Oysa anneme, babama, kardeşime, bizim mahalledeki herkese, bir de yukarı mahallede oturan Necla Abla’ya “Ben bütün bunları Kafa’ya yazdım” demiştim.

Mahalleli “Kızım seninle kafa buluyorlardır, böyle dergi adı olur mu?” deyince; “Size ne bu onların seçimi!” diye çirkefleşmişim. Ama bana en çok koyan emekli EEG teknisyeni olan babamın gizli tepkisi olmuştu:

“Hanım biz bunu küçükken iki kere kafa üstü düşürdük ya, ondan kelli bunun kafa kâr etmedi galiba” diye fısıldamıştı anneme bir aralıkta.

Kardeşim zaten hiç ciddiye almadı beni:

“Sende o kafa varsa, git ÖYS’ye çalış, ne dergisi ya!”

Yapılacak bir şey yoktu. Ya da tek bir şey vardı: Yaptığım seçimde inat etmeye devam etmek. Hem benim neyim eksikti ki? Boy desen, bir elli beş. Kilo desen, altmış beş. Gözlükler tekmili birden 3,5 numara. Çiller desen öyle. Çiller mi? Yok canım. Soyadım değil. Nerde bende o kafa, gidip Amerikalarda okuyacak? Ama yine de mahallenin bu başından su başına kadar beni tanımayan yoktu hani.
Su başı deyince bizim şehirde ne çok su kesilirdi o zamanlar. Sonradan fark ettim ki mahallenin delikanlıları benim oflaya puflaya koca bidonları eve taşımama yardım etmeye gelmiyormuş meğer su başına. Necla Abla da su almaya gelirdi. Ama ne gelmek! Herkes gelirdi o gelince…

Normalde dizini biraz örten basma etekliğini, suyun başına gelince sanki yere değecekmiş gibi toplayıverirdi. Bir “Hıh!” çıkardı tüm delikanlılardan hep bir ağızdan! Sonra toplanmış ve artık kalçalarının şeklini belli eden etekleriyle belinden ağrı bir eğilirdi düşürdüğü bidon kapağını almaya! Bir de “Hoh!” çıkardı delikanlılardan hep bir ağızdan!

Biz diğer fani kızlara gelince… N’oluyo be? Ben kafa dedim, yazı dedim, mahalle dedim. Siz Necla Abla’nın kalçalarını hayale daldınız. Hadi be ordan! Dağılın bakiyim! Sizi gidi mahallenin bıçkın delikanlısı geçinen Necla Abla tacizcileri sizi!

Sinirlendim ya. Dur, nerede kalmıştım? Annemle babam diyordum, bana inanmadılar ya. Büyük dayım vardı rahmetli Orhan Dayı. O inandı bana. “Yaz kızım”, dedi, “Kafana göre yaz.” İkinci bir ilk emir gibiydi bu bana. Seçimimi yapmama yardımcı oldu.

Kardeşim ÖYS’de seçimini tıptan yana kullandı ve kazandı. Sinir bilimci oldu, Zihni Sinir’i kıskandırır yani. E sinir nerde, kafada. Kafa doktoru bir nevi.

Ben hâlâ buralarda takılıyorum. Kalem kağıt yerini klavyeye, o da sanal klavyeye bıraktı. Necla Abla mı? O gün, su başında, Necla’ya yanık iki delikanlıdan biri diğerini bıçakladı. Bıçaklanan hastaneye gitti; bıçaklayan hapse girdi. Necla Abla’yı da ailesiyle beraber mahalleden sürdüler. Delikanlılardan birinden yana seçimini yapsaydı, herkese mavi boncuk dağıtmasaydı; kim bilir belki evinin hanımı olacaktı şimdi. Sonradan duyduk, bir kopuğun peşine takılmış, İstanbul’a kadar gitmiş. “Sana film yapıcam” mı ne demiş güya serseri. Akıllı kadındın ama fazla güzeldin be Necla Abla. Bizim toplum güzel kadının akıllı olmasını istemez. Hele bacakları. Tarifsiz uzard_neyse işte. N’aparsın?

Benim gibi gözlüklü, çilli, bir elli beş boyunda ve marifet sayısı bir elin beş parmağını geçmeyen kızlar ise kavalyeleri olmadığı için klayveleri ile dans ederek sürdürüyorlar hayatı. Bizim seçimimiz de bu. Belki güzel olsaydım bana da “Sana film yapıcam” diyen bir kopuk çıkardı öyle değil mi? Hayırlısı.