir, pardonlar yağdırılırken arka taraftan genç bir arkadaşın, sesinden yaşlı olduğu kadar da aksi olduğu anlaşılan bir bayana, fren sırasında kucağına düştüğünden dolayı özür dilemek için kendini helak edişini duyuyoruz. Yüzlerimizde muzip bir gülümsemeyle yolumuza devam ediyoruz.

Önümde oturan adama yeniden bir göz atıyorum. Hala hareketsiz dışarıyı izliyor. Sanki Ankara’yı ilk defa görüyormuş gibi. Anlaşılan onun kalkmaya henüz niyeti yok. Fark etmez ayaklarım donmuş durumda, hiçbir şey hissetmiyorum zaten. Sabahleyin evden çıkıp da kara adım attığımdan beri böyle donuyorum. Okulda da kalorifer yandığı halde bir türlü ısınamadım nedense.

Hepsi şu kar yüzünden. Ya çok yağsın okullar tatil olsun ya da hiç yağmasın. Ah yarın okullar tatil olsa ne güzel olurdu! Şimdi eve gideceğim, İngilizce dönem ödevi yapacağım. Edebiyat dersi için bir hikaye yazacağım. Aman boş ver eve git müziğini aç sonra yan gelip yat, diyemiyorum tabii. Çünkü şurada dönemin bitmesine üç hafta kala biraz dişimi sıkıp çalışmam gerektiğini biliyorum. İneceğim durağa geldiğimi de daha önceden bilseydim paldır küldür itişe kakışa kapıya ilerlemek zorunda kalmazdım.

Evet artık dışarıdayım. Önümde yürümek zorunda olduğum on dakikalık bir yol ve savaşmak zorunda olduğum bir düşman var: Soğuk. Matadorun arenadaki doğayla karşı karşıya kaldığında kırmızı örtüyü savurması gibi ben de kırmızı atkıma sarılıp hızlı adımlarla evime doğru yürümeye başlıyorum.