20121003-010604.jpg

Taşınmak evinizi bin parçalık bir yap-boz gibi parçalara ayırmak ve sonra diğer evde taşıyıcı adamların hallaç pamuğu gibi dağıttığı parçaları birer birer yerine koymaktan ibaret. Biraz sabır ve biraz kararlılık istiyor o kadar.

Taşındıktan sonra bir eve neler gereklidir? Neler gerekli değildir ki? Ben eve (sanırım) tam anlamıyla yerleşirken ve her odayı tek tek kafamda canlandırırken, beynimdeki odaların kapılarını kapatmak zorunda kaldım. Hele bir de taşınma olayına arada bir üç günlük küçük tatil ve okulların açılmasını da ekleyince her şey birbirine girdi.

Kafamdaki yazı yazma, kitap okuma, doğayı görüntüleme, fikir üretme odacıklarını bir süreliğine ‘Tadilat nedeniyle kapalıyız’ tabelasıyla askıya aldım. Halbuki uğrayanlar bilirler ki tadilat nedeniyle kapalı dükkanlar ya el değiştiriyorlardır ya da iflas etmişlerdir.

Kelimelerim iflas etmese de biraz dinlendiler bu aralar. Sonbaharın gelmesiyle yaz rengini güze bırakan Eflani yolumdaki ağaçlar bana renklerden oluşmuş kelimelerini tekrar fısıldamaya başladılar. Ne demiştik yazmaya başlarken: ‘Yolda giderken sonbaharın göz hafızama sunduğu renk cümbüşünü tekrar görebilmek için bir sene beklemem gerekecekti. Sırf bunun için bile bir sene daha yaşamaya değer.

Fikirler hapsedildikleri odalardan klavye sayesinde çıkıyorlar. Onların başka kişi veya kuruluşlara ihtiyaçları yok. Biz gelelim yerlerine yerleştirilmek için profesyonel kişiler isteyen ev eşyalarına.

Eve taşınınca ev sahibimden ilk isteğim alçakta kalan balkon duvarına alüminyum korkuluk yaptırmasıydı. Razı geldi, Şahin alüminyuma ısmarladık, geldi ve takıldı. Orda gördüğüm çelik, statik yeşil boyalı çitlerden köpeklerim için ısmarladım. Ölçü aldık. Gelip takılmasını beklemeye koyulduk.

Çamaşır makinesi ıslak zeminde durduğu için servisi aradım, geldi, altına yükseklik koydu, çalıştırdı, gitti.

O aralarda bir yerde okullar açıldı. Küçük beyefendiye okul kıyafetleri alındı. Pantolonların paçaları ve belleri Eflani’de Uslu manifaturada tadilat gördü. Defter- kitapları tarafımdan bizzat kaplandı. Servisçiyle konuşuldu, yeni adres verildi. Her gün iki saat gelip, Metehan okuldan gelince onu karşılayacak yardımcı teyze bulundu, evin anahtarı ona teslim edildi.

Evde duvara monte edilecek matkap ve profesyonel mobilyacılık isteyen pek çok şey vardı. Özdemir Mobilya’nın oğlu geçen sefer taşındığım evlerde olduğu gibi burada da imdadıma yetişti, geldi, duvara monte edilecek ne varsa taktı. Gardırobumun kullanışsız bölümlerine raf yapmak üzere ölçü aldı. iki hafta sonra getirip rafları taktı. Ama işleridolayısıyla gece gelen ustalar gardroba raf pimi çakmaya başalayınca, hafta içi geç saatte komşulara gürültü gidecek diye rafları koydurmadım. Az önce bir fırsat bulup rafların pimlerini kendim çaktım ve o iş de bitti.

Sonra takılacak stor perdeler için Karabük’teki Asya Perde’ye başvurdum. Ayrıca taşınmadan önce yüzünü değiştirmek üzere koltukçuya verdiğim ve kırmızı çiçekli kumaş kaplanınca artık baba koltukluğundan anne koltukluğuna terfi eden koltuğun kumaşından perde dikilecekti. Asya perde tam zamanında storları taktı ve perdelerimi dikip yetiştirdi.

Doğalgaz hattı çekilmiş evimde gazın bağlanması için Kargaz’a gittim. Bir hafta içinde saatimi taktılar. Sonra kombiyi aktive etmeye gelen servis elemanı sigortayı kendisi attırdığı halde ‘Hanfendi kombinize elektrik gelmiyor, hattı bağlayamamışlar, yapacak bişi yok!’ diye çekip giderken beni sinirlendirdi. Ama akşamına hatanın kendinde olduğunu söylediğimde çıkıp geldi ve kombiyi çalıştırdı.

Bunlar olup biterken doğalgaz olmadığı için domateslerimi küçük tüpte kaynatarak kışlık konserve haline getirdiğimi araya sıkıştırayım!

Eski evde boya yaparken rezil ettiğim tebureleri koltukçuma verdim. Kirlenmiş, yırtılmış beyaz tabure başlıklarını artmış koyu kahverengi vinleks ile kaplayıp benden ücret de talep etmeyen Celal Usta’ya teşekkür ederim. Taburelerin boyadan berbat olmuş demirlerini yıkayan Eflani’deki Kemal oto yıkamayı da atlamayalım lütfen. 20121003-012122.jpg
Müstakil olan evimin salonunun bir kapısı olmaması, gündüz evde duran kedilerimin koltuklarımda yatması sebebiyle beni zorladı. Eskiden mümessillik yapan ama artık kendi mesleği olan iç mimarlığa dönerek Panora diye bir şirket kuran Kemal Yurtsever’e başvurdum. Geldi, ölçü aldı, koridora bir kapı tasarladı. Kapı kesildi, doğrandı, tam zamanında getirilip evime monte edildi. Aynı akşam kedilerimden Boncuk’un kısırlaştırma ameliyatını babamla beraber üst katta banyoda yapan veteriner hekim İlker Bey de cabası oldu o akşamın.

Evin girişinin karanlık olmasından dolayı Ersöz Elektrik’ten aldığım dış mekan lambalarını, ışığa duyarlı sistemle beraber takmaya gelen ustayı unutmayalım. Üç saatlik elektrik işçiliğine biraz fazla para istedi benden ama neyse. Şimdi hava karardığı zaman yanan, aydınlanınca sönen lambalarımız var bahçede.

Işığımız da tamam olunca bir cumartesi evin girişindeki karolardan oluşmuş kaldırımın lekelerinin çıkmayacağını anlayınca komşularınki gibi dış cephe boyası ile koyu bir pembe renge boyadım. Biraz yoruldum ama işim bitince yaptığım işi beğendim doğrusu. Ne yazık ki bahçemizin çimlerinin cansız ve köpeklerimin bastığı yerin toprak olmasından dolayı ne zaman suyu açsam her yer çamur oldu.
20121003-010913.jpg

Geçen hafta başı köpeklerimin çelik çitini heyecanla beklemeye başladım, çünkü 26 Eylül olan oğlumun doğum gününü 29 Eylül Cumartesi günü yapmayı planladım. Herkesi davet ettim ama çit ve çitin içine ayaklarımızı topraktan dolayısıyla çamurdan kurtaracak olan taş döşemenin gecikmesi beni oldukça gerdi. Şahin Alüminyum işçi bulma problemi yüzünden beni biraz bekletmiş meğer. Bir önceki pazar günü işini bilen bir usta ve çelik çitlerle kapımda bittikleri zaman dünyanın en mutlu insanı bendim sanırım.

Çiti yapan ustaya soruyorum, ‘Sen çitin içine taş döşeyebilir misin?’ diye. ‘Tamam abla yaparım’ diyor. Bu sefer usta hakiki bir usta. Geçen taşınmamdaki gibi ‘yaparız abla’cılardan değil. Gelgelelim çit yapıldı ama içine döşenecek kilitli taş yok!

Belediyeyi arıyorum, kaldırımlardan söktükleri taşları dağıttıklarını duyduğumu, bunun aslının esasının olup olmadığını soruyorum, hayır cevabını alıyorum. Bu taş nerede satılır, nerede satılır? Safranbolu sanayinde Arpacıoğlu’nda diyorlar. Sanayi küçük. Ankara gibi değil tabii ki. Yine de ra ara bulamam. Neyse bir yerden sora sora buluyorum. Ama kilitli taş yok. Gelir ama bir ya da iki haftayı bulur!

Zamanım yok. Doğum günümüz var. Ortalığı yıkayacağım, bahçede parti vereceğim, çamur olsun istemem! Orayı ara, buraya sor, Karabük’te bir firmaya sor. Aman Allah’ım! Ellerinde parke var ve benim evimin orada bir inşaatın işini almışlar! Neden iyi derseniz 10 metre kare alana döşenecek bir palet parke iki ton geliyormuş ve nakliyesinde sıkıntı olurmuş!

Üstelik ‘Altına serilecek kumu da alacağım’ dediğim zaman ‘Kum pahalı gelir hanfendi, altına ince curuf seriliyor onu da satıyoruz’ diyorlar ve dünyalar benim oluyor. Tek taş yerine iki ton kilitli parke taşıyla mutlu olan bir kadın! Pahalı zevklerim var, ne dersiniz?
br />

20121003-012420.jpg
Veeee sonunda Perşembe günü sabahtan gelen usta parke taşını da döşüyor, önce altındaki çim taşlarını topraktan çıkarıyor ki onları bahçenin diğer toprak kısımlarında ayaklarımız çamur olmasın diye kullanabilelim. Geçtiğimiz cumartesi günü yani ayın 29’unda Metehan’ın doğum gününü kutlamadan önce köpeciklerin ‘Beyaz Saray’ adını verdiğim köşklerini yıkıyoruz. Çimsizlikten biraz çamur olsa da beter olmadan bahçede doğum günümüzü kutluyoruz.
20121003-011245.jpg

Daha bir ‘hoh’ diye nefes almadan, pazartesi günü, Metehan, yarına(çarşambaya) akciğer simülasyonu yapabilmeleri için ‘Y borusu’ lazım olduğu haberiyle çıkageliyor. ‘Y borusu’ da neymiş derseniz, çocuğu ilkokul dördü okumuş her anne ve baba biliyor. Deney malzemeleri sitelerinde 1.65 liraya bulabileceğiniz, ama iki günde kargoya verilip gelemeyecek üstelik de Karabük’ün en büyük kırtasiyesinde bulunmayan minnacık bir alet!
20121003-011428.jpg

Onel alışveriş merkezindeki Office World’de bir biyoloji öğretmeni serzenişimi duymuş olsa gerek, ‘Beşbinevler’de Merkez Camii’nin ordaki bir kırtasiyede ‘Y borusu’ varmış’ diyor. E n’apalım? Her ne kadar dini bölüp bölüp satanlar kılıçlarıyla Milli Eğitimi de 4’lere bölseler de bizim boynumuz eğitim-öğretimin önünde hâlâ kıldan ince. Şeriatın kestiği Milli Eğitim acıyor. Lâkin bizim kalemimiz onların kılıçlarından hâlâ keskin.

Neyse, soluğu Beşbinevler’de alıyorum. Öyle büyük bir semt ki, yalan değil beş bin tane ev yapılmış ilkin, sonra on beş bin daha yapılmış herhalde. Merkez Cami? Hani şu fırtınada minaresi uçan camiymiş. İyi de neredesin sen?

İşte bir cami. Ama bu Yeni Cami. Sonra Çamlık Cami, Ulu Cami, Mescid-i Aksa Cami, Elif Cami, Fatih Cami’ini buluyorum. Merkez Cami’nden eser yok.

Yol gösteren bir yardımsever vatandaş sayesinde gittiğim yedinci cami olan Merkez Cami’nin altındaki kırtasiyeye girerken ‘Yedi cami gezdim sizi buldum, Y borusu var mı?’ diyorum. ‘Son Y borusu bir hanımefendinin elinde, başka da yok!’ diyorlar. Haydaaa! Kaldık mı ayazda?

Elim boş Safranbolu’ya geliyorum. Nalburdan medet umduk. Medet yok. Sonra sucuya gidiyorum. Herkes ilkokul dört fen ve teknoloji bilimleri deneyi için seferber. Bir duş başlığı hortumu işimi görebilir tavsiyesiyle alıyorum:

– Nasıl yapacaksın bundan ‘y’yi abla?

– Mühendislik bilgilerimi konuşturacağım!

Hem ben ne az zamanda ne işler yaptım sen bir bilsen?

Duş başlığı hortumunu kestik. Artık ondan su akmayacak. Ama ben kelime dağarcığımı açtım. Dediğim gibi başka şeye ihtiyaç duymayan kelimelerim klavyeme üşüştüler. ‘Ekranda nasıl görünüyoruz?’ diye sordu içlerinden bir kaçı.

Nasıl görünüyorlar?

20121003-011614.jpg