Atatürk öldü. Yüreğimde yaşamıyor. İnsanın annesi babası ölürse yüreğinde yaşamaya devam eder. Bir ulusun kuruluş ve kurtuluşunda liderlik etmiş bir asker ve devlet adamı insanların yüreğinde yaşamaz, fikrinde yaşar.

İçi boşaltılmış büstleri ve heykelleri ile bayrağı Atatürk taşıyamaz. 71 sene önce ölmüş ve bize yapmamız gerekenleri satır aralarında da değil bizzat satır satır anlatmış bir lidere daha ne kadar sırtımızı dayayabiliriz?

‘Mezarından kalkıp gelip bugünleri görse’ der hüngür hüngür ağlarız.

‘Atam sen kalk da ben yatam’ der yine ona bel bağlarız.

Hayır! Atatürk kalkmasın yattığı yerden! Sağlam kafalı, sağlam vücutlu, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür, zeki çevik ve ahlaklı değil miyiz hepimiz? Neden o ölmüşken kalksın da sapasağlam biz yatalım? Neden ‘Sen kalk da ben yatam’ kolaylığına girişiyoruz? Bütün bir 70 milyonluk milletiz, herkes tembel tembel yatacak, Atatürk kalkıp yerimize çalışacak değil mi!

İki boyutlu resimleriyle kandırdınız bizi Atatürk’ün. Bütün ilkokul hayatım boyunca Mustafa Kemal’in hayatındaki en önemli şeylerin kargalar olduğunu sanarak büyüdüm. Sonra da adının Mustafa iken Mustafa Kemal olması! Aman ne önemli! Bu adam kaç dil biliyordu? Ömründe hangi kitapları okudu? Nelere kafa yordu? Zamanının hangi liderlerine gıpta etti? Kimi örnek aldı? Kimden nefret etti? Kime taptı?

Yok, annesi istememiş de babası bilmem ne okuluna yollamış da! Bir büyük devlet adamı için ne basit bir hayat hikâyesi!

İçini boşaltırken kenarlarını kıyılarını boşaltmayı da ihmal etmemişler. Atatürk Cumhuriyet’i kurdu! Tek başına mı karar verdi? Nerde arkasındaki kadim Türk ordusu? Nerde silah arkadaşları dediğimiz paşalar, generaller? Ya da nerde aksi sesler? ‘Cumhuriyeti kim kaybetmiş de biz bulduk efendi’ diye meclisi inleten softalar?

Amerikalılar 4 Temmuz’larda sembolik zaferleri için sokağa dökülürler. Cumhuriyet kurmayı bir kişiye endekslediğimiz zaman; Türk milleti tüm evlatları, anası, bacısı çoluk, çocuğuyla tırnaklarıyla söke söke kazanmış iken bu zaferi, sadece askeri erkân, mülki idare amirleri, bir kaç sivil toplum örgütü, lise ve ilköğretim okullarından sabah körü zorla getirilmiş öğrenciler, madalyasını gururla ama bir o kadar da buruklukla taşıyan gaziler katılır 29 Ekim törenlerine.

‘Cumhuriyeti biz kurduk sizler yaşatacaksınız’ derken her 29 Ekim’de liselerarası kompozisyon ve resim yarışmalarında klasik topraktaki kan gölüne aksi düşmüş ay yıldızlı resimlerle ve ‘Atam izindeyiz ama izini sürerken köpek gibi burnumuzu yere sürtmekten imtina ediyorduk, o yüzden bir kaç tane Alman kurdu ile İngiliz av köpeği aldık. Kızmamışsındır herhalde!’ temalı yazılarla geçiştirilmesini istememişti herhalde Atatürk!

Atam! Sen artık yoksun! Bunu uzatmaya, sündürmeye, sürdürmeye gerek yoktur.

Kurulmuş memleketimizin taşının üstüne bir taş daha eklemedik.

Hatta bazı yerlerde, taş taş üstünde bırakmadık, sattık.

‘Biz beceremedik kalkın gelin siz devam edin’ diye gelmiş geçmiş devlet adamlarına yalvarmak ayıbı bizim olsun.

Sen kalkma Atam yatağından! Bize senin gibi rahat etmek düşmez! Bir millete bir kere liderlik ettin bu sana 7 kat cennette 7 kere Hacca gitmiş gibi sevap sağlamıştır zaten eğer vaat edilen buysa. Bırak kendi çamurumuzda biz debelenelim. İndirt resimlerini heykellerini müzelerden sanat galerilerinden. Sanatı ve politikayı ve kutlamaları artık kendi ayaklarımız üzerinde durarak yapalım bir zahmet!

Sırtımızı bir 71 sene daha sana dayayarak değil!

Not: Bu yazı 27 Kasım 2010’da kaleme alınmış olup maalesef daha nice 19 Mayıs’lar, 30 Ağustos’lar, 10 Kasım’lar eskitecektir.