“Every boxer deserves a second fight/Her boksör ikinci bir dövüşü hak eder.” Rocky Balboa

Kontak çevrilir. Bir yolculuk başlar insan beyninin pek çok şeritli kıvrımlarından birinde. Tüm yolculuklar gibi bu da yetkili bir personelin anonsu ile taçlanır:

Yolculuğunuzun son kısmı biraz tehlikeli oluyor, o yüzden bitmesine 3-5 saniye kala kemerlerinizi bağlayınız…”

Hayat bir duygular yumağı. Hepsini birden karıştırıyorsunuz ve size acı-tatlı renkleriyle ipin ucu kaçmış kocaman ebruli bir karışım veriyor. Ama bir x,y,z düzlemi aynı zamanda. Çoğu insan için güzellik, gençlik ve akıl doğrularının aynı noktada kesişmediği bir düzlem. Genç ve güzelken akıllı olamıyorsunuz, akıllı ve yaşlı iken genç ve güzel. Elinizden kayıp giden bir sabun kalıbı gibi hayat. Ne kadar çok köpürtürseniz o kadar çabuk bitiyor.

Fiziksel değil ama aklen ve ruhen yaşanan bir Benjamin Button gerçekliği ile, ergenlik ve ilk gençlikte, gittiği yahut gidemediği tüm maçlara, konserlere, lunaparklara, eğlence merkezlerine ve dünyanın neresine olursa orasına tekrar gitme isteği hiç bitmiyor insanın damarlarında. Gel gör ki bu konserlerden birinde, Beatles’ın hayata toz-pembe gözlüklerle bakan son derece sevimli el tutuşmalı şarkısının ardından, suratına kezzap yemiş kadın şarkıcının en arabesk şarkısını çarpıyor yüzünüze hayat. Müzik zevkiniz nasıldır diye pek de umursamadan…

Böyle anlarda sigara dumanı ve yüksek sesli rock müzik her zaman suç ortağınız olmaya hazırlar. Biri, beyin hücrelerinizi öldürürken, diğeri, üzerlerinde tepiniyor. Sanırım beyin hücrelerinin de arada bir ölmeleri gerekir. Geçersiz bir işlem yürüten beynin, kendini kapatmadan önceki son çırpınışıdır bu.

Çünkü, insanoğlu sürekli aynı tempoda nefes almaktan yorulur. Sonra kalp atışları hızlanır. Nefes alışları düzensizleşir. Boğazı kurur ister istemez. Vücuduna gizli bir el tarafından adrenalin zerk edilmiştir artık. Elleri ve kolları bir deli gömleğiyle bağlı olarak çaresiz kaderine boyun eğer. Şimdi içinde çırpışan tüm o duygular silsilesi, kocaman bir yumaktan ziyade, meşin bir futbol topu olmuş, penaltı noktasında dikilmekte olan bu oyuncunun ayaklarının ucundadır. Kaleyle karşı karşıyadır artık. Topla da kelimelerle oynadığı gibi oynayabilmelidir. Kelimeleri kaleminde sektirdiği gibi, topu da dizinde sektirebilen bu yetenekli topçu, ya o mesafeden gol atacaktır, ya da topu auta yollayacaktır. O yüzden maçı izleyen herkes nefesini tutar:

Susuzluktan öldüreceksin beni!

Tesadüflerin baş döndürücü bir aksiyon filmi gibi üç boyutlu sıralanmaktaki becerisi, bazen, basitçe, yoldaki tabelalar sayesinde bir yön belirler. Açılır kapanır kapılardan ya geçer, ya da kapıların dışında kalırsınız. Çember de olabilir bu. Zira dışında iseniz şekli fark etmez odanın.

Bir ‘Neredesin’ mesajına verilebilecek muhtemel bir ‘Sanırım artık kendimdeyim’ cevabıyla, kendi bildiğiniz yolda ilerlerken, dikiz aynasında kalan o bakıştır, hayat. Kısa metrajlı bir Ağır Roman filmidir.

Gençlik ve güzelliğin boynuna sarılırsınız ya, bilirsiniz ki çok kuvvetli bir boyundur bu. Bir daha hiç geri gelmeyecek kendi gençliğiniz için bir nevi ağıt yakarak ağlar gibi bir ileri bir geri savrulursunuz öylece. Ağlamanın da bin bir yolu vardır, değil mi?

Bir duygu aşuresidir bu patlama. Öfke, nefret, hüzün, istek, arzu, kızgınlık, sevgi, aşk, endişe, telaş, neşe, güven, huzur, gurur, coşku, korku, kaygı, utanç, keder, hiddet, kin, acı, kuruntu, şüphe, hayret, haz, sevinç, heyecan, mutluluk, tatmin, pişmanlık hepsi bir arada, karmakarışıktır. Ama henüz adı konmamıştır hiçbir insan evladı tarafından.

Bu yoğunlukta, insana, üç güne, üç üzeri üç yıl sığmış gibi gelir, eğer derli toplu bir giriş gelişme ve sonuç varsa ya da izahtan vareste bir anlatım. Seninle bir dakika şarkısı gibi kıymeti bilinmemiş şarkıların dakikalarını üst üste koysalar, yıllar yılı bir birliktelikte, kaç dakika aşktan ve sevgiden bahsedilebilir ki zaten? Ve şarkının sonuncu olması sonucu asla değiştirmez, çünkü sondan başa doğru okunan başka dil/din/ırk insanları gibi dağılır kalabalık konserin sonunda.

Evet. Her boksör ikinci bir dövüşü hak eder. Rocky Balboa böyle bir şey demiş midir bilmiyorum. Ama ben dedim işte.

Ve her dövüş bir iz bırakır. Peşinde.

***

Kontak kapanır. Derin bir nefes çekilir. Bilmem kaç kilometredir hangi şarkının dinlendiğine sadece o öpücüklü parfüm şişesi tanıktır.