cain_ableBu yazının ilk yayımlandığı ama kimsenin umurunda olmadığı tarih: 26 Kasım 2010.
Bu yazının son yayımlandığı tarih: Bugün!

Ve kayığına bindi. Yanına bir anlam aldı. Açıldı.

Uyandığında boğulmuştu. Otopsi masasında yatmaktaydı. O ise hala açık denizde bir balina tarafından yutulmuş Pinokyo ve Gepetto’yu düşünmekteydi.

Otopside karnında Kabil ile Habil’i buldular. Kim bilir ne zaman yutmuştu katil ile maktulü. Kardeş kavgasının ilk örneği kendisi tarafından sonlandırılmıştı demek. Bu insanlık tarihinde büyük değişikliğe yol açacaktı.

Kabil ile Habil birbirinden yakışıklı ve babayiğit iki kardeştiler. Babaları onlara para değil ama azim ve inanç miras bırakmıştı. Bir ara biri babasına ‘babacığım seni tuz kadar seviyorum’ deyip babasını küstürmüşse de o başka bir masalın konusu. Zaten devamı da saçma. Neymiş ülkede tuzu yasaklamış da her şey çok lezzetsizmiş de falan filan.

Bu Habil ile Kabil her akşam mesai çıkışı aynı spor salonuna gidiyorlardı. Sonradan kaslı göğüsleri yüzünden epey bir taş taşıdılar Firavun Akhenaton için.

Karısı Nefertiti bunları görünce kıyamadı ağır işe koşmaya, kendi hizmetine aldı. Düşündüğünüz üzere taş gibi delikanlıları taş taşımada kullanmadı tabii bir daha. Hep kız kardeşleri Luhud yüzünden kavga ettiler sanılır öteden beri. Ama maalesef kardeşlerin arasını açan bu firavun karısı idi.

Öyle ki birbirleriyle yarıştırmak ve kızıştırmak için elinden geleni yapmış. Bir gün, hayvancılıkla uğraşan Kabil’den bir yemek istemiş. Yemek; dananın içine konmuş kuzunun içine konmuş hindinin içine konmuş ördeğin içine konmuş tavşanın içine konmuş bıldırcının karnındaki siyah zeytinin 3 gün 3 gece çevrilerek piştikten sonra ikram edilmesiymiş. Kabil tüm bu hayvanları bulup getirmiş ama tarım yapan kimseyi tanımadığı için bir türlü zeytin bulamamış. Sonunda istemeye istemeye kardeşine sormuş. Kardeşi hemen kesesinden bir zeytin çıkarıp vermiş: ‘Bir şartla!’ demiş. Bunu yediği gece Nefertiti’nin ziyaretine ben gideceğim.

Kabil güzeller güzeli kraliçeye hepten rezil olmaktansa mecburen kabul etmiş. İçinden de ‘Geceye Allah kerim’ demiş.

Meğer kelimesi tarihte ilk burada kullanılmış olmalı. Hani beklediğimiz şeyin aslında o şey olmadığını anlatmak için. Meğer o zeytin tanesi küçük kara bir hurmaymış. Nefertiti hurmayı yemiş ve o kadar lezzetli bulmuş ama o kadar susamış ki su içmekten karnı şişmiş. O gece ne Kabil’i ne Habil’i görmek istememiş. Böylece kardeşin kardeşi öldürmesine engel olan meyve kutsal sayılmış ve üstüne içilen su da zemzem olarak anılmış.

Bu yüzden bin yıllardır bilinen Kabil’in kendi ikiz kız kardeşiyle evlenme derdinden Habil’i öldürme meselesi yalan mı diye düşünmemek elde değil.

Bakındım. Otopsi masasında değilim. Bir doğumhanede sezaryen oluyorum. Meğer yutmamışım onları, doğuruyorum. Âdem kapıda hemşirelerle laklak ededursun, ben biri kız biri oğlan ikiz bebeklere hayat veriyorum. Oğlan Kabil’im diyerek doğuyor, kız ‘gömün beni’ diye yalvarıyor. Koskoca bir insanlık o anda gözümde hiç oldu. Eğer erkek kardeşi tarafından zorla karısı yapılıp tecavüze uğramaksa bu kızın kaderi; insanlık tarihinin yanlış bir başlangıcında doğmaktı suçu.

Kadınlığını masada bıraktı. Doktorun elinden bıçağı aldı. Hemşirenin yüzünü kesti çıkardı, kendi yüzüne taktı. Kanlı çarşafları arkasında bırakıp kaçtı.

Havva’nın kaçtığına delil olsun diye çarşafları balkona astılar. Ama bu Havva’nın kaçtığını ispatlamadığı gibi yüzyıllar boyunca gerdek gecesi akıtılması beklenen bekâret kanının sergilenmesi felaketine yol açtı. Sevdikleri erkek uğruna kanını ilk sevişmede akıtamayan nice kız, bıçaklanarak öldü, çünkü erkekler buna açtı.

Âdem hemşireyi karısı sandı. Hemşireden doğanlarla insanlık hem çoğaldı hem de tarihte ilk ensest yaşandı.

Kaçarken kızını da alıp götüren Havva uzun yıllar Arjantin’de yaşadı. Sonradan Madonna ağzıyla ne kuşlar tuttuysa da kiliseye bir türlü yaranamadı, ama bu Eva’nın hayatını anlatan müzikalde başrol oynadı.

Kıssadan hisseye gelince kıssa kısaydı, uzadı bitti, vatandaş anasını da aldı gitti. Onlar erdi muradına, o sırada gökten üç elma düştü, birine Dimes, birine Cappy, birine Tamek reklam filmi çekti.

Konuk fıkra: Koskoca Hoca’nın lafına inanmıyorsun da eşeğin lafına mı inanıyorsun behey zalım?!