Planet of the Apes, yön. Franklin J. Schaffner, 1968.

Filmin orijinal isminin “Planet of the Apes – Maymunlar Gezegeni” olduğunu görünce, 1968 yapımı ilk filme Türkçe olarak neden “Maymunlar Cehennemi” ismi verildi diye düşünüyor insan.

Çünkü insan düşünen bir hayvan. Öyle olduğu iddia ediliyor en azından. Sanırım 1968 Türkiye’sinde filmi izleyen ve filme bir Türkçe isim vermesi gereken otorite(!) maymunlar tarafından yönetilen bir gezegenin ancak “cehennem” olabileceği fikrini belirtmek istemiş burada.
Bu bilgi elde var bir.

68′ yapımı filmin başında, Charlton Heston, kendini, uzay gemisi yabancı bir gezegene çakılmış olarak bulur. Önünde uzanan bitmek bilmez çöllerde yürüyerek nafile bir medeniyet izine rastlamaya çalışır. Nihayet bir medeniyete ulaştığında, ulaştığına ulaşacağına pişman olacaktır. Çünkü gemisinin yaptığı kaza sonrası, sesini kaybetmişken, bir bakar ki bu tanımadığı gezegendeki bütün maymunlar bilge birer insana dönüşmüş, konuşuyorlar! Üstelik tabuları, dinleri, yasaları, hapishaneleri, beyin ameliyatı yaparak aptallaştırdıkları işçi maymun grupları bile vardır!

Bu bilgi de elde var iki.

Bir film yapıp tutulunca, filmin başını, sonunu, önünü, arkasını çekerek ilk filmi seri haline getiren Hollywood’a şükürler olsun ki bu bilge(!) maymunların nereden geldiğini artık biliyoruz. Meğer babası alzheimer hastası olan bir genetik doktoru, hayvanların zekası üzerinde deneyler yaparak, insanların bu korkunç unutkanlık hastalığının pençesinden kurtulmasını istermiş. Sonra bir gebe maymun bu yeni denenen ilaca maruz bırakılmış ve güzel bir bebek maymun doğmuş. Gözleri çakmak çakmak bakan bu maymun, küçükken her yaratığın yavrusu gibi sevimli imiş ama ya büyüdüğü zaman?

Maymun giderek büyürken kendini evde tavan arasında saklayan genetik doktoru da ona bir sürü zeka gerektiren şeyler öğretir. Hani maymun dersin, bakarsın, bu, değil kasaba şerifi, muhtar bile olamaz dersin. Ama yapılan zeka iğnesi… Ne kadar etkilidir, o anda bilemezsin.

Küçük bir beyne sığmayan zekanın ve uzun bir bedenden taşan kibrin ilk yapacağı iş, kendini besleyen ve yücelten otoriteye karşı gelmektir. Bu yüzden kendine bahşedilen zekayı kaldıramayan her canlı gibi bu maymun da üzerine basarak çıktığı basamaklar olarak gördüğü sisteme karşı gelir. Tutar, kendini geliştiren sistemin sevmediği bir şiiri öğrenir ve onu yüksek sesle toplum önünde okuyabilir. Sonuçta hapse atılır.

Bu da elde var üç.

Neredeyse tüm süper kahramanlı hikayelerde iyiye evrilmesi gereken zekanın kötüye evrilmesi, bir zulüm görme olayı ile başlar. Başlar ki, kötünün aslında bir zamanlar iyi olduğunu, ama başına gelenlerden dolayı onun elinde olmadan kötülük yaptığını, en azından kötülük yaptığı kişilerin bunu hak ettiğini düşünerek empati kuralım. Hem bu tarz filmlerin en güçlü karakterleri, kötü karakterlerdir. Kuvvetli bir kötüyü yenemeyen kahramana, kahraman denemez ki sonra!

Neyse, bu kadar ahkam kesmek yeter. Bizim zeki maymunumuz da kendine zeka enjekte eden sisteme ters düşerek hapse girer ve zulüm görür. Muhteşem bir kötü karakter olması için küllerinden doğarak yeniden şehirdeki beş tepeden birini ele geçirmesi an meselesidir.

Charlton Heston’da kalmıştık. O yıllarda genç, yapılı ve yakışıklı olan aktör, maymunlar tarafından aklı fikri olmadığı gerekçesi ile parmaklıklar ardına atılır. Üstelik kendine bir de “çiftleşmesi” için dişi insan verilmiştir. Ama Heston usta ne yapar eder, sesi iyileşince kendini ifade eder ve maymunları, kendinin de en az onlar kadar gelişmiş bir gezegenden geldiğine ikna eder.

Ama bu maymunlar gezegeninde, kendileri kadar zeki ve hatta egemen topluluğun adil olup olmadığını onlardan daha fazla sorgulayan bir “insan”ın varlığına tahammül edemeyen akıllı maymunlar yaşamaktadır. Sürekli, tabu ilan ettikleri, bir din kurup yasak diye duyurdukları bölgelerde ne olduğunu soran bir insan, otoritesini sorgulanmamak üzerine kuran maymun başkanının gücüne karşı tehdittir.

Güçlü maymunun gücünü elde etme ve koruma yolunu sorgulayan herkesi “bizden değildir”, “öteki”, “muhalif” hatta bir ileri adımda “terörist” ilan etmesi çok yakındır. Charlton Heston, bir ata atlayıp, dişisini de yanına alarak kaçmak zorunda kalır.

Aslında amacı bu akıllı maymunlar devrinden önce, bu uzak gezegende de sağduyulu insanların yaşamış olduğuna dair şüphelerini haklı çıkaracak bulguları su yüzüne çıkarmaktır. Ama akıllıca kurulmuş maymun sistemi, kendinden önce ve sonrasını düşünmeden “Ben gidersem bu egemenlik yıkılır” diyerek, bencilce, toplumdaki mağduriyet sömürüsüne devam etmek için, kendinden önce kurulmuş tüm medeniyeti ateşe atacak körlüktedir.

Bilgi iki ve üçten basit çıkarım: 

Bir maymun, kaldıramayacağı kadar zeka ya da güçle yüklendiği zaman ilk yapacağı şey, kendine bu gücü veren sisteme karşı gelmektir. Karşı geldiği sistem tarafından zulüm görmesi, onun sadece daha güçlü olarak sahneye tekrar çıkmasını sağlar.

En son olarak bilgi birden çıkarım: 

Tarihte hiç bir filmin sonu, bir insanı, -en azından beni- Charlton Heston’ın at sırtında uçsuz bucaksız bir kumsalda yol alırken, kumsalın en sonunda yarı beline kadar kuma saplanmış zavallı Özgürlük Anıtı’nı gördüğü anda alaşağı ettiği kadar alaşağı edemeyecektir.

Başroldeki Charlton Heston, bu akıllı maymunların, gezegenlerinde yüzyıllar önce yaşamış muhtemel bir insan ırkından evrilmiş olabileceğini düşünürken, kendi ırkının -çok değil 14-15 yıl önce- “dünya”gezegenini bir cehenneme çevirdiği gerçeğiyle yüz yüze gelir ve film biter.

Sağduyulu –olduğunu zanneden- insanların kendilerine demokratik bir üst akıl yaratmak isteyerek yetmez ama evet derken, bu, egosu, yüzde elli hormonla şişirilmiş üst aklın, tüm insanları, teslim aldığı beş tepeden, tepe tepe yöneten bir maymun zalimliğine dönüşmüş olması; bu dünyada cehennemi yaşamak değil de nedir?

Bu da elde var hiç demektir…