red_house_flickrBabası Hurşit Bey annesi Nadide Hanım’ı ‘Sarı pancurlu, kırmızı badanalı bir evimiz olacak ve çocuklarımız büyüyünce kolayca artist ya da futbolcu olacaklar’ diye kandırmıştı. Ama o beyaz badanalı ve pancursuz bir evde dünyaya geldi. Annesinin kandırıldığını da renkleri öğrendiği gün anladı.

Orman takviminin o günkü sayfası gübre çeşitleri ve kullanımı hakkında bilgi, bir Bektaşi fıkrası ve o gün doğanlara isim içerdiği halde o hala doğmamıştı. Bu durumda ebe hakemin uzatmaları oynattığına karar verdi ve top çevirmeye başladı. Sonunda ‘Nurtopu gibi bir oğlunuz oldu’ kalıbını kullandıysa da, o daha çok bir hentbol topuna benziyordu.

Babasının memuriyeti dolayısıyla değil, hiç kimseyle ve dahi öğretmenlerle de anlaşamadığından ilk ve orta öğretimini çeşitli okullarda tamamladı. Liseden sonra Ortadoğu Teknik Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü kantinine çaycı olarak girdi. Buradaki faaliyetleri sonucu ‘Tatlıyı ve Tuzluyu Aynı Anda Yiyebilenler Derneği’ni kurdu. Dernek çalışmaları arasında yer alan kekle ayran içme faaliyetini yerine getirirken bu davranışı şüpheli bulunmuş ve göz altına alınmıştır.

Bir süre sonra kendisini gözaltına alan bayan polisle evlendi. Bu evlilikten bir kız bir erkek çocukları olsaydı kızın adını ‘Hasret’ oğlanın adını ‘Hayret’ koyacağını hep söylerdi. Fakat iki kız çocuğu oldu ve ikinci kızına uzun bir bocalama evresinden sonra ‘Müebbet’ adını koydu.

Karısı çok eskiden tutuklayıp hapse attırdığı fakat hapisten kaçan bir kaçakçıyla arayı uydurup evden kaçınca iki çocuğuyla kalakaldı. O sıralarda büyük kızı ÖSS küçük kızı da SBS sınavında başarısız oldu. Karısının acısına bunlar da eklenince gözleri görmez, dizleri tutmaz oldu. Hayatta çaycılıktan sonra yapabildiği tek iş olan babasının milli piyangodan kazanıp adına bankaya yatırdığı paranın faizini de çekemez oldu. Aynı şubede üç kez yanlış şifre girince bankamatik kartını yiyen makineye karşı açtığı davayı kaybetti. Büyük kızını bir davulcuyla evlendirdiğinde laf edenlere nispet olsun diye küçük kızını da onun zurnacı arkadaşına verdi. Daha sonra iki damadı Berlin Filarmoni Orkestrası’nın temelini kurdular. Ayrıca torunu Hikmet Can Karavan bu orkestranın yönetmenliğini uzun yıllar sürdürdü.

Günlük güneşlik bir Kasım akşamı bu kez hakem son düdüğü tam zamanında çaldığından hocanın beklemesi gerekmedi. Cenazesi Cuma namazından sonra Zincirlikuyu mezarlığında toprağa verilemedi, o sırada mezarlığı sel basmıştı.

Ölümünden beş yıl sonra şiirleri ve gezi yazıları en yakın arkadaşı tarafından bir kitapta toplanamadı çünkü o hiç şiir ve gezi yazısı yazmamıştı. Arkasından kalan tek yazıt ise odasının duvarına pembe yağlı boya ile yazdığı şu yazıydı:

‘Ölüm de ayrılık da Allah’ın emri de, ya şişme kadın olmasaydı!’