Filmin Künyesi

Adı: Geçen Yaz

Yönetmen: Ozan Açıktan

Senarist: Sami Berat Marçalı

Oyuncular: Fatih Berk Şahin, Ece Çeşmioğlu, Halit Özgür Sarı, Aslıhan Malbora

Yapım yılı: 2021

Geçen Yaz filmi doksanlarda dayımın Çandarlı’daki yazlığında yaşadığım yazlardan birinin amatör bir kamera ile çekilmiş hali gibiydi. Ne bir eksik ne bir fazlaydı. Bazen böyle samimi yapılmış, candan yazılmış işler, sadeliğiyle gelir kalbinizin baş köşesinde taht kurardı. İşte o zaman kâğıda kaleme sarılırdınız; eğer hala doksanlarda yaşıyor olsaydık. Ne yazık ki artık klavyeye sarılıyoruz. Maalesef o günler geçti gitti. Ama ben ve benim kuşağımdakiler aradan bir milenyum da geçmiş olsa, cep telefonsuz internetsiz o güzelim günleri özlüyoruz. 

Yönetmenliğini Ozan Açıktan’ın yaptığı, senaryosunu Sami Berat Marçalı’nın yazdığı Geçen Yaz filmi 1997 yılının Bodrum’unda geçiyor. O dönemin klasik hikayesidir, her sene yazlıkta toplanan gençler vardır, birbirini bütün kış görmedikleri için yazın başında ne kadar değişmiş büyümüş oldukları ile dikkat çeken ergenler.

Biz de filmde, o kış birdenbire kilo vermiş boy atmış ve yakışıklı bir “delikanlı” olmuş Deniz’in etrafında gelişen olayları izliyoruz. Deniz’in kendinden iki yaş büyük ablası ve onun arkadaşları artık Deniz’i de genç bir birey olarak aralarına aldıklarında, ablasının güzeller güzeli arkadaşı Aslı’ya hayran olmaması mümkün değildir Deniz’in. Ve tabii ki bu gençlerin arasına onlardan iki-üç yaş daha büyük olan, ehliyeti ve arabası olan hınzır delikanlılar da karıştı mı, işlerin hangi raddeye gideceği artık hikâye yazarına ve hikayeyi senaryolaştıran kişinin insafına kalmıştır. 

Ben size filmi anlatmayacağım. İnternette bir sürü sitede filmin “logline”ını, hatta neredeyse “sinopsis”i kadar ayrıntılı anlatımını okuyacaksınız zaten. Ben bir filmi izlemeden “spoiler” yemekten nefret eden bir kişi olarak artık “teaser”ları bile izlemiyorum. O yüzden ben filmin bende yarattığı hisleri dilim döndüğünce anlatmaya geldim. 

Doksanlar… O kadar güzel yıllardı ki… Belki de o yıllar benim yirmili yaşlarıma ait yıllar olduğu için bana öyle geliyordur. Siz yine de çok takılmayın bana. Bir insanın yirmili yaşlarını anlatmak için neye gerek duyarsınız? İnsan yirmili yaşlarında kendini anlatmak için neye gerek duyar ki? Sadece kendisine…

Gençlik güzellik fışkırır damarlarından. Ve âşık olma isteği, insan yirmili yaşlarında ise hiç peşini bırakmaz. Bizim başroldeki gencimiz Deniz’in yirmi yaşına gelmesine daha dört yılı var ama hızlıca tırmanmak istiyor ergenlik basamaklarını. O artık bir erkek olarak görülmek, arzulanmak istiyor. Ama karşısında yirmili yaşlarında ve tabiri caizse “kızların dilinden” biraz daha fazla anlayan bir delikanlı var. Deniz ne yapabilir ki bu hileli oyunda? Hele de karşısındaki genç kız her lafıyla her hareketiyle aklını başından alıyorken?

O canım doksanlı yılları ve o canım doksanlı yıllarda yaşanan yaz aşklarının güzelliğini, bir matematikçi üslubuyla ve şair edasıyla sadeleştirerek anlatmayı başarmış Onur Açıktan ve Sami Berat Marçalı.  

İlk romanımın taslağını gönderdiğim zaman Levent Cantek “Biraz sadeleştirmek lazım, üzerinde çalışılması gerek elbet,” demişti. Her şeyi yazmak, yazdığım her şeyi de süslemek istemiştim o zamanlar. Ama şunu bilmiyordum. Anlattığın şey yeterince güzelse, ancak sadeliği de sadeleştirerek anlatırsan herkesin damağında o güzel tadı bırakır. O zamandan beri uğraşıyorum o tadı yakalayabilmek için.  

Bittiği anda, gençliğimin görüntülerini, Trans-Sibirya trenin camından seyredilen o muhteşem görüntüler gibi gözlerimin önünden geçiren böyle bir filmde, o tadı yakalamış insanları tebrik etmeden duramıyorum.