20110917-232030.jpg

Görsellikle işimiz olmaz pek. Bizim işimiz kelimelerle resim anlatmak. Ama bu durumda, bir insanlık anıtı mı yoksa gerçekten bir ucube mi olduğuna kararı verecek olan sizlersiniz. Şöyle ki;

Bu yılın nisan ayında şu an oturduğum eve taşınmadan önce, banyonun tam köşesinde bir fayans defekti vardı. Pimaş borular duvarın yerle dört köşe halinde birleştiği yerden fırlamış çirkin bir görüntü sergiliyordu. Eve gelen boyacı ‘yaparım abla’ dedi. Sonra gelen sucu da ‘yaparım abla’ dedi. Fakat tüm bu ‘yaparım abla’cılara rağmen ben taşındığımda kırık yer hala kırık, fırlamış borular da hala fırlamaktaydı.

Taşınma esnasında ‘gerekli ise basınız’ alarm düğmesinden annem ve babamı çağırmıştım yardıma. Allah başımızdan eksik etmesin onları… Babam çok laf az iş, annem ise az laf çok iş olayında gayet başarılıdırlar. Ben de zaten banyodaki o meseleyi ne boyacı, ne sucu annemle ikimizin başaracağına inandığımdan derz alçısı dedikleri alçıdan kapıp getirmiştim eve.

Annem bu, kendi dursa içi durmaz. Ben işteyken yememiş içmemiş, babamın ‘bekle namazımı kılıp yardıma geleyim ben de’ teklifine rağmen, kendisi kalkışmış banyoyu onarma işine.

Bilirsiniz annem çok iyi aşçıdır. Nerden bileceksiniz? Bilenler bilir, bilmeyenler de annelerin ne kadar iyi aşçı olduklarını bilir. Aşçılık ve fayans tamirinin ne alakası var demeyin. Öyle güzel bir kıvamda karmış derzi, öyle güzel şekil vermiş ki, şimdi banyomun köşesinde mükemmel yuvarlaklıktaki o şekil duruyor. Alt kata su sızma ve her banyoda duvardaki sıvaların dökülmesi derdi bitti.

Başka bir dert hâsıl oldu. Şimdi bu banyomdaki şekil neydi?

Bana göre o bir İNSANLIK ANITI. Çünkü o işinin ehli (olduğunu iddia eden) adamlar tarafından parası neyse verileceği teklifine karşılık bile icra edilmeyen bir iş, bu işi daha önce Ankara’daki eski evimizde yine çok amatörce becermiş annem tarafından karşılıksız olarak yapıldı. Annemin tüm gün emeği var o anıtın üzerinde. Küçükken yaş günlerimizde patates püresinden kardan adamlar, anne ördek ve yavrularına nasıl şekil verdiyse banyomu da öyle pürüzsüz bir çıkıntı şeklinde onardı. (Benim misafirlerime patatesten heykeller yapmaya kalkışmam ama püreyi makineden geçirerek elde etmem sonucu bir türlü ayakta duramayan patateslerden üç boyut yerine iki boyutlu kardan adamlar yapmam ise ayrı bir yazı konusudur.)

O benim Ağrı dağım. O benim Nemrut’um. O benim Stonehenge’im. O benim Burringurrah’ım. Hatta evimdeki en yüksek tepe olduğuna göre o benim Everest’im.

Bazılarına göre ise o bir UCUBE! Çünkü onlar sadece şekle bakıyorlar. Şeklin altında yatan emek kimsenin umurunda değil. Nedense her şeyin kendi güzellik anlayışına göre ‘güzel’ olmasını ister insanlar. Zevklere önyargısız bakamazlar. Adamlar düzgünce boru döşeselerdi, duvar ve yerin köşesinden fışkırmasalardı borular, annem de daha güzel bir şekil verirdi oraya elbet. Gerçi orada daha kolay şekillendirilebilecek bir arıza olsaydı tüm o ‘yaparım abla’cılar çoktan tamir etmişti duvarımı.

Âyinesi işse kişinin, ben orda bir ucube değil, annemin dizleri üstüne çöküp saatlerce uğraştığı bir insanlık anıtı görmekte haklıyım.

Babam iş bittikten sonra, ‘Hanım şöyle olsaydı da böyle olsaydı da’ demiştir amma, atı alan annem Üsküdar’ı geçmiştir bir kere. Babama geçmişler ola.

Annemin boyu kısadır. Ben yerin altında bir o kadar daha olduğunu düşünmekteyim. Babam duymasın.