FERYATSIZ DUY BENİ-III

Frida Kahlo, Without Hope-Ümitsiz… (Bu yazının ilk yayımlanıp kimsenin umurunda olmama tarihi: 14 Ocak 2011 Son yayımlanma tarihi: Bugün!) ‘Yoo, olamaz’ diye geçirdi içinden. Şu koskoca şehirde bir bayan, yalnız başına bir kafede oturamıyordu. İşte yine neyine güveniyor bilinmeden insana sıkıntı veren tiplerden biri oturmuştu masasına. Birazdan oturalı en az iki dakika olduğu halde ‘acaba…

Bunu derecelendir:

FERYADA GÜCÜM YOK-I

19 Haziran 2011 LGBT onur haftası yürüyüşünden… (Bu yazının ilk yayımlanıp kimsenin umurunda olmama tarihi: 13 Ocak 2011. Son yayımlanma tarihi: Bugün!) Galata’ya vardık koptu kıyamet Henüz telefonunu istemeye bile fırsat bulamadan kayboldu kız gözden. Lezbiyenler ve gayler yürüyüşü mü ne varmış o gün şehirde tesadüf. Ellerinde bayraklar rengarenk, erkekli kadınlı kocaman kalabalık bir ordu tam onu…

Bunu derecelendir:

TASMALI (TRAJİKO)MEDYA

Köşkümde çok sıkıcı bir hayat geçirmekte iken aniden bir şey oldu. İki ev yanımızda senelerdir boş duran köşke bir aile taşındı. Ev sahibi Frau Blanche sert mizaçlı, ismi gibi bembeyaz saçlı ve mizacı gibi bakışları olan yaşlı bir kadındı. O ve maiyetiyle asla anlaşamadım ve bir araya gelemediysem de benim asıl ilgilendiğim şahsiyet evin küçük…

Bunu derecelendir:

BİR KİLO GREYFURT

Bu kısa hikaye 18 Mayıs 1991 tarihli AVNİ dergisinin ‘Mizah Öyküsü’ bölümünde yayımlanmıştır. Karadantel sokağına en son girerdi hep çöp kamyonu. Çöpçüler gündüzden arta kalan kırık kalpleri süpürürlerken penceresine flüoresan lamba ışığının hala yansıdığı tek bir kişi vardı: Sokağın en pasaklı insanı, bütün o kalp kırıklarını camından aşağı silkeleyen kızdı o. ‘Onu seviyorum’ diyerek yaslandı…

Bunu derecelendir:

DURUP DURURKEN ISABEL ALLENDE

Hiç bir şeyin durup dururken olmadığına inandığım şu dünyada Allende’nin yeni kitabının çıktığını öğrendiğim bir cuma günü, en uzak en yakın arkadaşıma, İpek’e attığım mail’e istinaden, hala Kanada’da olması sebebiyle en uzak arkadaşım olan Alanur’dan ses duymak güzel bir tesadüf değildi, zaten öyle olacaktı ve oldu. Aşağıdaki yazı ise Alanur Çavlin Bozbeyoğlu ile ortak yazdığımız…

Bunu derecelendir:

HATA BENİM GÜNAH SENİN SUÇ KİMİN?

[[ -Gitmem lazım Tunç evden on bire kadar izin aldım! – Hayır yediye kadar izin alsan iyi aile kızıdır deyip izdivaca koşucam… Sabaha kadar kalsan ellenmedik yerini bırakmıycam! Fakat ben bu on bir işini hiç bi zaman anlayamadım arkadaş! (Bahadır Boysal, L-Manyak , Şubat 2011) ]] Bazen sadece gülüp geçeriz, bazen de altında neler saklı…

Bunu derecelendir:

END’İNDE YAVAŞ YAVAŞ

HOLLYWOOD END: Ayşe ile Kerem o gün öğlen tatilinden sonra bürolarına dönmediler. İkisi de telefonlarını kapadılar. Akşama, akşamdan da sabaha kadar şehrin o manzarasından bu manzarasına yelken açtılar. İçtikleri kola bile aldıkları alkolden daha fazla başlarını döndürdü o akşam. Gece inerken birbirlerinden ayrılmak istemediler. Ama bedensel isteklerinin ani hazzına kapılıp da ertesi gün ‘ne yaptık…

Bunu derecelendir:

GAF DAĞI

Dağlardan uzun boyuma sevgilerin kısa kaldı Asık gözlerimden bakan bana gülen suratlardı Türkçe karaktersizim ben her ş’eyi s’anma sakın Uzat a’yı kat önüme şık’san yandın arkadaşım Bakışlarım sana biraz cesaret verseydi eğer Çölden göle dönerdi hep o gölgesiz sevişmeler Çölde yağmur ne gezer ki hikâyedir boğulmalar Unutmak hafıza işi asıl zor hatırlamalar Ay tutulmaz ben…

Bunu derecelendir:

YAZIMI KUŞA ÇEVİRDİN

…ilk yazım intiharımdı; sonra gerisi geldi. Ankara’da oturduğumuz senelerde yere göğe sığmaz bir komşu oğlu vardı, hatırlıyorum. Onunla kovalamaca oynadıktan sonra yorgun düşüp resim yapmaya koyulduğumuz sakin anlar, nedense hep benim çığlığımla bitiyormuş, annem anlatıyor: “Anneeee, Bedri benim resimlerimi kendi resmiymiş gibi karalayıp babasına gösteriyor!” Heyhat, kimin ne olacağı belli değil tabii ki. Adana’ya pamuk…

Bunu derecelendir: