Bucket-Home

Çok çok uzun zaman önce, çok çok uzak ama çok çok büyük bir ülkede, çok çok büyük bir kral yaşarmış. Bir gün bu Büyük Kral kendine 999 odalı bir saray yaptırmaya karar vermiş. Demiş ki:

“Madem ben Büyük Ülke’nin kralıyım, çok büyük saraylarda yaşamalıyım!”

Derken ülkenin başşehrine gerçekten büyük ülkelerin büyük krallarına layık 999 odalı bir saray yaptırmış. Sıra Büyük Kral’ın bu saraya taşınmasına gelmiş. Tabii ki bu sarayda yalnız yaşamayacakmış. Oda sayısı o kadar çokmuş ki, her odaya bakacak hizmetkârlar, sarayı koruyacak muhafızlar, yemek pişirecek aşçılar, yemeği tadacak çeşnicibaşıları, yemeği servis edecek garsonlar, Kral’ın canı sıkkın olduğunda onu eğlendirecek zaman soytarıları ve daha niceleri bu sarayda yaşayacakmış.

Bütün bunlar olup biterken saraya çok uzak bir şehrin, çok uzak bir kasabasının, çok uzak bir köyünde, küçücük ahşap bir evde bir dede ile torunu yaşar giderlermiş. Dede, tek erkek evladını kasabada bulunan maden ocağında kaybettiğinden, Torun da annesini ölen kocasının ardından üzüntüden yakalandığı verem sonucu yitirdiğinden beri bir lokma bir hırka, her akşam Allah ne verdiyse şükrederek mutlu mesut günlerini geçirirlermiş. Kışları Torun ilkokula gider, Dede ise baharın ektiği, diktiği şeyleri kasaba pazarında satarak günlük geçimlerini sağlamaya çalışırmış. Yaz gelince çocuğum, yaşlıyım demezler; tarlalarda ırgatlık yaparak önlerindeki kışı çıkarabilecek kadar arpa, buğday stoklamaya ve peynir-zeytin alabilmek için para biriktirmeye çabalarlarmış.

Gel zaman git zaman, Dede bir gün gittiği köy kahvesinin televizyonundan Büyük Ülke’sinin Büyük Kral’ının, 999 odalı bir Büyük Saray yaptırdığını öğrenmiş. Ama Dede görmüş ki, bu Büyük Ülke’nin Büyük Kral’ı, o Büyük Saray’ın içinde yüzlerce hizmetkârıyla yaşamasına rağmen hâlâ çok mutsuzmuş.

Dede günlerce kara kara düşünmüş, düşünmüş. Sonunda Büyük Kral’ının eksiğinin ne olduğunu bulmuş: Büyük Kral Büyük Saray’ında sadece 999 odası olduğu için mutsuzmuş. “Eğer bir göz odacık da biz eklersek, Büyük Kral’ımız ömür boyu mutlu yaşayacak” diye düşünmüş.

Bu fikrini Torun’una açmış. Neyse ki Torun’u yaşından olgun bir çocukmuş. O da Dede’sine elinden geldiğince yardım etmiş. Ve evlerini söküp tüm o ahşapları ve iki sandığa sığabilecek kadar az olan eşyalarını bir eşeğe yükleyip başşehrin yolunu tutmuşlar.

Sonunda başşehre varmışlar. Sora sora Büyük Saray’ı bulmuşlar. Büyük Kral daha önce halkına:

“Bu saray benim değil, sizin malınızdır!” diye buyurduğu için bahçesinden içeri kolayca girerek önce küçük bir çadır kurmuşlar. Derken Dede başlamış getirdiği ahşaplardan 999 odalı sarayın kıyısına 1000. odayı çakmaya.

Şans bu ya, Dede’nin odayı çakıp işini bitirdiği gece Noel arifesiymiş. Büyük Kral, Büyük Saray’ının 1000. odasının inşasından gurur duyarak saraydaki tüm personele hafta sonuyla birlikte 5 günlük Noel izni vermiş. Kendi de 999 odasından en büyüğüne giderek ısmarladıklarını getirmesini emrettiği Noel Baba’yı beklemeye başlamış.

Bu arada saraydaki bütün hizmetkârlara izin verdiği için kimse ona yılbaşı yemeği hazırlamamış. Odadan odaya koşmuş. Kimse şömineleri yakmadığı için sıcak bir oda bulamamış. Kimse çay demlemediği için içini ısıtamamış. Bütün gece o odadan, o odaya çaresizce koşmuş, durmuş.

Dede ve Torun, eski evlerinin yeni yerinde, odun sobalarında kalan son kütükle, midelerinde içtikleri son tarhana ile, çay bardaklarında son çayları ve bacaları hâlâ tüterken mutlu ve mesut otururlarmış. Noel Baba emredildiği gibi kendine ısmarlananları bırakmak üzere tam zamanında Büyük Saray’ın üzerine gelmiş. Ama tüten baca arayan geyikleri, hiçbir bacanın üzerinde duman göremeyince, arabayı doğruca 999 odalı sarayın yanındaki 1000. oda olan kulübeciğin bacasına yöneltmişler. Sonra başlamışlar bacadan aşağı getirdikleri hediyeleri atmaya.

Başlarındaki minicik bacadan kutular dolusu hediye yağan Dede ve Torun önce ne olduğunu anlamamışlar. Dördüncü kutudan sonra Torun’un aklı başına gelmiş, Dede’sine “Hızlıca kutuları açalım,” demiş. Açtıkça her kutudan üzerlerinde hiç bilmedikleri ülkelerin hiç bilmedikleri krallarının resimleri olan renkli ve hep 100 rakamı yazılı kağıtçıklar çıktığını görmüşler. Noel Baba’nın yetişemedikleri hızıyla bu kağıtçıklara ne yapacaklarını bilemezken, Torun birden sobanın ağzını açmış ve hediye kutularını sobaya atmaya başlamış.

Yanan son kütükten sonra sönmek üzere olan sobalarının alevi parlamış. İçeri tekrar ısınmış. Çayları tekrar kaynamış.

Noel Baba ve geyikleri saraya ait 999 kutuyu sıfırlayınca sıra 1000. ve sonuncu hediyeye gelmiş. Noel Baba elinde tuttuğu ayakkabı kutusunu bacadan içeri atmış. Dede tam bunu da kağıtçık dolu sanıp sobaya fırlatacakken kutucuk birden açılıvermiş.

Meğer bu Torun’un Dedesi için dilediği hediyecikmiş. Kutunun içinden çıka çıka sağlam bir lastik ayakkabı çıkmış. Geçen sene kendine ayakkabı alan Dede’sinin bütün seneyi yırtık ayakkabı ile geçirdiğini bilen Torun, Noel Baba’nın bu hediyeyi getirmesine çok ama çok sevinmiş.

Gökten 1(ve)000(üç sıfır) hediye düşmüş. Sıfırla yanlar yanmış, geriye 1 doğru kalmış.