IMG_0199.JPGBazı hikayeler mutsuz başlar, mutlu sonla biter. Mutlu sonlar genelde Hollywood filmlerinde yaşanır diye biliriz değil mi? Peki bizim Hollywood’dan neyimiz eksik? Biz Safranbolu’da yaşıyoruz, karşıdan karşıya sincapların geçtiği şehirde…

Kendimize ait hikâyenin sonunu hazırlayamasak da bizden daha güçsüz yaratıkların hikâyelerini iyileştirmede rol alabiliriz belki. Tıpkı kumsaldan denize atılan o denizyıldızlarından bir tanesinin hikayesi gibi…

Bu sefer denizyıldızımız bir köpek. Hem arka ayaklarından biri topal hem de gebe siyah-beyaz bir zağar köpek. Zaten hayatı çok kolaymış gibi bir de sağlam arka ayağına araba çarpınca hareket edemez hale gelen köpeği liseli çocuklar bulmuşlar. Birkaç yere gittikten sonra bana geliyorlar:

“Tuğba Teyze, bir köpek var, ayağı kötü durumda kımıldayamıyor…”

Hemen fırlayıp gidip bakıyoruz ki hayvan hem gebe hem sakatken bir de araba çarpmış. Safranbolu Belediyesi’nin barınağını arıyorum hemen. Veteriner Kubilay Bey’i. Bu barınak iyi ki var.

Durumu anlatıyorum, tamam diyor, hemen getirin köpeği.

Hayvan anestezi almak zorunda. Bunun yavrularını etkileyeceğinden korkuyoruz. Ama arka ayağa baştan aşağı dikiş atılmak zorunda. Üstelik parçalı kırık. Ameliyat edildikten sonra artık yürüyemediği ve 10-15 güne de doğuracağı için sokakta yaşaması imkansız olan köpeği evime getiriyorum. Benim de iki tane köpeğim var. İkisi de dişi. İkisi de şu anda kısırlaştırılmış olmalarına rağmen yaralı köpeğin geçtiği yollardan geçtiler, tabii araba çarpması hariç. Evdeki çocuk komşunun çocuğunu bile kıskanabiliyorken, hayvanlar o kadar güzeller ki… Onun bir şekilde acı çektiğini mi anlıyorlar, yardıma ihtiyacı olduğunu mu kokluyorlar, yanına gidip bir koklaşıp tanıştıktan sonra hiç kötü bir şey yapmıyorlar.

Evimin alt katında yaşayan Çarşı Köpek, siyah-beyaz olduğu için ben artık ona bu adla sesleneceğim, hem iyileşmeye çalışıyor hem doğumunu bekliyor. Fakat doğurduktan ve yavrularını sahiplendirdikten sonra bile sokaklarda yaşayamaz. Tek ayağı zaten sakatken, öteki ayağının da tam iyileşip iyileşmeyeceği meçhulken bu mümkün değil.

Evimde maksimum iki köpeklik yer olduğu için ona ben de bakamam. Tam bu noktada aklıma ilk müdahaleyi eden Safranbolu Belediyesi barınağı geliyor. Ama iki arka ayağı da sakat bir hayvan kapalı mekanda hiç hareket etmeden sonsuza dek nasıl kalsın ki?

Çarşı Köpek 28 Ekim’de kaza geçirmesinden 12 gün sonra sekiz tane yavru doğurdu. Doğumuna kadar yürüyemeyen, sürünen anne köpek; doğumdan sonra mucizevi bir şekilde ayaklanmasın mı?! Hem topal ayağının biraz da olsa kullanılabilir olması hem anneyi güçlendiren lohusalık hormonları hem de bebek bakıyor diye sütlü etsulu beslenmesi sayesinde ayaya kalktı Çarşıcık.

Yavruları günbegün büyüyorlar. Üçü erkek beşi kız olan yavrulardan erkek olanlar hemen yuva buldu. Doğanın kanunu bu maalesef. Doğurganlık için anaya minnettar olan tabiat ana, iş bakım ve beslenmeye gelince bu doğurganlığı dişinin başına bela ediyor: ‘Kızana gelir uğraşamam ben’ diyerek kimse dişi köpek yavrusu sahiplenmek istemiyor.

Bir erkek ve bir dişi yavrusu da Ramsey’in bahçesinde bakılmak üzere komşumuza sahiplendirildikten sonra dört dişi yavru ve anneleri sokakta kalma tehlikesiyle karşı karşıya…

Tabii ki onları sokağa atacak değilim. Ama istiyorum ki Çarşı tam sağlıklı bir köpek gibi yürüyemez koşamazken, sokaklarda yaşamak, çöplerden beslenmek zorunda kalmasın. Yavrular, kimilerine göre dokuzunu bir gancık köpeğin gunladığı encikler olarak çöplüklerde büyüyebilir, tekme atılabilir, arabayla bile ezilse günahı kimsenin boynuna olmayabilir yaratıklar. Beş vakit ‘Yaratılanı severim yaratandan ötürü’ derken bile, bu kadar acımasız davranabilenlerimize benim söylenecek hiçbir sözüm yok zaten…

Ama söz söylemek istediğim vicdan sahibi insanlara sesleniyorum ve soruyorum:

“Bahtsız köpek Çarşı’yı yavrularıyla beraber ömrünün sonuna kadar yaşayabileceği, çocukların ve ona sevgisini verecek herkesin onu ziyaret edebileceği bir yerde, bir askeri yerleşkede, bir okul kampüsünde, bir orman işletme parkında yaşatabilir miyiz acaba?”