heavenstairway

Giriş kapısındaki ‘Lütfen kapıyı kapatınız’ yazısı kıştan kalma olduğunu ilk bakışta belli ediyordu. Çünkü bu güzel bahar gününde yüzünü cömertçe sergileyen güneşten kimse mahrum kalmak istemezdi. Danışmada oturan memurun uyku mahmurluğunu atması için sorusunu iki kere sorduktan sonra ikinci kata çıktı Sevgi Hemşire.

Otuz iki yıllık hemşirelik hayatında Türkiye’nin dört bir yanını görmüştü. Sorulduğunda ‘Her bir yeri, her insanı ayrı ayrı güzel yurdumun’ derdi. Şimdi ise başkentin saygıyı, hoşgörüyü unutmuş kalabalığından ve gürültüsünden kurtulma umudu ile muhtemelen emekliliğini geçireceği son tayin yerini bildiren evrakı almaya gelmişti.

Binadan çıkarken bakanlığın Tayin İşleri Müdürlüğü’ne, asıl evrakın postada kaybolduğunu anlamadıkları ve ‘Belgeleri kendiniz gelin alın’ diye direttikleri için kızmıyordu artık. Seyyar satıcıların ve sanki bedava mal dağıtıyorlarmış gibi üst üste yığılmış halkın arasında debelenirken ‘Neyse ki bu son geçişim buralardan…’ diye seviniyordu.

Akşam lojmana döndüğünde yıllarını yalnızlığıyla paylaşmış tüm insanlar gibi gerektiğinden fazla bir şey bile kirletmeden yemeğini yedi. Küçük tüpünün üzerine ufacık çaydanlığını yerleştirdi, çaydanlığın ağzına da çabuk kaynasın diye bir tabak kapadı. Demlik kullanmaya bile üşeniyordu artık. ‘Şu Avrupalılar bizi de kendileri gibi tembel ettiler, alete edevata alıştırdılar’ diyordu hep. Ama poşet çayın, peçete havlunun, uzaktan kumandanın rahatını da inkar etmiyordu. Neredeyse kumandası kadar ekranı olan minicik televizyonundan dünyaya bakarken bir yandan da ertesi gün yapacaklarını planladı.

İlk işi bankasına gidip kendine bir kredili mevduat hesabı açtırmak oldu. Bordrosuydu, imzasıydı, cüzdanıydı derken kafası karışmıştı ama otomatik bankadan bir gencin yarımıyla da olsa para çekebildikten sonra keyfi yerine geldi. Çarşı pazar gezmeye başladı.

Daha önce içine girmek şöyle dursun önünden geçerken vitrinine bakmaya bile yeltenmediği mağazalara girdi sırayla. Yazlık-kışlık, renkli-beyaz, spor-abiye gönlünün beğendiği ne varsa onun oldu o gün. Akşama doğru karnı acıkınca pahalı bir lokantaya girdi. Hesabı almaya gelen garson iki dakika sonra dönüp kartınızın limiti dolmuş deyince, kredi kartının işlevini saya saya bitiremeyen banka müdürüne hiç kızmadı. Cüzdanını çıkardı, hesabı ödedi, bahşişi unutmadan.

Lojmanına dönerken duyduğu mutluluğun sebebi ne yeni giysileri ne ömründe ilk defa bu kadar pahalıya yediği yemekti. O, bu akşam bulaşık yıkamayacağına seviniyordu sadece.

Ertesi gün yeni aldığı eşyalarını yine yeni aldığı bavullarına özene bezene yerleştirdi. Şöyle bir etrafına bakındıktan sonra tayin olduğu yere doğru yola çıkmaya hazırdı.

Şehrin en kalabalık caddesi üzerindeki en yüksek binasının en üst katına çıktı asansörle. Sonra hepsi birbirinden ağır üç bavulu çatı katına taşırken belini incitti. Ama görevi daha önemliydi, önemsemedi.

Binanın kenarında duruyorlardı, üç bavulu kendisi ve saygıdan sadece ikiye bile katlayamadığı şeffaf zarf içindeki tayin kağıdı. Önce bavulun birini itti aşağıya. İnsanlar yanı başlarında patlayan ve içinden daha naylonundan çıkarılmamış onlarca giysi olan bavulun şokundalardı ki, ardından elinde sıkı sıkıya tuttuğu bavuluyla bir de kadın indi yukarıdan. Kadın bavullardan birinin üzerine düştüğü için o bavul patlayamamış, fakat öteki iki bavuldan metrelerce uzağa fırlayan ganimetleri kapanlar tabanları yağlamışlardı bile.

Önce gazeteciler geldi, sonra polis, sonra da ambulans. Birinin ‘Kadının biri kendini aşağı attı’ yerine ‘atıyor’ demesi üzerine itfaiye bile geldi. Ambulanstakiler tanıdılar onu, ‘Bu Sevgi Hemşire’ dediler. ‘Hayat verirdi herkese, mesleğini çok severdi.’

Polis memuru Sevgi Hemşire’nin kanına bulanmış şeffaf zarfı olay yeri inceleme ekibine uzatırken seslendi: ‘Komserim cesetin üzerinden resmi bir evrak çıktı.”

Zarfı temizleyen ekip elemanının tek düze sesi bütün konuşmaları böldü: ‘Amirim tayin evrakı bu, yalnız tayin yeri CENNET diye belirtilmiş.’

Komiser ambulanstakilere dönüp ‘Canını verecek kadar çok mu severdi mesleğini?’ diye sorarken Sevgi Hemşire tayin yerine götürülmek üzere siyah poşete yerleştiriyordu.