Nereden başlasam? Okan Bayülgen’i 97-98 yıllarında Gece Kuşu isimli programı yapmaya başladığı zamanlardan tanırım. Ezberleri bozmaya ta o günlerde başlamıştı. Aradan yıllar geçti, 2013 haziranında tüm ülkenin ezberini bozan olaylar oldu. Bayülgen, Gezi olaylarında tivitler attı, selfie’ler çekti. O aralar ülke zaten halı silkelenir gibi silkelendi. O aralara girmeyeceğim. Sadece Ekşi Sözlük’te gezi parkından sonra Okan Bayülgen’i izleyememek diye bir başlık açıldığını görünce hiç şaşırmadım. Ben de o olaylardan sonra kimi sanatçı veya gazetecilerle olan koltuk mesafemi ayarlama yoluna gittim. Okan Bayülgen’le olan mesafemi de öyle ayarlamıştım kendimce. 

Sonraki yıllarda değişik isimlerle değişik (pardon ama bir saatten sonra formatı ve konuşulan şeylerin bana hep aynı geldiği) programlar yaptı. Bir programında sanırım Televizyon Makinasi idi, zirvede bırakacağım deyip bırakmıştı. Kendisinin haberi olmadı elbet ama ben epey takdir etmiştim Bayülgen’i. Ekrana yapışarak, her seçimde kaybetmesine rağmen koltuğundan vazgeçmeyen politikacı misali yapmamıştı. Çünkü talk showcu, TV yapımcısı gibi medya işleriyle uğraşan biriyseniz, hitap ettiğiniz nüfus giderek gençleşirken siz giderek yaşlanırsınız ve sonunda kendinizi Ekşi Sözlük’te çoook modası geçmiş işler yapan adamlar başlığı altında bulmanız işten bile değildir. 

Bu arda neden Ekşi Sözlük’ten bu kadar bahsettim? İzleyenler bilir, Okan’ın sözlükle organik, inorganik, kimyasal ve fiziksel pek çok bağı var benim bildiğim. Nitekim Renkli Rüyalar Oteli’nin sonunda da bazı sözlük yazarlarına entryleri için teşekkür edilmiş. 

Lafı uzattım ama gelelim Renkli Rüyalar Oteli isimli programa. Çünkü Okan’ın bugüne kadar yaptığı işleri ve biyografik bilgilerini anlatacak değilim. Merak eden internetteki onlarca röportaja ve Vikipedi bilgilerine bakabilir. Ekranların yaramaz adamı, muzip çocuğu, “Libidonuz olmadan program da yapamazsınız, dizi de çekemezsiniz,” minvalinden açıklamalar yapan bir adam bu Okan Bayülgen. 

Kısa boylu ama yüksek egolu bu adam bir süredir kendini sessize almıştı. Ya da ben duymuyordum. Kısa boylu diyorum, nerden biliyorum?

2008, NTV’de Okan Bayülgen’in sunduğu canlı yılbaşı programı. Rahmetli Aydın Boysan’ın sağ omzunun üzerinden bakan kişi benim…

2007 yılını 2008’e bağlayan yılbaşı gecesi NTV’de Müjde Ar’la beraber yaptığı canlı programda kendisini yakından görmek fırsatım olmuştu. Çünkü ben de konuk seyircilerin arasındaydım. Ha şunu da ekleyeyim. Saatler tam 00.00’ı gösterdiği anda Leonard Cohen’den çalmaya başlayan Dance me to the end of love şarkısında Okan ve Müjde dans ettikten sonra sahneye fırlayıp kendisiyle dans etmişliğim bile vardır. Ben bile zar zor hatırlıyorum ki o külliyen hatırlamaz.

TV yapımcıları veya sunucularının kendileri yaşlanıp hitap ettikleri Z kuşağı giderek hoppa zıpır vurdumduymaz ve daha internet bağımlısı bir nesil haline gelmişken Allah’tan saçma sapan TV kanallarının yerini alabilecek dijital platformlar çıktı da herkes rahat bir nefes alabildi. Ana akım derken saçmalamanın bokunu çıkaran kanalları izleyenler olarak +50 veya+60 kişiler kaldı sanırım bir tek.  

Blutv de Yeşilçam dizisinin teaser’ıyla gönlümde taht kurduğundan beridir takip ettiğim bir dijital platform. Sonra Okan Bayülgen’in Renkli Rüyalar Oteli‘nin reklamlarını gördüm birdenbire. 

Program ismini, Teoman’ın 2006 tarihli aynı adlı albümündeki pek çok muhteşem şarkının (bana göre) en müthişi olan Renkli Rüyalar Oteli şarkısından alıyor. Zaten bu isimde bir yapımı izlemeseydim, merakımdan ölürdüm herhalde. Şarkı çıktıktan sonra, o yıllarda kullandığım mini-iPodumda en çok dinlenen şarkılar listesindeki ilk beş şarkıdan biri idi. Arabesk tınıları taşımadan içinizdeki arabesk ruhu ortaya çıkaran ve içiniz dışınıza çıkana kadar içmek, taşmak, coşmak, sevişmek ya da yüzünüz gözünüz şişene kadar ağlamak isteten şarkılardan biridir. Ekşi Sözlük’teki yabancı olup da arabesk tadı veren parçalar gibi, arabesk olmayıp da arabesk tadı veren parçalar sayfasına ilk beşten girebilir. 

Sözleri, sarhoş olsak ya/ yek vücut olsak ya/ yüksek doz aşk alıp/ burda mutlu ölsek ya diyerek devam eden bir şarkının ismini taşıyan program da libidosuz yapılmazdı herhalde değil mi Okan? 

Tam da şarkının melodileri gibi sürekli, devam eden, merak ettiren, konuklarını talk show formatında değil de bir senaryo eşliğinde kısa film (aslında kısa da sayılmaz 1 saat 13 dakika) tadında ağırlayan bir program olmuş Renkli Rüyalar Oteli. 

Absürt denebilecek kadar saçma diyalogları olan, komik denebilecek kadar güldürme potansiyeli taşıyan, isim koyamadığım bir Okan Bayülgen show.

Şunu da belirtmem lazım. Zeki adamları severim. Alçak gönüllü adamları severim. Zeki ve alçak gönüllü adamları daha çok severim. Okan da eskiden programına konuk olan kişileri zekasıyla döverken şimdi artık (sanırım) yaşının da kemale ermesinden dolayı zekasıyla ağırlamak yolunu seçmiş. İçini görme fırsatını hiç bulamadığım Pera Palas Oteli’nin mistik ve tarihe dokunan havası içinde konuk edilen kişiler için yazılmış orijinal bir senaryo ile konuklarına hem oyunculuk yapma zevkini tattırıyor, hem de bize o kişileri bir filmvari oluşumun içinde seyretme keyfini yaşatıyor.

Soren Kierkegaard, Danimarkalı filozof (1813-1855)

Bir filozof ve onun fikirleri üzerinden giderek güldürürken düşündürüyor da Okan Bayülgen. Bu çok klişe bir tabir gibi kaldı belki ama sadece gülmeyi ya da sadece düşünmeyi bile yapamadığımız şu zamanlarda ikisini birden değişik konu ve konuklarla hayatıma yeniden getirmeyi başarabilmiş olan bu %65 film, %25 talk-show, %5 müzik, %5 otel tanıtımı yapım, beni ikinci bölümünde acaba neler olacak diye şimdiden heyecanlandırdı.