20120906-021556.jpg

Safranbolu’nun dağlarına dayanmış, kent ormanın dibindeki bir mahallesine taşındım. Korukent villalarına çoluk çocuk(aslında sadece bir çoluk), kediler ve köpekler yerleştik efendim.

Yeni komşularım olayı -yani benim bir sirk treni şenliğiyle eve yerleşişimi- gayet metanetle karşıladılar, sağ olsunlar. Ben de hayvan sevgimin ve hayvanlarla birlikte yaşama inadımın, diğer insanların “hayvan sevmeme” özgürlüğünü kısıtlamaması için azami dikkat göstermekteyim bu sefer.

Sevindirici bir gelişme olarak küçükken köpekler tarafından korkutulmuş bir komşumun, köpeğim Şanslı sayesinde köpeklere değememe fobisini atlattığını öğrendim. O sevimli keratanın yanından her kim geçse “hayvan sevmeme” özgürlüğü taciz edilecek gibi görünüyor bu gidişle…

Evin yüzde doksan dokuzunu yerleştirdim yüzde bir kaldı, diyorum. Ama o yüzde bir kendi arasında açılım yaptı, bitmek bilmiyor bir türlü. Eh olur olur o da olur, memleketteki tüm açılımların önce saçılım, sonra da kaçılım olduğu gibi benim açılımım da bir gün düzelir elbet!

Bu arada köpeklerin karınları tok sırtları pek. Kulübeleri kullanımda. Metehan’ın “Anne hep aynı şeyi yemekten bıkmaz mı bu hayvanlar?” sorusuna yanıt olarak verdiğim “Oğlum bunu bulamayan bir sürü hayvan var!” cevabından sonra içimiz rahat kuru mamalardan koyuyoruz önlerine.

Kediler derseniz, bütün salon hizmetlerinde olduğu için pek bir keyifliler. Ama salona yaptırdığım bölme ya da kapı adına her ne derseniz, benim iyiliğim için onların bu saltanatına son verecek. Benim ve gelen misafirlerin siyah giysilerinin iyiliği için. Ne demişler “Siyah giyme toz olur, dekolte giyme tecavüz”.

Bir dakika ya? Bu başka bir yazı konusu. Buyurun bir üstteki yazıya: