20120906-015809.jpg

Klavyemin ve benim sessiz kaldığımız zamanlarda neler oldu? Sanki kış uykusundaymışım gibi bir dönem geçirdim. Şu anda bile klavyenin Türkçe karakterleri bir bana bir kâğıda bakıyor, sanki yazılmak istemiyorlar. Gözünü kör, kulaklarını sağır eden bir sessizlik hâkim güzelim Türkçem’e, Türkiyem’e.

Bu kadar sessizlik ve kendimle içten içe konuşmadan sonra yazın hayatına dönüşüm muhteşem olmalı diye düşündüm. Sanırım okuyucu(ları)ma bunu borçluyum. Bu arada okuyucularımın birden fazla olduğu zannına kapılarak fasulye gibi kendimi nimetten sayma hissime de tanık oldunuz.

Yazın hayatında kendime bir yer bulmaya çalışırken kurduğum bu site, sevgili Mehmet Kütükçüoğlu’nun dediği gibi aslında kişisel bir gazete. Yeni yetme ergenlerin her türlü dünya hallerini anlattıkları bloglara benzemesin diye uğraştığım bir mecra. Gel gör ki zaman zaman yok köpeklerim yüzünden komşularla anlaşamadım taşınacağım, yok 19 Mayıs’ta Safranbolu’da yürüyüşe çıktık ama kimse bize katılmadı gibi kişisel serzenişlerime yer veriyorum bu sayfalarda. Artık sayın okuyucu(ları)m bundan ne kadar haz eder bilemem.

Yazının başlığı, beyninden vurulduktan sonra sahnelere muhteşem bir şekilde geri dönmeye hazırlanan meşhur türkücünün albüm adı gibi oldu, biliyorum. Sahnelerden ve sizden uzak kaldığım bir ay boyunca ben de beynimden vurulmuşa döndüm, hem de hemen hemen her gün.

Neresinden tutsam elimde kalan memleket haberleri, giderek çoğalan şehitlerimizin, Suriye’den kaçıp koynumuza sığınan, ama yarın bir gün sığındığı o koynu tam kalbinden vurup vurnayacağı belli olmayan mülteciler…

Türkücü kendi albümünü hazırlaya dursun; ben kendime, köpeklerime, kedilerime, memlekete, şuna, buna ait meselelere ayrı ayrı şarkılar ay pardon yazılar besteliyim diyorum. Çünkü aklımdan geçenlerin hepsini tek bir sayfada toplarsam ne ben işin içinden çıkacağım ne siz okuyucu(ları)m çıkacaksınız.

Önce kendim, ev, taşınma, köpekler ve kedilerden başlayalım. Üstteki yazıya buyurun: