Hiç bir şeyin durup dururken olmadığına inandığım şu dünyada Allende’nin yeni kitabının çıktığını öğrendiğim bir cuma günü, en uzak en yakın arkadaşıma, İpek’e attığım mail’e istinaden, hala Kanada’da olması sebebiyle en uzak arkadaşım olan Alanur’dan ses duymak güzel bir tesadüf değildi, zaten öyle olacaktı ve oldu. Aşağıdaki yazı ise Alanur Çavlin Bozbeyoğlu ile ortak yazdığımız ve 12.07.2002 tarihli Radikal Kitap ekinde yayımlanmış ‘Durup Dururken Allende’ başlıklı yazının gözden geçirilmiş halidir.

Durup dururken Isabel Allende. Hani bir dergide bir yazardan bahsetmenin doğru zamanı vardır ya, yeni bir kitabı çıkmış olabilir, doğumunun ya da ölümünün 25′li 50′li 100′lü yıllardan bir yıldönümü olabilir, ya da biz ölümsüz sanıp hiç beklemezken ölüp gitmiş olabilir.

Bizimki basbayağı durup dururken Allende. Niye mi?

Çünkü: Öncelikle bir kadın. Ve bir yazar. Kadınları kendi penceresinden anlatan bir yazar. Hayatın ölümle noktalanmadığı bir ülkede ve hatta kıtada yaşayan, olağanüstülükleri pekâlâ olağanmış gibi anlatan ve sizi buna inandırabilen bir yazar. Kıta dedik çünkü Allende’yi Şili’den ve Şili’yi Latin Amerika’dan ayrı düşünmek mümkün değil.

Allende, yazarlık serüvenine, 1964 yılında, Şili’de çeşitli kadın ve çocuk dergilerindeki yazıları ile başlar. Amcası devlet başkanı Salvador Allende’nin ölümüne sebebiyet veren, Şili’nin yıllarca süren baskı rejiminin başlangıcı olan 1973 askeri darbesinin ardından sürüldüğü Venezuela’da, El Nacional Gazetesi’nde devam edecektir bu serüven (1975-1984).

Bu dönemde hastalanan ve ülkesine dönemediği için göremeyeceği büyükbabasına 8 Ocak 1981 günü yazmaya başladığı mektup, sonunda bitmek bilmeyen sayfalara dönüşür. Mektubu postalayamadan büyükbabasının ölüm haberini alacaktır ama bu sayfalar onu dünyaya tanıtırken, bize de ilk romanı olan ‘La Casa de Los Espiritus’ Türkçedeki adı ile ‘Ruhlar Evi’ni kazandıracaktır. Sonraları yazarın diğer romanlarına da 8 Ocaklarda başlamasına sebep olacaktır bu mektup/roman.

Ruhla Evi’nde, Allende, büyükbabasının yaşlı zihnini açık tutabilmek için ona kendi ailesinden ve çocukluğundan bahsederken, 20. yüzyıl başlarında isimsiz bir Latin Amerika ülkesinde, Clara, kızı Blanca ve onun kızı Alba etrafında 70 yıllık bir serüvene sürüklüyor bizi. Burada fanteziyle efsaneyi, gerçekle gerçeküstünü, olmayacakla olabiliri birleştirerek ülkenin politik dönüşümlerini, kırsal ve kentsel yaşamını, üretim ilişkilerini sezdirmeden anlatıvermeyi başarmaktadır. Fantezi ve erotizmi ‘Binbir Gece Masalları’yla, yaşamını ve yazdıklarını belirleyen duruşu da feminist yazarlarla keşfettiğini söyleyen Allende’nin kitaplarında feminizmin ‘özel olan politiktir’ yaklaşımını görürüz.

Annesini ve yakın dostlarını suç ortağı ederek kaleme aldığı ‘Afrodit: Afrodizyak Yazılar Afrodizyak Yemekler’ adlı kitabıyla bizi yedi günahtan ikisinin derinliklerine davet ediyor Allende, diğer kitaplarından alıştığımız oyuncu, aşklı, büyülü diliyle. Kitapta iştaha ve cinsel hazza dair öyküler, bunları kışkırtan tariflerle örülerek anlatılmış. Afrodit kışkırtıcı olduğu kadar şaşırtıcı da. Kitapta balık yemeklerinin anlatıldığı bölümde, XI. Yüzyılda Japonya’da Lady Onogora’nın yazmış olduğu ‘Soğuk Balık’ adlı, kendisini usandıran titizlikteki sevgilisinin eldivenli dokunuşlarıyla yaşadığı hayal kırıklığından sonra evinin havuzundaki güngörmüş sazan balığıyla teselli bulan Hanako’nun öyküsü için Allende, ‘Bu tür bir masal anlatmak ancak bir kadının aklına gelirdi’ diyor. Böylesi bir öyküyü balık yemeklerinin arasına hem de hiç aykırı olmadan yerleştirebilmeyi de ancak onun gibi bir kadın akıl edebiliyor kuşkusuz.

Şili dünyada boşanmanın yasal olmadığı tek ülke. Allende’nin ülkenin bu gerçeğine dair nükteli bir yorumu var, ‘Kaderin Kızı’ adlı kitabında:

“İki karış aklı olan hiçbir kadın, bir erkekle kendisini eğlendirsin diye evlenmez, geçindirsin diye evlenir. Ve bir kadın eğer şansı varsa genç yaşta dul kalır.”

Ancak Isabel Allende tıpkı annesi ve kitaplarındaki kahramanları gibi evliliği yalnızca aşkla besleyebildiğinden ülkesinin hukukuna aykırı bir yaşam yolu tutturmuş.

“Biyografi yazmak çok garip bir şey” diyor yazar bir söyleşisinde, “çünkü biyografi sadece bir tarihler, olaylar ve başarılar listesidir; gerçekte birinin hayatıyla ilgili en önemli şeyler onun kalbinin gizli odacıklarında kilitlidir ve böyle bir listeye dâhil edilemez.”

‘Paula’, Allende’nin, 28 yaşında ölümcül porfiria hastalığına yakalanan kızı Paula’ya adanmış kurgu olmayan ilk romanıdır. Bu kitap da bir mektup, ama anneden kızına bir mektup olarak başlamış ve bir annenin hayatı ve bir genç kadının ölümü üzerine meditasyon haline gelmiştir.

Allende’nin hikâyeleri kişiye, Latin Amerika toprağında masalla gerçeği büyülü bir bilme şekli ile anlatmaktan başka bir yol olmadığını düşündürür. Yazma biçimi için ‘büyülü gerçeklik’ denilmesine şaşan yazar, kendisini gerçekçi bir yazar olarak gördüğünü, dilin yaşanılan coğrafyayla çok ilgili olduğunu söylerken şunu da ekliyor:

“Kafka Meksika’da doğsaydı belki de gerçekçi bir yazar olarak anılırdı.”

Yaşamda ve yazıda ‘normal/anormal’, ‘ciddi olan/olmayan’, ‘politik olan/olmayan’, ‘gerçek/gerçek dışı’ gibi ayrımlara yer vermeyen yaza, dünyanın, demokratik bir seçimle görev başına gelen ilk Marksist lideri Salvador Allende’nin halk arasında hızlı yükselişi sırasında Muhafazakâr Partililerin avuntusunu şöyle özetliyor:

“Komünistler dünyanın hiçbir yerinde oy çoğunluğunu kazanamadı. Böyle bir şeyin olmasına izin vermeyiz.”

Oysa Şili halkı komünizmle hayatın büyülü yönünü birleştirirken, Koca Pedro’nun ‘Ruhlar Evi’nde geleceğin devrimcileri Pedro ve Blanca’ya anlattıkları bir gün gelip Şili’nin gerçeği oldu: “Günlerden bir gün koca Pedro Garcia, Blanca’yla Pedro Tercero’ya, her gece kümese girerek yumurta çalıp civciv yiyen tilkiyle ona karşı güç birliği yapan tavukların öyküsünü anlattı. Tavuklar tilkinin zorbalığından illallah etmişlerdi. Toplanıp onu beklemiş ve kümese girdiğinde yolunu kesip çevresini alarak daha o ne olduğunu anlamadan gagalaya gagalaya öldüreyazmışlardı onu. İhtiyar öyküsünü, tilki, kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırıp kaçmış, bütün tavuklar da onu kovalamışlar, diye bitirdi. Blanca öyküye güldü ve bunun olamayacağını çünkü tavukların doğuştan aptal ve zayıf tilkilerinse doğuştan kurnaz ve güçlü olduklarını ileri sürdü, ama Pedro Tercero gülmedi. Bütün o akşamı tilkiyle tavukların öyküsünü düşünerek dalgın geçirdi.”

Evet. Bir kadın. Ve bir yazar. Ama sadece kadınları değil, kadınların gözünden tüm vazgeçilmezleri ile birlikte tüm hayatı anlatan bir yazar. Yazdıklarıyla herkese kendine ait bir yaşam sunabilen ‘dün’ün, ‘bugün’ün ve ‘her zaman’ın anlatıcısı bu yazar, kimi satırda bir anne, kimisinde sevgili veya bir kız kardeş, kimisinde bir çocuk, kimisinde de onulmaz karasevdaya saplanmış bir âşık olarak çıkıyor karşımıza. “Bazı insanlar kendi ilginç hikâyelerini bana yolluyorlar” diyor Allende; “ama ben onların yaşadıkları hayatları anlatamam ki! Yazdıklarımdan bana çok uzak gözükenler arasında bile yaşadıklarımdan esinlenmediğim hikâye pek azdır.”

Başka öyküleri veya hayatları Allende tarzıyla, bir Latin Amerika büyüsüyle anlatabilmek mümkün olsaydı keşke. Gerçeklerin çıplak olarak yüzümüze çarpıldığı şu dünyada birazcık da büyüye ihtiyaç duyanları, olamazı olduran, geçmişi yaşatan ve geleceği öngören bu muhteşem kadınla baş başa bırakıyoruz. Erkeklerin “bütün erkeklik yaşantıları boyunca içlerine akıtmış oldukları gözyaşları şimdi gözlerinden boşanabilsin” ve kadınların da “zevk denen; sevgilileriyle birlikte aldıkları uzun yolun en son, paha biçilmez aşaması kıvançla, acelesiz, ormanlar, bağlar, tarlalar, akarsular ve uçsuz bucaksız gökyüzüyle, kırların sessizliğiyle sarılı olarak alınabilsin” diye.

Allende’nin kitapları:

Ruhlar Evi (1982) La Casa De Los Espiritus

The Porcelain Fat Lady (1984) La Gorda De Porcelana

Aşktan ve Gölgeden (1985) De Amor y de Sombra

Ava Luna (1987) Eva Luna

Ava Luna Anlatıyor(1989) Cuentos De Eva Luna

Sonsuz Düzen (1991) El Plan İnfinito

Paula (1995) Paula

Afrodit (1998) Afrodita

Kaderin Kızı (1999) Hija De La Fortuna

Sararmış Bir Fotoğraf(2000) Retrato En Sepia

Canavarlar Kenti (2002) La Ciudad De Las Bestias

Yüreğimdeki Ülkem (2003) Mi Pais İnventado

Altın Ejder Krallığı (2004) El Reino Del Dragon Del Oro

Zorro (2005) El Zorro Comienza La Leyenda

Pigmeler Ormanı (2005) El Bosque De Los Pigmeos

Canım Sevgilim İnes (2006) İnes Del Alma Mia

Una Tribu De Novela (2007)

Tributo Al Libertador Pinochet (2007)

Günlerin Getirdiği(2008, Türkçede 2011) La Suma De Los Dias

Denizin Altındaki Ada (2010) La Isla Bajo El Mar