Bu dünyada bir avuç salak kaldık. Ne bileyim bazı şeyleri kafaya takıp üzülen insanlar işte. Japonya’nın Taiji bölgesinde yunuslara eziyet ederek öldürüyorlar mesela. Nehirler kan gölüne dönüyor. Fotoğrafları var. Ya da Çin’deki köpek yeme festivaline karşı çıkmak istiyoruz. Diyeceksiniz ki Hindistan’da da inekler kutsal ve biz de onları yiyoruz. Ama size ne, öyle değil mi?

İşte bu dünyadaki bir avuç salak, böyle şeylere üzülüp duruyoruz. Ecelsiz ölen, öldürülen insanlar için endişeleniyoruz; katledilen balinalar, aç kalan Afrikalı çocuklar, Meksika’da birdenbire ortadan kaybolan ve cesetleri dahi bulunamayan liseliler, kürkü için kafası ezilerek katledilen fok yavruları…

Faşist Hitler, Yahudileri gaz odalarında öldürdü diye masum Yahudilerden yana olan, ama zalim İsrail Devleti Filistin halkına zulmettiği zaman mazlum Müslümanların yanında olan bir avuç salak. Terörist Müslümanlar Paris’in orta yerinde suçsuz Hristiyanları tek tek kafalarından kurşunladığı zaman Hristiyanlar için üzülen ama ırkçı Hristiyanlar Müslümanları Amerika’ya almayalım diye kampanya başlattığı zaman suçsuz Müslümanların safında yer alan bir avuç salak.

Terör örgütüne karşı verilen savaşta şehitlerimize ağlarken, aynı bölgede terörist avlamak için açılan ateşler ile, yuvalarına ateş düşen insanlar için de üzülebilen bir avuç salak. Sırf ülkenin biraz batısında yaşıyoruz diye, doğusundaki tüm insanları terörist ilan edemeyecek kadar aptal, “Ya ne uğraşıyor bu TSK, Sivas’tan doğusunu kökten yaksın yıksın olsun bitsin!” diyemeyecek kadar gerizekalı bir avuç insan!

Halbuki bize ne Afrika’daki çocuklardan? Hatırlasana bir ara Somali’ye milyonlarca lira yardım parası toplandı, tonlarca yardım malzemesi gitti, unutuldu bitti. Bizde böyle şeyler moda. Biraz Özgecan’a ağladık, biraz Berkin Elvan’a yürüdük, bir grup Fırat için ağıtlar yaktı, bir diğer grup “Hrant” oldu, “Charlie Hebdo” oldu. Ama medeni insanlar gibi birleşerek çoğalacağımıza, çöplükteki mikroplar gibi bölünerek çoğaldık.

O’cu, Şu’cu, Bu’cu olmayı, “insan” olmaya tercih ettik. Çünkü sırtımızı dayadığımız bu topluluklardan gelecek çıkar ve rant meseleleri, sadece bir insan olarak yolumuza devam etmekten çok daha fazla fayda sağlayacaktı. “Sen beni gör, ben de seni göreyim”cilikte adım adım ilerlerken; merhamet, vicdan ve kendini karşındakinin yerine koyma duygularımız kurumuş topraklar gibi döküldü üzerimizden. İnsan topraktan yaratılmıştı ya, toprağı döküldü; geriye paraya,pula, ihtişama aldanıp kanmış, bu dünyayı kendine kalacak sanan ve her konuştuğunda ağzından tükürükler saçarak etrafını da zehirleyen saf kötülük kaldı.

Hani göz pınarları çapaklı, siyah derisi yara bere içinde, zayıflıktan kırılacak derecede aç, zar zor yürüyebilen, annesinin, kendini ve diğer 10 kardeşini emzirecek sütü olmayan bir köpek yavrusu fotoğrafı görürsünüz bir yerlerde… Biz bir avuç salak, o yavrulara bile kıyamazken, herhangi bir sebepten ölmüş ya da yaralanmış bir insan görünce:

Kimdir, kimin nesidir,

Ak mıdır kara mıdır,

Alevi midir, Sünni midir,

Türk müdür, Kürt müdür,

Eceliyle mi ölmüştür, intihar mı etmiştir,

Kız mıdır, kadın mıdır,

Gay midir, normal midir,

Kapalı mıdır açık mıdır,

Paralel midir, düz müdür,

Sağcı mıdır, solcu mudur,

Sizden midir, bizden midir,

Diye sormadan üzülemeyen, ağlayamayan, tepki veremeyen insanlarla aynı ülkede ve dünyada yaşıyoruz.

Dün İstanbul’da bir canlı bombanın kendini patlatması sonucu 10 kişi öldürüldü. Ölenlerin çoğu Alman vatandaşı idi. Sultanahmet’e bir Alman bayrağı kondu mu? Ülkemize gelen misafirlerimizin güvenliğini sağlayamadık ama en azından insanlığımızı kaybetmedik demek için diplomatik baş sağlıkları hariç vatandaşlar tarafından çiçek götürüldü mü? Ben görmedim. İstesem de göremem, zaten konuyla ilgili konuşmamız yasak. Yasak olmasa da, esnafından tüpçüsüne, berberinden lokantacısına, taksicisinden sigortacısına, yoldaki teyzesinden camiden çıkan amcasına kadar pek çok insan diyecek ki… Hatta dedi ki:

“ADAAAAAM SEN DE!”

Esnaf kan ağlayacak ama ölenlere ya da sebepsiz yere öldürüldüklerine değil! Pek çoğuna bir mikrofon uzatılacak ve “Bundan sonra işler kesat gidecek abi, yandık biz yandık!” derken ana haber bültenlerine çıkacaklar. Çünkü çöplükteki mikroplar gibi çoğalmanın sonucu mikrop gibi düşünmeyi, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demeyi gerektirecek.

Kimseyi O’cu, Bu’cu Şu’cu diye yaftalayamayan “Yılanlar sadece bana değil kimseye dokunmasın” ve hatta “ÇOCUKLAR ÖLMESİN” dediği için terörist ilan edilen bir avuç salak kaldık. Ve hatta bu cümleyi dinledi/yayınladı diye, toplum tarafından linç edilmemek ve paçasını kurtarmak için özür dilemiş insanlarla aynı havayı soluyoruz.

Biz dünyadaki bir avuç salak, herkesin kendi inanışı, inanmayışı, örfü, adeti, ananesi gereğince yaşaması gerektiğini savunurken; en merhametli, en bağışlayıcı dine inandıklarını söyleyenler, kendileri gibi görünmeyen ve düşünmeyenlere savaş açmış durumdalar. Bombalar patlatıyor, evleri şehirleri yakıyor, yıkıyor, tüm dertleri olan PARA, PETROL ve GÜÇ için önlerine gelen herkesi yok edip oluk oluk kan akıtıyorlar.

“Teyze amca bir imza ver!

Çocuklar öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler!”

Diyen yok artık! Maalesef, Nazım Hikmet, VATAN HAİNLİĞİNE DEVAM EDİYOR HALA!

Kilometrelerce ayrımlı yol yapıldı ama bizi iyi insan ve kötü insan olmaktan ayıran yolda bir arpa boyu bile ilerleyemedik. Aksine kan akıtmak isteyenlerle, yetmedi bu KANLARLA DUŞ ALMAK isteyenlerle doldu bu dünya! Zalimin zulmüne dur demesi gereken “Batsın bu dünya”cılar bile bizi sattı!

Çocuklar şeker yiyemeyecekse, dünyanın batısındaki çocuklar yaşayabilsin diye dünyanın doğusundaki çocuklar patlamalarda öleceklerse BATSIN BU DÜNYA! Ama biz yetişkinlerle batsın!

Çocuklar ölsün… Cennete gitsinler…

Ve dünya bizim tepemize çöksün…

O kadar çok kan aksın ki, kanlarımızla duş almak isteyenler ister duş alsınlar, ister gusül abdesti alsınlar, ister küvete doldurup yıkansınlar, ister yüzlerine sürsünler!!!

Benim temennim memleketi daha fazla kan gölüne çevirmeden inşallah kendi kanlarının içinde boğulsunlar!