Van-Gölünün-KıyısındaTelevizyonu açtık. Programın adı Arena. Program sunucusu hiddetli bir heyecanla bildiriyor:

“Şu anda Van Kale’sindeyiz sayın seyirciler. Antik Urartu Krallığı tarafından kütle halindeki taştan yaptırılan ve Urartu başşehri Tuşpa’yı kuş bakışı gören bu yapı Van Gölü kıyısında olup, Van Şehri’ne 5 km uzaklıkta bulunan bu kale sarp bir kayalık üzerine inşa edilmiş. Kale MÖ 9. yüzyılda Lutipri’nin oğlu Sarduri tarafından MÖ 840 – 825 tarihleri arasında kurulmuş. Oysa şu anda Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yeniden inşa edilerek tüm özelliğini kaybetmiş durumda. Yetkililere soruyoruz: Yıkılmış kale burçlarının pırıl pırıl sıvanarak yeniden inşa edilmesi restorasyon mudur, yoksa yaklaşık 3000 yıllık bir yapının mahvedilmesi midir?”

Kanal değiştiriyoruz. Başka kanalda devam eden program Bamteli. Program sunucusu her zamanki sakin ve derinden ses tonu ile etkiliyor bizleri:

“Şehrin önemli kavşaklarından birinde bir anne kedi ve yavrusunun heykeli, diğer bir kavşakta pirinç semaver ve porselen çaydanlık heykeli var. Dolmuşlarında şoförün arkasında her renkten perdeler asılı. Dört tarafı dağlarla çevrili, ama ortası turkuazın en sulu boya tonuyla boyanmış. Tabelalarında ise başka yerde asla göremeyeceğiniz bir isim var: İRAN. Şu anda bulunduğumuz yerin adı: VAN. Van’dan Gevaş’a giden minibüste çalan neşeli Kürtçe şarkıyla beraber gözümüz dağ ve deniz manzarasına doyuyor. Evet deniz diyorum. Bir kıyıdan bakılınca karşı kıyısının görünmediği bir suya ne denebilir ki başka? Gevaş’tan vapura doluşuyoruz. Sanki İBB Şehir Hatları vapuru. Öyle kalabalık. Yolculuk Akdamar Adası’na. Yerliyiz, yabancıyız, Ermeni’yiz, Kürt’üz, Türk’üz, isporcuyuz, ihtiyarız, veremiz vapurda!

Ada uzaktan çok yalnız görünüyor. Belli ki Van Gölü Canavarı epeydir uğramamış yanına. Ama telaşlı ve heyecanlı ada. Bizim orada bulunduğumuz tarihten bir hafta sonra yapılacak olan ayin için hazırlamış bağrındaki kilisesini, patika yollarını. Van Kalesi’nde rehberimizin adı Sibel, 10 yaşında. Kaleye tırmanırken o bizi buldu. Sibel yedi kardeşten biri. Ama kaçıncısı olduğunu kendisi de bilmiyor. ‘Burası eski Van -Tuşba yerleşim yeri 4 camii, 2 kilise ve Ermeni kilisesi bulunmakta…’ diye başlıyor söze ezberlediği bilgileri sevimli Van şivesinin vurgusuyla anlatırken. ‘Eskiden buraları gölken sular 800 metre yükseklikten akmakta…’ diye devam ediyor Sibel. Babasının bir kargo firmasında çalıştığını ama artık işten çıktığını ve ailesine katkıda bulunmak için rehberlik yaptığını söylüyor bize. Hava memleketin bu en doğu noktasında her yerden daha erken kararırken Sibel’i evine uğurluyor ve restore edilmesiyle bugünkü işçilikle yeniden yapılması birbirine karıştırılmış Van Kalesi’nden aşağı iniyoruz.”

Pembe perdeli bir dolmuşa binip şehir merkezinin yolunu tutuyoruz. Şehir merkezinde yayalar kaldırımlardan çok yollarda yürüyor. Şoföre takılıyoruz: ‘Dikkatli gitmek lazım buralarda kaptan.’ Kaptan şoför tecrübeli. Ustaca cevabını yapıştırıyor:

-Aga araba yayadan gorkiy yaya arabadan gorkmiy!”

Ana haber bülteni. Sunucu eski politikacı ve emekli devlet adamı olan bir zata soruyor: “Efendim Van Kalesi’nin restore edilmek amacı ile yeniden yapılmasıyla ilgili neler diyeceksiniz?”

“Öncelikle.. .Vanlı vatandaşlarımızın… Geçmiş bayramlarını kutlarım… Binaenaleyh politikamız Van Gölü gibi tertemizdir…”

“Efenim gölden değil Van Kalesi’nden bahsediyorduk…”

“Evet, ne diyorduk. Geçmişten alınacak derslerin hepsi alınmıştır. Dün dündür bugün bugündür. Önünüze bakınız.”

“Peki, teşekkürler efenim.”

Haberlerden sonra bir eğlence programı. Van’dan canlı yayındalar, konuk ünlü bir türkücü:

“Uçakla gelirken dakika tuttum tam dokuz dakika uçtuk üzerinden o kadar git git bitmeyen bişi. Ben dedim denizdir? Hostes dedi, göl. Ben dedim göldür? Vatandaş dedi, deniz. Benim aklım karıştı.”

“Kaledeki restorasyon işlerini gördünüz mü?”

“Dur ben siye bi türkü söylüyüm. SÖYLÜM MÜ?! SÖYLÜM MÜ?!

…Antep’in kalesine astılar fermanımiy
Urfa, Mardin neylesin kestiler fermanımiy…”

“Efenim bir saniye, Van Kalesi’nden bahsediyorduk.”

“Ne bilem ben, kale deyince şeyettiydim.”

NOT: Bu hikâyede adı geçen il, göl, kale, ada, kedi, kaptan şoför ve Sibel hariç her şey (canavar dâhil) hayal ürünüdür. Hikâyede adı geçen programların hikâyenin yazarı ve yayımcısı ile hiçbir maddi manevi bağlantısı yoktur. Bu hikâye seslendirilirken hiçbir sunucu, devlet adamı ve türkücü zarar görmemiştir.