orhan38e792a3c150e4d0Sayın Orhan Gencebay;

Belli ki bazılarımızın tepkileri sizi çok rahatsız etmiş. Ben de kaç gündür size tepki verememekten dolayı rahatsızım.

Birileri bir yere davet etmiş ve siz de buna icabet etmişsiniz. Buradan bakınca üzülecek, kızılacak, şaşılacak bir şey yok. Amma ve lakin…

Memleketin güney ve güneydoğu sınırları kelimenin tam anlamıyla kevgire dönmüşken…

“Sınırımızdan içeri yüz bin Suriyeli girse kitlesel göçe dönüşür” denmiş ama gelen mülteci sayısı belki de milyonları aşmışken…

Kontrolsüzlük, takipsizlik ya da vurdumduymazlık sonucu maden işçilerimizin hayatını kaybettiği bir ilçede bir devlet büyüğünün kendi ve danışmanı acılı vatandaşları tekmeleyip tokatlamışken…

Ramazan ayının başından itibaren etin kilosu kırk lira olmuşken…

Koskoca bir inşaat şantiyesi olan en büyük şehirlerimizde mantar gibi bitmiş üniversitelerin ilanları, eğitim sistemimizin, kaliteden ödün vererek sadece reklamla öğrenci toplamayı amaçlayan pespaye kurumlardan oluştuğunu göstermişken…

“Yüzde elliyi evlerinde zor tutuyorum” denerek ötekileştirmenin en kabası yapılmışken…

“Camiye ayakkabı ile girdiler, camide içki içtiler” dedikleri insanlar için atıp tuttuktan sonra cami yakanlar hakkında tek kelime bile edilmemişken…

“Terör örgütü ile görüşen şerefsizdir” dedikten sonra hangi kapalı kapılar ardında kimlere ne sözler verildi ise şimdi önümüzdeki seçimlerle bu sözlerin meyvelerini toplamaya hazırlanmışken…

Bir zamanlar kol kola gezdiği ama sonradan paralel devlet adını verdiği toplulukla çıkar çatışması olur olmaz “inlerine gireceğiz” diyerek savaş açmışken…

17 ve 25 Aralık’taki meselelerden küçük bir omuz hareketi ile sıyrılmış ve evlerdeki para sıfırlamaları daha bitmeden Türkiye’nin dışarıdaki tüm itibarını da sıfırlamayı başarmışken…

Allem kallem ederek bir referanduma sıkıştırılmış seçim sistemi değişikliği ile Türkiye’yi iki arada bir derede Amerikan tarzı partili, bağışlı, propagandalı (cumhur)başkanlık seçimlerinin eşiğine getirmişken…

Aileden birilerinin İsrail ile ticaret yaptığı söylentileri almış başını gitmişken…

Kolundaki bilmem kaç liralık saatin kimden ve nereden geldiğini açıklayamayan devlet büyüğüne “saatiniz kaç” diye soran kişinin işten atıldığı söylemi ortalıkta dolaşıp dururken…

Bir müzisyenin kendine ait olmadığı bir sosyal medya hesabından söylemediği bir söz üzerine karşıt görüşlü diye konseri iptal edilmişken…

Televizyonlar ve gazeteler her şeyi onların istediği gibi yazanlar ve yazmayanlar olarak ikiye ayrılmış ve yazmayanların hayatta kalması zorlaştırılmışken…

Tüm ücra köşelerinde öğretmen açığı olan memleketimde öğretmen atanabilmek veya herhangi bir devlet işine girebilmek; istediklerini işe alabilmelerini sağlayan KPSS denen adaletsiz bir sınavla yozlaştırılmışken…

Eğitim sistemimiz 4+4+4 ile dört dörtlük bozulmuşken…

Yükselmesini sağlayan yandaş iş adamlarının parası ile kız ve erkek çocuklarını yurt dışında okutabilmiş olmasını sonradan “Benim başörtülü bacım” edebiyatı ile ezilmiş ve inanç hürriyetine müdahale edilmiş olduğunu iddia ettiği kendi seçmeninin önüne sürekli temcit pilavı gibi getirebilmişken…

Askeri Silivri’ye, polisi imama teslim ederek, iftira ve sahte delillerle ordusuzlaştırılmış, polissizleştirilmiş Güneydoğu’da yeni bir yavru devletin erken doğumuna çanak tutmuşken…

Her ne sebeple ve her ne mezhepten olursa olsun, yine yangına körükle gittiği bir toplum ayaklanması sırasında muhtemel devletin polisi tarafından öldürülen gençler için ailelerine bir başsağlığı bile dilenmemişken…

Güzel ülkemizdeki din, dil ırk farklılıkları, ayrımcılık sağlanmak için son yollarda körü körüne körüklenmişken…

…………………………..

Bir davet aldık, gittik diyerek halkının bu kadar karşısında olan bir kişinin tarafında saf tutacak kadar saf olamazsınız.

İnsanların davete katılan STK’lar, işadamları, bilim insanları ya da gayrimüslim temsilcileri varken şükür ki sadece sizlere tepki gösteriyor olmaları, maalesef sizi hala sevdikleri ve güvendikleri anlamına geliyor.

Sadece kendi kıyısındakilerin elinden tutan, karşı kıyıdakilerle arasındaki tüm gemileri yakan, TV’ye her çıkışında ejderhalar gibi ağzından ateşler saçarak ülkede kindar nesiller inşa eden bir tarafta yer almanıza sevenlerinizin gönlü ve vicdanı razı gelmemektedir. Size tepki vermemiz bundandır.

Asıl mahalle baskısı “Bitaraf olan bertaraf olur” sözündedir. Bu inanılmayacak bir şeydir. Bazı kişilerin oluşturduğu sınıf farklılığına ayna tutmaktır. Ötekileştirmeye bir tuğla daha koymaktır.

Size bu olayın, karşı kıyıdan bakılınca nasıl üzülecek, kızılacak, şaşılacak  kadar kötü göründüğünün resmini çiziyorum.

Vizyonsa vizyon, alın size onların dilinden konuşan tele-vizyonların saatlerce gösterdiği bu seçim kampanyasını keşke evinizden seyretseydiniz diyorum.

“Batsın Bu Dünya” protest bir yapıttır demişsiniz. Madem öyle ben de sizi protesto etme hakkımı kullanıyorum.

“Beni böyle sev, seveceksen” değil, “Bana bir de bu açıdan bak, ya sev ya terk et” demenin dayanılmaz hafifliğini yaşıyorum.