bolu daki çiçek kedi

Kadriye Hanım ve Bolu Beyi Pasajı’nın on yıllık kedisi Çiçek…

Önceden hep büyüklerle konuşuyordum, olmadı. En büyüklere gidelim dedim, Sayın Başbakan’a mektup yazdım, olmadı. Muhalefet partilerinden birinin, CHP’nin başkanına mektup yazdım, o da olmadı.

“Komşusu açken tok yatmak” dedim, olmadı. “Yaratılanı severiz yaratandan ötürü” dedim, olmadı. “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” dedim olmadı. “Sırat köprüsünde bizleri bu hayvanlar taşıyacak” dedim, olmadı. “Ama ağızları var, dilleri yok” dedim yine olmadı.

Sonunda çocuklarla konuşmaya karar verdim, onlar anladılar, ama henüz büyümediler.

Sadece kendimize mal ettiğimiz şu dünyada gün geçmiyor ki insanın hayvana ettiği zulme tanık olmayalım. İnsanın insana ettiği zulümden hiç bahsetmeyeceğim bile. O zulüm, politikacı büyüklerimizin, Nato Genel Sekreteri’nin, İnsan Hakları Örgütü’nün filan sorunu. Ben buradan tek başıma onlar için bir şey yapamıyorum maalesef…

Bugün Bolu’da yaşayan Çiçek isimli bir kedi hakkında bir haber okuyunca onun için bir şey yapabileceğimi düşündüm. On yıldır sevenleri için neşe kaynağı, anlaşılan sevmeyenleri için de sinir bozucu pis bir hayvan olarak sessiz sedasız yaşayıp giden Çiçek isimli kediye bakan Sayın Kadriye Özgören’e şikayet üzerine noterden ihtarname geldiğini öğrenince bu kediyi evime davet etmeye karar verdim.

Yıllardır onlarca kedi bakmış bir insan olarak yetişkin kedilerin sürekli bakıldığı beslendiği mekanlara, çok zorda kalmadıkça, hastalanmadıkça ulu orta hacetini yapmadıkları bilgisini bir tarafa bırakıyorum. Kedinin akşamları kapalı alanlarda bırakılmaması durumunda bir lokma bir hırka (bile istemeden) hayatını sürdürebileceği, sonuçta on yıldır o mekanın bir müdavimi olarak gelene gidene alıştığı için kimseyi tehdit etmeden yaşamını sürdürebilme ihtimalini de es geçiyorum. Kısırlaştırılmış olduğu için kızana gelip civara erkek kedi dadandırmayacağını, çoğalıp bazılarına göre bir sürü pis yavrusunu etrafa salmayacağını söylemeye gerek bile duymuyorum.

Yavru da olsa, anne de olsa, gebe de olsa, hasta/yaralı/bacağı kırık da olsa hiç bir canlıya ve o canlıya merhamet eden hiç kimseye merhamet etmeyen canlar, sadece kendi canının kıymetini düşünen zihniyetlerle karşı karşıya geldiğimizde susmak  ve öbür yanağımızı dönmekten başka bir çaremiz kalmadığını yaşayarak görmüş durumdayım. İnsanoğlu sadece kendisine ait olduğuna inandığı yaşama hakkını, ne yazık ki hukuku da kendine alet ederek (ki yasaların da bu zihniyet tarafından yapıldığını burada göz ardı edemeyiz) kendinden güçsüz başka yaratıkların elinden almaya muktedir hale geliyor. “Güçlü olan haklıdır” yasası insana ve doğadaki tüm yaratıklara karşı tıkır tıkır işliyor…

İşliyor ama tam burada “Benim de yapabileceğim bir şey var” deyip araya giriyorum. Buradan Bolul’da yaşayan herkese sesleniyorum. Çiçek kedicik sığmadı ise bir pasaja, buyursun gelsin Safranbolu’da artık bir evi var. Kedilerim Beyaz, Pembu, Mirp, Yeni Gelen, Çolak, Sarış ve Küçmin’le beraber ona kucak açmaya hazırız. Gidecek yeri olmayan kedilerle biz bir aile olarak mutlu ve huzurlu yaşarız.

Bu arada Google’a “Bolu’da kedi” der demez Mengen yemeği “Kedi Batmaz” karşıma çıkınca, hayatımda karanlıkta kalmış iki büyük mesele aydınlığa kavuştu. Birincisi babamın erkek kardeşimle ben sabah uykusunu biraz uzatınca “Hadi kalkııııııın! Çaylar kedi batmaz olduuuuuuu!” diyerek bağırmasına bu yaşıma kadar bir anlam verememiş olmamdı. Meğer bir yemek varmış hamurlu, tavuk ciğerli filan. Çaylar çok koyuldu demek isterdi herhalde babam…

İkinci mesele ise “kedi batmaz” diye yemek ismi olan bir memlekette bile kedi batarsa, bu memleketteki kedilerin ve sevenlerin hali harap; vermezdi herhalde kimse bir lokma yemek, olmasaydı bu iş sevap!