İş bu mektup NABER dergisinin 3. sayısındaki “Stiiv Cobs’a Er Mektubu”na cevap olarak Stiiv Abi tarafından yazılmıştır…

Sevgili Oğlum;

Sen er’mişsin. Sen hakikaten ermişsin. Nereden bildin benim burada kantinci olduğumu? (‘Oldu mu’ deyince ‘mu’ ayrı yazılıyor; ‘olduğumu’ deyince, birleşik. Mu’suz kalın inşallah! Hatta bir ‘t’ de ben ekleyeyim mutsuz kalın!)

Sen bana mektubunu Türkçe yazınca ben de Türkçe öğrenmek zorunda kaldım. Açtım telefonun dil öğretme uygulamasını, diyeceğimi sanıyorsan yanılıyorsun. Baktım ölüyüm. Ölünce bütün diller aynı geliyor insana. Ne de olsa ölünün peşinden yakılan ağıtlar hep aynı tonda.

Her neyse. Vadevır da derler buna bizde. Mektubu Zincirlikuyu mezarlığına gömmekle iyi yapmışsın. Zaten gelmesi uzun sürmedi. Elden ele şehir çöplüğüne ulaşmış, oradan da çöpe atılmış bir faks makinesi ile yollayıvermişler. Merak etme, burada da teknoloji peşimi bırakmadı. Elektrik tellerini de yer altına alıyorlar ya, sıkıntı yok.

Sen mektup gömmeyi akıl edersin de, bizim çocuklar mezarıma eski telefonlarını gömmeyi akıl etmezler mi sanırsın? Bir zamanlar Laleli’deki bavul ticaretini geçti benim burada sattığım ikinci el ayfonlar. Ne ‘Yu ar olveys on may maynd’ diyen Elvis’i kaldı ki telefonunun hatırlatması hep açık. Ne ‘İmecin no poseşınz’ diyen Con’u kaldı ayfon almadık.  Con da koleksiyon yapıyor maalesef. Marilin’in çektiği selfiler serimize yetti. Adolf desen vatzap’ta last siin’ini gizleyerek takılıyormuş. Hep şüphe duyuyorum, gene bir haltlar karıştıracak diye.

Sizin yörelerden bir şair, şiirini bile apdeyt etti:

‘Ne 11 Eylül saldırısı

Ne Suriyeli göçmenler

Bir elinde ayfon

Bir elinde dijitürk kumandası

Umurunda mı dünya’

Bir tek mavi gözlü bir adam var; ‘Senin adını saatimin kayışına tırnağımla kazıdım’ diyor kadınına. O ilgilenmedi teknolojik işlerle. Ama ben ona jest olarak kayışına karısının ismi kazınmış bir ayvoç hediye edeceğim. Daha haberi yok, 15 Ocak doğum günüymüş, o zamanı bekliyorum.

Bana kendi hatalarınızı sıralayıp ‘Biz zaten böyleydik, seni bahane ettik abi’ diyorsun ya çok kanıma dokundu. Ben teknoloji denen tek tuşu kalmış canavarı sürekli ilerletirken, böyle ‘mala bağlayın’ istememiştim. Herkesin, yaşamın ve dünyanın güzelliklerinden zevk alması için; insanların, birbirlerinin farklılıklarından faydalanması için daha çok zamanları kalsın istedim.

Elinizdeki minik bir aletten yabancı dil öğrenin; artık eski moda kurslara gitmeyin istedim. Koskoca ciltli sözlükleri karıştırmayın; cebinizdeki makine, bir kelimeyi her dile çevirsin istedim. Bir gezginin dünyanın öteki ucunda çektiği yanardağ görüntülerini, ayağını kırıp evde oturmak zorunda kalan ilkokul çocuğu anında görebilsin istedim. Bizi yönetenler gizli politikalar güdemesinler; her millet kendi kaderini ilgilendiren önemli olaylardan anında haberdar olabilsin istedim. Birbirinden uzakta bulunan anneler evladından, kocalar karılarından, sevgililer birbirinden haber alsın, kağıt-kalemle uğraşılmasın, gazete bayiine gitmeye zahmet etmeden herkes her gazeteyi okuyabilsin, ağaç kesilmesin, insanlar doğayla barışık yaşayabilsin istedim. Siz ne anladınız tüm bunlardan?

Sessize alma fonksiyonu olan ama asla alınmayan bilmem kaç cigabaytlık bilgisayarcıklarınıza salak saçma resimlerinizi depolayıp, o resimleri bizim Zuckerberg’in yine muhtemel iyi amaçlarla kurduğu sitesinde saniyede milyon sayıda paylaşır oldunuz. Herkes, kimin, nerede, kimle ne bok yediğinden haberdar af edersiniz ama; hiç kimsenin hiçbir şeyden haberi yok! Terrabaytlarca çöp.

Finıyıs ve Förb’teki Doktor Dufenşimörtz gibi her icat ettiğime bir ‘kendini yok et’ tuşu koymadığım ve o bütün tuşları tek bir kırmızı tuşla kendime bağlamadığıma bin pişmanım. En az Oppenhaymır kadar pişmanım. Neden mi? O tek seferde 146.000 insanı öldürdü; ben milyonlarca insanı yavaş yavaş insanlıktan kopararak etkisiz hale getirmeyi başardım.

Yine de tesellim var. Açma-kapama düğmesi elinizde. Ses kısma düğmesi de. Nilili nülülü seslerini, cenazelerde çalan Ankara’nın bağlarını, yaşlı amcaların torunları tarafından telefonlarına yüklenen ‘uuu beybi beybi itz a vayld vorld’ seslerini kapatabilirsiniz. Kameralar yerine gözlerinizi, duymak için kulaklarınızı, konuşmak için ağzınızı açabilirsiniz. Gülücük göndermeyip, karşınızdakine gerçekten gülebilirsiniz.

Bu arada sizin memleketten 7 Haziran’dan sonra buralara düşenleri merak ediyorsan, selamları var. Üzülmeyin diyorlar. Yerin altı yerin üstü gibi değil. Burada herkes gerçekten eşit.

Fiseyn Emmin ve Rıza Dayın benim yanımdalar. Şimdi bu mektubu onlara vereceğim. Sizin köydeki kaçak hazine avcılarının eşelendiği yere kadar iletecekler. Bir küpe de ayfon 6S doldurdum. Bakalım yerin altından son model telefonlar çıkınca nasıl mala bağlayacaklar hıyarağaları!

Işıklar içinde yat diye nasıl canı gönülden dilediysen, sizin Soma’lı 301 madenci az önce başlarında ışıklarla yanıma uğradılar. O yüzden bir dahaki mektubunun ucunu sakın sigarayla filan yakma. Sonra Cem Abi başlıyor ‘Bence artık sen de herkes gibisin’ diye dertli dertli çığırmaya. Biz burada yıkılıyoruz.

Ben şimdi Abraham Abi’nin yanına gidiyorum. ‘Gavırnmınt of dı pipıl, bay dı pipıl, for dı pipıl’ diyor da başka bir şey demiyor. Bunadı zaar.

Bizim Halivud Er Rayın’ı kurtardıydı, inşallah benim bu yazdıklarımın da sana bir faydası olur.

En kısa zamanda görüş-me-mek ümidi ile.

Not:Sen şimdi muradına er’din değil mi?

Stiiv Cobs Abin.