20121231-113248.jpg

Tuğra, annem ve ben ev yapımı pasta börekle doğum günü kutlanan o güzel eski günlerde…(Tarih, 3 Nisan 1977)

Sessiz bir ankara sabahı… Bilemiyoruz önümüzde uzanan hayat nelere gebe… Ama Burcu’nun yani kardeşimin karısının neye gebe olduğunu biliyoruz! Umarım 2013’te bize sağlıkla gelecek Can’a! Yukarıdaki resimde kardeşim de, doğacak oğlunun temsili resmidir aslında!

Ankara sessiz değil aslında. Bu şu an içinde bulunduğum evin sessizliği. Herkes uyuyor. Allah yokluklarını göstermesin, uyudukları için evin sessiz olduğunu bilmek büyük bir nimet!

Yoksa babamdan dinlerdim:

“Kızım kalk sırtına bir hırka giy! ayağına çorap giy!”

“Çorap giydim baba.”

“O zaman hırkanı giy de gel!”

Dün Ankara’nın ilk ve en büyük AVM’lerinden biri olan Ankamall’de alışveriş çılgınlığını kokladım. Noel Baba rolüne soyunmuş bir sürü anne ve baba (ben de dahil olmak üzere), doyumsuz hale getirdikleri çocuklarına olmadık Çin malı oyuncaklar almak için kuyruğa girdiler.

‘Yarın Eda Doğdu’ derken yazdıklarımın hepsi bu yeni yılla gelecek Can bebek için de geçerli aslında. Bir erkek çocuğu geliyor ve oyuncak olarak silah isteyecek , top-tüfek isteyecek. Biz “Oğlum bak bunlar oyuncak tamam ama gerçekleri korkunçtur, insanı yaralar hatta öldürür, savaş çıkarır, savaş da berbat bir şeydir,” diye anlataduralım; bir yerlerde bazı kötü adamlar daha müthiş silahlar üretmeye ve insanlar daha kolay öldürülsün diye onları satmaya devam edecekler.

Sonra ceplerine sığmayan bol sıfırlı paralarını bankalara yatırıp İsviçre Alpler’inde çocuklarını kayak yapmaya götürecekler yılbaşında. Belki otel animatörleri Noel Baba kılığına girecekler ve o çocuklara paranın alabileceği en lüks hediyeleri beraberlerinde getirecekler.

Bu sırada Can, elinde plastik silahıyla “Dışıv dışıv!” diyerek bizlere ateş etme taklidi yapadursun, o yarım yamalak konuşması hepimizi gülmekten kırıp geçirecek. Uykusu geldiğinde kuştuyü yastığı ve elyaf yorganıyla yatırıldığında BPA’sız biberonu ve anne sütüne eşdeğer mamasının en iyisiyle mışıl mışıl bir uykuya dalacak. Ta ki henüz iki yaşına girmemiş ablası Eda bir çığlık atıp onu uyandırıncaya dek…

Bir yerlerde bir kız çocuğu elinde kafası koptu kopacak bebeği, üstte başta ve ayakta yok, karda kardeşinin elinden tutmuş, komşu eve doğru sümüğünü çeke çeke yürüyor olacak. Kim bilir kaçıncı çocuğunu doğurmak için döşekte kıvranan annesine yardım istemeye gidecek. Babası devleti adına köy koruculuğu yaparken o bol sıfırlı paralar kazanan adamın sattığı hain silahlardan biriyle tam başından vurulacak. Kız çocuğu ve erkek kardeşi yetim kalacaklar.

Benim oğlum, dersi bittiği andan itibaren “Anne lütfen modemi aç n’olur n’olur n’olur!” diye yalvarmaya devam edecek. Alpler’den gelen çocuklar, babalarının aldığı süpermegamüthiş oyuncaklar otelden evlerine zamanında kargolanamadı diye kıyameti koparacak, diğer oyuncaklarını kırıp paramparça edecekler.

Eda çok lezzetli ve vitaminli çorbasını yerken arada sırada kafa çevirmeye devam edecek. Can henüz emeklemeye başlarken yapabileceği en tehlikeli şey annesinin terliğini ağzına götürmek olacak. Tüm aile üstüne kanatlanıp ellerini ve ağzını yıkayacak. Mutlu ve mikropsuz hayatına devam edecek.

Bu gece pek çok lüks mekanda yahut evde herşey yenecek, içilecek ve israf edilecek. Dün akşam televizyondaki doktorun pek de objektif olmadan yaptığı açıklamalara göre “bu yılı yeni yıla bağlayan saatler tam on ikiyi gösterdiği o önemsiz an”da içilen içkiler, yenilen tatlılar, pastalar filan tam da tavana vurmuş kolesterol ve kan şekerimize zarar verecek.

Bu yılı yeni yıla bağlayan saatler tam on ikiyi gösterdiği o önemsiz an, küçük kız çocuğunun kim bilir kaçıncı çocuğunu doğurmak için döşekte kıvranan annesi kan kaybından ölecek. Komşu, babası yok, annesi de az önce ölmüş bu çocuklar ve onların ablaları, ağabeyleri için bir lokma ekmek vermeye çalışsa da, hemen muhtarla devlet yetkililerine haber salacak. Çocuklar ne olduğunu anlamadan Çocuk Esirgeme Kurumu’nun en yakın birimine…

Ama hiçbir ülkenin hiçbir dine ait Papa’sı, Başpsikoposu, Hahambaşı’sı veya Diyanet İşleri Başkanı, esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adını anarak, otelleri, AVM’leri, restoranları dolduran para babalarımıza, varken alan, bir yerine iki satın alıp israf eden tuzu kuru büyük toplulumuza bir fetva verip:

“Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz, bir yiyiniz ikincisini olmayanlara gönderiniz, sahip olduklarınızı paylaşınız, olduğu zamanları değil olmadığı zamanları düşününüz,” demeyecek.

Her zamanki gibi şekilsel günahlarla o kadar meşgul olacağız ki, insanlığın beraberce işlediği toplu günahlara hepimizin katıldığından bihaber yaşayıp gideceğiz.

Babam ve annem uyandı. Kaç gündür bizlere güzel bir yılbaşı akşamı hazırlamak için uğraşıp duruyorlar, yorulmuşlar anlaşılan ben de sesimi çıkarmadım. Şimdi kopar gelir babam:

“Kızım hırkanı giy!” demeye.

Ne demeli, bize bir ‘Can’ getirecek yeni yılınız kutlu olsun.