Biz büyükler 1 Mayıs İşçi ve emekçi bayramını sokaklarda kutladık. 2 Mayıs Sütçü bayramını, çocuklar ambulanslarda ve acil servislerde kutladılar.

19 Mayıs’a kadar yeterince çocuk sütten zehirlenirse kutlamaları stadyumlarda yapabiliriz; sahra hastanelerine dönüştürülmüş olarak.

Yurdun çeşitli il ve ilçelerinde yüzlerce çocuğun zehirlenmesine yol açan MEB süt dağıtımı projesi ilk günden fiyasko ile sonuçlandı.

Bu sabah ambulanslardan çığlık atan, acil servislerde ağlayan, serum takılan, midesi bulanan çocukları ağlayarak seyrettim.

Çocuklara üzüldüm, kendi evladımı onların yerine koydum, ya ona da böyle bir şey olsaydı diye hıçkırdım evet. Ama asıl bu sütleri o kutulara dolduran kişi ve kişiler için üzüldüm.

Tüm sesler kısılıp, tüm ışıklar kapandı. Şimdi ben o kim bilir ne kadar beklemiş, süttozundan mı üretilmiş, bekleye bekleye çöküşmüş, hatta yoğurt kıvamına gelmiş sütü kutulara doldurup dağıtım emri veren kişinin vicdanıyım:

“Elimde kalmış büyük miktarda süt vardı. Firmam zarar edecekti. Devlet böyle büyük bir ihale yapınca ‘Oh dedim, bu sene de paçayı yırttım’. Hemen ihaleye girmek için kolları sıvadım. Elimdeki sütleri de paraya çevirdikten sonra gelsin dolar’lar gitsin oyro’lar.

Neye inandığım hiç fark etmez. Hangi peygambere, hangi mezhebe, hangi dine ya da puttan yapılmış hangi Tanrı’ya inanırsan inanayım, dinim imanım paradır benim. Kefenime büyük cepler diktirdim.

Çoluk çocuk zehirlenmiş, birinden biri ölseymiş, hangi ananın bağrına ateş düşseymiş, umurumda olmaz benim. Atatürk’ün duvarda asılı kellesini değil, cebime giren miktarını sayarım. Bu uğurda kim şehit olmuş kim Niyazi anlamam, alacağım ranta bakarım.

Kendi çoluğum çocuğum yurt dışında pahalı okullarda güvende. Çocuklarımın sağlığıyla oynayacak adamın alnını karışlarım. Çünkü o ülkelerde böyle bir skandal çıksa bırakın o sütü kutulayan firmanın, çocuklara dağıtırken elini değen herkesin canı yanar.

Türkiye’de ben rahatım. Çoğu gariban olan anaların, babaların sesi çıkmaz. Öğretmenlerden bir kaçı TV’ye çıkar. Hakkında soruşturma açılır.

Devletin memurunun, devletten para alırken, devletin dağıtığı süt hakkında aksi yönde konuşmak ne haddine! Önündeki kabına kim ekmek koyuyor ona bak sen de!

Sonra bir iki avukat kılıklı dava açmaya kalkar. Benim avukat ordum onları beşe katlar üçle çarpar, iki de yumurta katar omlet diye kahvaltıda yer.

Yumurta demişken. Çocuklara yumurta dağıtma ihalesi de açılsa da şu benim kayınçonun elinde kalan çürük yumurtaları kakalasak ne dersiniz?

Elektrikler geldi. Gözyaşım kurudu. Fatih Portakal canlı yayında Sivas’tan bağlandığı anne ile konuşmasını bitirdi.

Sütten sadece bizim ağzımız yandı.

Şu akıl etti.

Şu ihale etti.

Şu getirdi.

Şu doldurdu.

Şu dağıttı.

Çocuklar içti.

Çoğu zehirlendi.

Kalan rantçılar ‘HANİ BANA HANİ BANA’ dedi.

*’Dünyanın en kısa fıkrası’ esprisi Twitter’da @simtoalev isimli arkadaştan geldi. Ben sonuna fazla bir şey eklemek zorunda kalmadım.