20120302-201610.jpg

Bu kısa hikaye 18 Mayıs 1991 tarihli AVNİ dergisinin ‘Mizah Öyküsü’ bölümünde yayımlanmıştır.

Karadantel sokağına en son girerdi hep çöp kamyonu. Çöpçüler gündüzden arta kalan kırık kalpleri süpürürlerken penceresine flüoresan lamba ışığının hala yansıdığı tek bir kişi vardı: Sokağın en pasaklı insanı, bütün o kalp kırıklarını camından aşağı silkeleyen kızdı o.

‘Onu seviyorum’ diyerek yaslandı koltuğun arkasına. Bir kulağında müzik, bir kulağında çöp kamyonunun gecenin sihrini bozan motor sesi ve bidonların tangırtısı. Elinde kalem, defter, neyi niye yazmaya çalıştığını anlamamıştı ki, o, yani eski sevgilisi geldi aklına. Adı Mecnun olabilirdi, eğer onu Leyla kadar çok seviyor olsaydı… Aslında Leyla’nın Mecnun’u ne kadar sevdiğini de bilmiyordu ya! Belki de aldatmışlardı birbirlerini ya da burunları o kadar büyüktü ki dönüp bakmamışlardı bile birbirlerine!

Her neyse ‘ben elmayı seviyorum diye elmanın da_ ama sen elma değilsin ki!’ dedi sesli olarak. Ve yazdı defterine ‘ama o elma değil ki…’

“Elma olsan beni sevip sevmemen umurumda bile olmaz seni ısıra ısıra afiyetle yerdim şimdi ise dokunamıyorum bile…”

Peki dokunmak ister miydi ya da neden dokunmak isterdi? Eh gecenin ikisi olmuş, hazır ‘geceler aynı’ hesabından yine yalnızken, o, şimdi oradaydı. Yalnızdı belki, ama kendisini düşünmediğini biliyordu. Düşünse bir arar, sorardı. Ne yani o kadar zor muydu yedi rakam çevirip PTT’yi şehiriçi bir konuşma için beş dakika meşgul etmek? ‘Gel yarın şöyle yapalım’ demek… Olmazdı elbet, çünkü artık ‘biz’ yoktu. O ve kendisi vardı. Hatta öyle bile değildi: O, kendisi.

Öff sıkılmıştı Nazar bunları düşünmekten. Kusura bakmayın, adını yeni yazdım ama az önce okudum bileğindeki künyesinden.

“Yeter ya!” dedi. “Sen ne elmasın ne armut olsan olsan bir kilo greyfurt olursun. Rengin, görüntün güzel, kocaman ve sapsarı. Ama şekersiz yenmezsin. İlle zarını soymak gerekir. Bu arada da elin ayağın batar , yere, üste başa damlar, çıkmazsın. Tadın yerken güzeldir belki ama sonradan ağzında acı bir tat, ellerin yapış yapış kalakalırsın. Şimdi tek yapacağım gidip elimi yıkamak ve yiyecek daha tatlı bir şeyler bulmak o kadar!”

Hayır, bunların doğru olmadığını biliyordu. Tüm parasını tüketmişti ama, parası olsa gidip gene bir kilo greyfurt alacağı kesindi. Yalnız farkında olmadığı bir şey vardı ki greyfurt mevsimi geçmişti artık. İstese bile pazarda greyfurt bulamazdı. Mutfağa gitti. Dolaptaki son greyfurdu çıkardı, yedi. Sonra ellerini yıkadı, bir bardak su içti ve yattı.

Ertesi sabah kahvaltıdan sonra midesinden gelen sinyallere, annesine seslenerek cevap verdi:

“Anne yaa, evde hiç hurma kaldı mı? Deli gibi hurma çekti canım. Yemezsem ölürüm valla!…”