Where did your heart go / Did you put it on a train / Did you leave it in the rain / Or down in Mexico

Geç de olsa gelen ritm. Vücudumu saran müthiş bir sigara kokusu. Ben sigara içmem. Hızlıca dönen bir büro sandalyesi. Loş ışıklar. Neredeyse karanlık.

I belong to you / And you, you belong to me too

Uzun bir boydan beni gözetleyen gözler.

I love you, I love you it says…

Gözle görülür bir şey var havada. Kesif bir haddini bilmezlik. Ne haddi kimin haddi belli değil. Gözler yorgun. Sigara dumanı. Karanlık seni beni içine çeken. Nefret dolu gözler. Ben sigara içmem. Bunu biliyor. 

I love you, I love you it says…

Gömülebilir bir insan vücudu. Yaşayıp yaşamadığına bakmadan. Gözle görülür değilim. Nefretin ya da aşkın başıboş kalmış hali. Zincirsiz. Unchain my heart.

Hiçbir kadın dedim ya hiçbir erkeği bu gibi bu gibi bu gibi sevmedi!

Bull shit. Gözle görülebilir bir duman. Eski yılların tozu dumana katmış hali. Sağılmış bir gecenin boşluğu. Şarkılardan tutulan falların görgüsüzlüğü. Düzenli olarak gidilen psikiyatrist aşinalığı. Aşiyan yollarından ses versem duyar mısın?

I love you, I love you it says…

Kumun içinde dönen kedi. Trapped in myself. Body my holding cell.

Me before you. Ötenazi yapmak isteyen adam ile ötelerde nazicilik oynayan adam tatlişkoluğu. Her koyun my left foot‘tan asılır. 

L’Allemagne douze points.