Bir hikayeyi, diziyi ya da filmi tanıtmaya, sonunu söyleyerek başlanır mı? Bilim-kurgu hikayesi olarak yapay-zeka olayı şimdiye kadar izlediğimiz (en azından benim izlediğim) çoğu örnekte robotların insanı alt ettiği bir sonla bitiyor. Ya kendi zekamızdan daha üstün kılarak ürettiğimiz makineler “nihahahaha” çığlıkları eşliğinde bize savaş açıp, bizi yok etmeye kalkışıyor, ya da duygusal zeka da kazanan yapay zeka kendini insanla kıyaslayınca daha üstün olduğunu keşfediyor ve bu keşif yine insanoğlunun yenilgisiyle sonuçlanan bir keşmekeşe dönüşüyor. Bu yüzden fragmanında Anthony Hopkins’i görünce, bu adam 2003 yılında Amerikan tarihini anlatan 16 bölümlük Freedom: A History of Us’tan sonra bir TV dizisinde oynadıysa bu işin içinde bir iş vardır diye TV karşısına kuruldum. Çekirdek, ıhlamur ve örgü üçlüsüyle birlikte beni ekran karşısına çivileyen Westworld dizisinin ilk bölümünde, ıhlamurlar soğudu, örgüler elden atıldı, çekirdek bir kenara bırakıldı.

Bakalım yapay zekaya yeni ne katabilecek dediğiniz Hollywood yazar ve yapımcıları (Jonathan Nolan ve J.J. Abrams’a şükürler olsun ki) insandan ayırt edilemeyen bir insan-robot yaratabilmiş gelecekteki bir topluma götürüyorlar bizi. Peki ne için yapmışlar bu yapay zekalı robotları? Amaç çok şımarık: Neredeyse küçük bir ülke arazisi kadar kocaman bir eğlence parkı kurmuşlar ve bu robotları, parkın içine sırf eğlence olsun diye silah belinde dolaşan müşterilere her türlü heyecan ve macerayı yaşatmak amaçlı bırakmışlar. Burada ‘host’ dedikleri bu insan-robotlar ‘hancı’, yüz binlerce dolar verip oyun parkına giren misafirler ise ‘yolcu’ modunda. İçerideki ‘host’lar inanılmaz gerçek görünseler de aslında update, delete, restart, reload filan edilebilen, bildiğimiz bilgisayarlar. Ama bölümlerden birinden bir alıntı yapmak gerekirse, misafirlerin basitçe “sevişme ve öldürme” zevkini tatmin etmekten öteye gidemeyen çok pahalı robotlar bunlar maalesef.

Bu devasa park için senaryo yazan senaristler var. Bu senaryolara göre robot üretiliyor, eğitiliyor ve senaryoları yüklenip parka götürülüyor. Parkın asıl teması wild-west/vahşi-batı olduğu için parkın adı, dizinin adıyla aynı: Westworld.

Buraya kadar anlatmışken aynı adlı filmden bahsetmeden geçmek olmaz tabii ki. 1973 yapımı, Michael Crichton’ın yazıp yönettiği, başrolünde Yul Brynner’ın oynadığı filmin afişindeki slogan şöyle:

Westworld; where robot men and women are programmed to serve you romance. violence, anything… / robot erkek ve kadınların size romans, şiddet ve dahi her şey için hizmet etmeye programlandıkları yer…’

Brynner’ın filmi, çekildiği tarih itibariyle zamanının önünde bir etki yapmış olsa gerek. Zira 2016 yılında neredeyse hepimiz ceplerimizde birer yapay zeka ile gezdiğimiz için, bugün, bu filmi izlemek ve algılamak, ya da tahayyül etmek daha kolay. IMDb puanı ise sanırım sadece zamanın ileri teknoloji filmlerinden biri olduğu için 7. Çünkü önce diziyi sonra da filmi izleyince, robotlara kişisel tek satır söz ettirmemiş o sığ filmden etkilenerek, yapay zekanın duygu, fikir ve düşüncelerine bu kadar önem veren ve kurguyu bu minvalde kuran yepyeni bir dizi senaryosu yazdıklarına şahit oluyor insan. Ama filmi de izlemedim demeyin, komik bilgisayarları, komik robot tamir teknolojeri ve neredeyse iki cümleden fazla konuşmadan başrol oynayan Yul Brynner’ı ile hali hazırda bir fenomen çünkü!

Film ya da dizi hangi kurguda olursa olsun, yapay zekayı yaratırken insanoğlunun soyunduğu Tanrı rolü, bu gücü elinde bulunduranlar için taşınması zor bir yük gibi görünüyor. Ya da tam tersi sırf bu gücü avuçlarının içine alabilmek adına insanlar Tanrı rolünü oynamak istemiş olabilirler. Tema parkının ilk kuruluş aşamasında ortak ve dost olan iki bilim adamından Dr. Robert Ford’u oynayan Anthony Hopkins, o, ‘Ne kadar kuyumu kazarsanız kazın, beni bulunduğum zirveden indiremezsiniz’ bakışları ile rolünde ilahlaşıyor. Siz ne yaparsanız yapın, onun hep bir B planı var çünkü.

Diziyi izlerken sürekli duyacağınız bir komut var: ‘Freeze all motor functions! / Tüm hareketli fonksiyonlarınızı durdurun!’ Dizideki parkın yöneticisi olan insanların, insan-robotları herhangi bir sebeple incelemek, bakıma alabilmek veya devre dışı bırakabilmek için durdurmaları gerektiğinde kullandıkları bir komut bu. Düşünsenize, bu dünyada sevmediğiniz kim varsa, tüm motor fonksiyonlarını durdurup o kişiyi yeniden programlayabildiğinizi? Ben etrafımdaki hayvan sevmeyen tüm insanları durdurup onlara hayvan sevgisi aşılamak isterdim. Ya da sadece hayvan olabilseler yeter. Sevgi kendiliğinden gelirdi. (Love comes quickly-Pet Shop Boys) Ya siz ilk kimden başlamak isterdiniz? (Otuz iki dişi ortada, pişmiş kelle gibi sırıtan smiley)

İki bilim adamı, iki kafadar, iki ortak ve iki en büyük rakip olan bu adamlar, Westworld isimli tema parkını kurmaya başladıklarında, parka misafir ya da daha doğrusu müşteri kabul etmeden önce üç yıl mühendisleriyle birlikte parktaki robot-insanlarla yaşamışlar. Fakat ‘Bir çöplükte iki horoz olmaz’ Türk atasözünden bihaberlermiş. Yeni izleyeceklere ipucu vermeyeyim ama hangi horozun bu çöplükte ötebileceği çok çabuk belli oluyor zaten dizide. Böylece yaradılış, ölüm, var oluş, yok oluş, bilinç, bilinçaltı gibi yapay zekanın kafasını karıştırabilecek fakat gerçek insan beyninin derinliklerini besleyen kavramları iki ayrı elden yüklenmiş ve iki ayrı tarzda sorgulamayı öğrenmiş yapay zekalı insan-robot dostlarımız, gerçek hayatları sandıkları, tema parkındaki senaryolardan birinde, her günün aynı gün olduğunu fark etmeden yaşamaya devam ediyorlar. Bu senaryolarda, parkta kullanılan silahlar gerçek insanları öldürmediği ama insan-robotları gayet gerçekçi, kanlı sahnelerle öldürdüğü için, önüne gelene altıpatlarını boşaltan müşterilere eşlik ederlerken, nasıl ve kimin tarafından öldürülürlerse öldürülsünler, gerçek dünyadaki laboratuvarlarda tabiri caizse ‘tamir’ edildikten sonra tekrar oyun parkına salıveriliyorlar. Siz de TV’nin karşısında, aslında her gün aynı güne uyandıkları gerçeğine ne zaman uyanacaklar, ya da acaba uyanacaklar mı sorularıyla tırnaklarınızı yiyerek diziyi seyrediyorsunuz. Tabii buna bir de sürekli ileri ya da geri giden olaylar zinciriyle sadece ileri gittiği zaman bile bir sahnede 1800’lerin Amerika’sında toz toprak içindeki bir kasabada bir ‘saloon’da fahişelik yapan bir kadının, serseri bir kurşuna kurban gidince bir sonraki sahnede çelik masaların üzerinde özel görevliler tarafından lazerle tamir edilişini izlemek insanda zamanda zıplama hissi yaratıyor. Ne ıhlamur, ne çekirdek, ne örgü, gözünüzü diziden ayıramıyorsunuz.

Bir bölümde Dr. Ford diyor ki; ‘Everything in this park is magic. Except to the magician. / Bu parktaki her şey sihirlidir, bir tek sihirbazı için değil.’

Dizinin bir sihirbazı da, bence, müzikleri besteleyen İran asıllı Alman Ramin Djawadi. Siz Games of Thrones seviciler, bu dizinin müziklerinden tanıyorsunuz zaten bu adamı. Westworld’ü izlemek için çok sıkıcı bile bulsanız ki, biliyorum aranızda öyle bulanlar olacaktır, sizden ricam Youtube’a ‘Westworld Main Theme’ yazıp gözlerinizi kapayıp kendinizi piyano ve yaylıların akışına bırakmanız…

Westworld dizisi yazar-yönetmenlerinden Jonathan Nolan’ın ağabeyi Christopher Nolan’ın ‘The Prestige’ filminden hatırladığımız kadarıyla, bir sihir numarası üç aşamadan oluşuyordu. İlk ikisi, sihirbazın size bir şeyler taahhüt ettiği kısım ve sonra taahhüdündeki malzemeyi değiştirmesi veya yok etmesi olayı. Ama yok etmek yetmiyordu, hatırlasanıza. Önemli olan parmaklarınızın arasında kaybettiğiniz bozuk parayı, karşınızdakinin saçlarının arasından tekrar ortaya çıkarmanız, yani sihir numaranızın ‘prestij’ anı.

Bakalım Dr. Ford’un Westworld’de sihir dediği şeylerden hangisi ‘prestij’ kısmına ulaşabilecek? Yazar ve yapımcılar taahhüt ettikleri kadar iyi birer sihirbaz olabilecekler mi acaba?

İkinci sezonda izleyelim ve görelim.