20120624-000624.jpg

Hacivat: Huzur-u haziran, cemiyet-i irfan, vakt-i safayı merdan, lâindir, dinsizdir, münafıktır şeytan, şeytanın dinsizliğine, rahmanın birliğine, bizi temaşaya tenezzül buyuran ahibbanın sağlığına, demem o demek değil, ben bendenize, ben duacınıza eli yüzü yunmuş sohbeti tatlı;

Karagöz: Sen de nereden çıktın be windows doksan beş suratlı!

Hacivat: Edebiyat bilse, Arabiyat bilse, Farisi bilse, ilm-i hendese, ilm-i taktaki, ilm-i vakvaki bilse;

Karagöz: Ne dersin bir de üstüne L.C. Waikiki giyse?

Hacivat: Biraz da musikiye aşina olsa, geliverse karşıma o söylese ben dinlesem, ben söylesem o dinlese;

Karagöz: Ey Hacivat bir nefes al, bak kırmızı yandı dur, yoksa yakalayacak seni köşedeki MOBESE!

Hacivat: Yar bana bir eğlence medeeet! Aman bana bir eğlence medeeet!

Karagöz: Eğlence istiyorsan Reina’ya git Hacivatım. Param yok dersen önemli değil bedelli için 30.000 lira ödet.

Hacivat: Ah Karagözüm ne dersin? Ne bedellisi ne Reina’sı? Ben nerelerdeydim bunca zamandır?

Karagöz: Bilmez misin zenginimiz bedel verir askerimiz fakirdendir Hacivatım. Reina da birinci köprünün ayağındadır lakin İstanbul’a yetmez ama evet üçüncü köprü ihalesini aldık mı tamamdır!

Hacivat: İstanbul’da saltanat kayıklarından üçüncü köprü ihalesine ne zaman atladık Karagözüm hayırdır?

Karagöz: Ne zamanı var mı Hacıcavcav millet köprü geçecek yerlerden karış karış tarla kapatırken asıl senin gibi yüz yıldır uyuyan hıyardır!

Hacivat: Yahu nereye köprü yapılacak daha Padişah’ın oğlu bile gemicikleriyle karşıdan karşıya geçmiyor mu a iki gözüm?

Karagöz: Nereye yaparlarsa yapsınlar bana ne! Yoluna çıkacak her ağacı keserler, her evi yıkarlar, her yeri satın alıp köşe olurlar işte sana çözüm!

Hacivat: İyi de Karagözüm ben İstanbul’u bildim bileli her yeri ağaçlarla kaplı yedi tepesi vardı. Hani bahsettiğin köprüler nerde?

Karagöz: Ey Hacıcavcav sen bu yüzyılın gerisinde kaldın. İşte iki tane köprü var ya biri burada biri ta ilerde!

O sırada mahallede bir gürültüdür kopar. Bir yandan Hacivat’ın evindeki televizyondan haberlerin sesi gelir, bir yandan mahalleli paldır küldür sokağa dökülür.

Hacivat: Hayırdır Haçlı seferleri mi var Karagözüm senin evdeki şu aptal kutusu sekiz can şehit verdik demekte;

Karagöz: Yok Hacı seferleri var Hacivatım ahali sekizinci kere hacca giden Hacı Hoyrat Ağa’yı yolcu etmekte!

Hacivat yüz yıldır uyuduğu uykudan uyanmıştır. Karagöz’ünün ve İstanbul’unun düştüğü içler acısı durumu görünce kaldırıma çöküverir. O sırada kabadayı adımları ile sahneye mahallenin yeni delikanlısı girer:

Hacıvat: Nereden geldi bu adam ayol sanki gökten indi zembille;

Karagöz: Ne zembili yahu metrobüs döşediler yollarına bindi geldi Kasımpaşa’dan AKbille!

Delikanlı: Heeeeyyyyt! Ananı da al git diyen ben! Kürtaj cinayettir diyen ben! Kadınlarla erkekleri eşit görmüyorum diyen ben! Gidip ele güne karşı “yekdakika” diye bağıran yine ben!

Karagöz: Oooo Hacıcavcav bak! Ruhsuz Telli Ekrem geldi mahallenin yeni delikanlısı, ezilen halkın sesi;

Hacivat: Söylediklerine bakılırsa bu gidişle olmayacak imamın kayığına binince taşıyacak kimsesi!

Karagöz: Üzülme boğazda kayık falan kalmadı, benzinle çalışıyor artık arabalar. Hem bak ben ev aldım kocaman bir kuleden adı da Sapphire;

Hacivat: Yahu sen tumansız gezerdin ben görmeyeli ne zaman böyle semirdin bre kâfir!

Karagöz: Sen uyuduğundan beri ben çok değiştim Hacıcavcav eskiden işçiydim, SSK’lıydım, şimdi patronum ya oldum Bağkurlu;

Hacivat: Senin her tarafın patron olsa ne yazar hay pantulu düğüm tutmaz uçkurlu?

Karagöz: Geçenlerde yengen hastalandı ya, Rabbim Klivlınd dedi. Çare yok ben de uçarken tercih ettim Pen-em havayollarını;

Hacivat: Karagözüm sen daha Türkçe okuma-yazma bilmezsin nasıl telaffuz ettin pandanın panlarını?

Karagöz: Sakin ol Hacıcavcav, gel açalım şu aptal kutusundaki yandaş kanalları da seyredelim Türkçe olimpiyatlarını;

Hacivat: Olimpiyatlar antik Yunan’dan doğmamış mıydı Karagözüm kim koydu güzel Türkçemin yanına bu gâvur icatlarını?

Karagöz: ‘Yüzyıldır ne güzel uyuyordum, nereden çıktım ben, beni kim uyandırdı böyle?’ dersen aptal kutusunda en son çıktığımız programın adı “Bir Usta Bin Usta”;

Hacivat: Keşke yüzyıl daha uyuyaydım da bu halimizi görmeyeydim Karagözüm başımızdakine baksana: Bir usta bin posta!

Karagöz: Hacıcavcav sen böyle nereye kadar her şeye bir sinir her şeye bir itiraz et;

Hacivat: Ben bunları söylemek zorunda kalmaz idim Karagözüm, eğer memleketimde olsa idi dört başı mamur bir muhalefet!

Karagöz: Her şeyi olduğu gibi kabul etmek lazım iki gözüm bak bir arada duruyor dalda gül ve diken;

Hacivat: Biz gülü dalında severiz zaten kim dedi size koparın da baş tacı edin diye gülden başka çiçekler var iken?

Karagöz: Ey Hacıcavcav kızma bu halka, bak kendilerine cahil diyenleri yakmaya kalkıyorlar, hem ne demiş atalarımız öğün olmaz a-be-de-den gelen;

Hacivat: Ben biliyorum kim cahil kim değil Karagözüm, bak altın yaldızlı davetiye aldı da yine gelemedi memleketine, ağladı gülemedi bir türlü o son gülen!