20120302-115228.jpg

Bu yazı 26 Ocak 1990 tarihli AVNİ dergisinde ‘Mizah Öyküsü’ köşesinde ‘ANLAYANA SİVRİSİNEK’ başlığıyla yayımlanmıştır.

***

Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Saddam Hüseyin döneminde Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olan Tarık Aziz’in (gerçek adıyla Mikhail Yuhanna) idam kararını imzalamayacağını söyledi. (17 Kasım 2010)

***

Irak Yüksek Mahkemesi 26 Ekim 2010’da, Saddam Hüseyin döneminin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olan 74 yaşındaki Tarık Aziz’in asılarak idam edilmesini kararlaştırmıştı.

***

“Bundan yıllar önce İsviçre’nin Cenevre kentinde bir okul kuruldu. ISFFOC (International School for Foreign Children) adındaki bu okul Diplomatların, zengin ve dolayısıyla çok meşgul insanların çocukları için bulunmaz bir yerdi.

Dünyada ilk defa bilgisayarla eğitim veren bu okulda, çocukların ana-baba sevgisi dışında tüm ihtiyaçları karşılanıyordu. Uzman psikologlar eşliğinde yetenekleri ve ilgi alanları doğrultusunda eğitilen öğrenciler, kendi odalarını istedikleri gibi döşeyip, ses geçirmez duvarlarındaki posterlerine bakarak istedikleri müziği dinleyebiliyorlardı. Ama her şeye rağmen onlar birer çocuktu ve öğretmenlerine oyunlar oynamakta, aralarında gizli örgütler kurup birbirlerine saldırı düzenlemekte ve yemekhanede pasta savaşı yapmakta üstlerine yoktu.

İçlerinde yaşları daha büyük olan beşi, Sovyet İvan, Çinli Yu-yeng, Amerikalı James, İngiliz John ve Fransız Philipe bir grup kurarak diğerlerine üstünlük taslamakta gecikmemişlerdi. Diğer çocuklardan kendilerine uzaktan kumandalı araba, çikolata, kaset ya da giysi getirenleri de aralarına alıyorlar, onları aslında kendilerinin var ettikleri düşmana karşı güya koruyorlardı.

Özellikle İvan, Iraklı Tarık’ın babasının yolladığı ipekli ceketlere bayılıyordu. O zamanlar Gorbi de ufacıktı, glastnost yok, peresteroyka yok, Sovyetler’de ipekli ceket ne arardı? İvan Tarık’a biraz büyüdüğü zaman onu da gruba katacağına, bu arada bir terslik olursa kendisinin daima arkasında olacağına dair söz verdi.

İvan, böylece, Irak’tan gelen güzel giysilerle havalı havalı gezedursun; James onu çekemedi. O da hemen İranlı Muhammed’i kendi himayesine aldı. Fakat İvan, James’in de kendisi gibi güzel şeyler giymesine dayanamayınca, kıyamet koptu.

Tarık’a gidip babasından daha güzel, İran’da asla bulunamayacak şeyler istemezse ve o pis İranlı’nın eşyalarını Amerikalıya vermesini engellemezse onu asla gruba almayacağını söyledi. Bunun üzerine James de Muhammed’i kışkırtınca, iki çocuğun bir akşam biri diğerinden daha çok yemek aldı diye başlayan kavgaları 7-8 gün boyunca sürdü. Sonunda büyükler işe karıştı da, eşyalarını yersiz vaatlere kanıp kimselere vermemeyi öğrendiler.

Bu arada, okula getirildiğinde oldukça içine kapanık, bunalımlı bir tavır sergileyen bir çocuk, giderek derslerinde ve öğretmenleriyle olan ilişkilerinde başarılı olmaya başlamıştı. Kısa boylu, tıknaz, gözlüklü ve kimsenin sevmediği bir ders olan ekonomi dersinde en yüksek notları alan Turgut isimli bu çocuk Türkiye’den gelmişti. Onun herkesle iyi geçinmesi, dostluklarını çeşitli kaprislerle ve kavgalarla sürdürenleri rahatsız etti.

Güzel giyinmeden sonra, daha pek çok konuda birbirleriyle yarışıp ortalığı birbirine katan İvan ve James, bu Türk çocuğa karşı bir olup planlar kurmaya başladılar. Bunun ardından diğer öğrenciler birer ikişer onlara katılıp plandaki yerlerini aldılar.

Türk çocuk herkesle olduğu gibi Kuveytli El Caber’le de iyi arkadaştı. Kavgacı kişiliği dolayısıyla bu konuda epey tecrübe edinen Tarık’ı, Caber’e sataşması için kışkırtmaları pek zor olmadı. Bundan sonra yapılacak tek iş Turgut’u yaşça daha küçük ve savunmasız olan Caber’i korumanın en doğru şey olacağına ve Tarık’la baş etmeye kalkarsa herkesin onun arkasında olacağına ikna etmekti.

İşte bundan yıllar sonra, 10 Ocak 1990 akşamı, Cenevre kentinin çıkışında ISFFOC’a giden yol ayrımında, ayrı zamanlarda iki araba durdu. Arabalardaki, diğerlerinin anlam veremediği şekilde yola bakıp, parıldayan gözlerle kendi kendilerine bir şeyler mırıldanan insanlar, o akşam, barış kararı vermeleri gerekirken sonucu olumsuz bir görüşme yaptıktan sonra ayrılan dönemin dışişleri bakanları Baker ve Aziz’den başkası değildi.”