hepsi 306Hayat, taşlı çakıllı, inişli çıkışlı yatağında uzanırken iz bırakarak akıp gider zaman. Bazen dolu dizgin koşturur durur. Ne zaman geçti onca yıl, ne zaman büyüdü bu çocuklar, neden saçların beyazlanmış arkadaş demelerimiz hep bundandır.

Yeri gelir, bir çağlayanın tepesinde asılı kalır zaman; kalbinizi durdurur, düşmek bilmez yere. Bir sevgilinin mektubunu, şimdilerde kısacık bir mesajını aldığınız andır bu: AKŞM SNA GLYRM.

Anne adayı olduğunuzu bildiren doktorun sesidir. Çocuğunuzun ilk kelimeleri, ilk adımları, okula başladığı ilk gün.. Sınav sonuçlarının açıklandığı an.. Çocukluk aşkınızın dudaklarından ‘seni seviyorum’ la gelen ilk öpücük..

Kimi zaman da düştüğü yerde göllenir, derya olur, durur, durur, durur. Doğumhane kapısında bekleyen bir babadır bu an. Son dönem kanser hastası annesini yoğun bakımda kucağına almış bir adamdır. Aylardır karnında taşıdığı çocuğunun ‘down sendromlu’ olduğu için alınması gerektiği haberini duyan hamile kadındır. Son maçta yapılan yanlış bir anonsla, şampiyonluk sevincini, henüz doya doya yaşayamadan bir başka takıma kaptırmış olan takımdır. Sevdiğini hiç ummadığı bir yerde başkası ile el ele gören genç kız kalbi, karısının cep telefonunda kendisinden başka bir erkeğin müstehcen mesajlarına rastlamış kocadır.

Deprem anında don paça sokağa fırlamış bedendir;

kendi

canı

kurtulurken

sevdikleri

toprağın

altında

kalan.

Zaman bir de yapışır üstümüze. 1071 dir, 1299 dur, 1699 dur, 1789 dur, 1923 tür. Öğrenciler bunları ezberler durur. Kalan 4 tane N’yi sormayalım diye her şeyin “ne zaman” olduğu dayatılır hep önümüze, ama nedenine gelince söylenmez, susulur.

Zaman içinde yapılan yolculuklar fantastik filmlere konu olur, ‘zamansızdı gidişin’ler şiirlere. Böyle bir şey demedi ise şair, ya yeni demiştir ya da bir yerlerde demek üzeredir. Zamansız olabilir gidişler ama nedensiz değildir. Aksine gidenle yapılan tüm röportajlar gidişinin tam zamanında olduğuna işaret etmektedir.

En kısa yolculuk gidecek hiçbir yeriniz olmadığında çıkılan olsa da yolculuklarda zaman önemlidir, denklem oluşturmak açısından. Denklemler uzaklıkları hızımıza böler, hızımızı zamanla çarpar. Sonuçta elde ettiği rakamlar anlatamaz zamanı; zaman en çok şiirlerde yaşar:

‘Önde zeytin ağaçları arkasında yar
Sene 1946
Mevsim
Sonbahar’

Şair şiirini söyleyeli tam altmış dört sene geçmiş!? Halbuki çıktığım yolculukta sanki o sonbahardaki gibi ağaçlar. Bütün yaz güneşten aldıkları renkleri; sarısı, alı, moru, kırmızısı ile tekrar saçlarına dolamışlar. Yazın görülmesi olağan yeşillikler yerlerini, spektrumun sıcak tonlarına bırakmışlar.

Oysa ben, çocukken ağaç resmi çizeceğim zaman dalını yeşil, gövdesini kahverengi boyardım; yeşilin hayal gücümü de aşan tonları varmış meğer.  Zaten Ankara’da, çocukluğumun ağaçlıklı yegâne mekânı olan Kurtuluş Parkı’nda, yeşilin tek bir tonuna rastlamak mümkündü: Karbon monoksit gazı ve kok kömürü isine bulanmış haline.

Büyüdüğüm zaman, yollar gide gide taş kömürü isine bulanmış bir şehre vardığında, yazın Akdeniz’in mavi bayraklarıyla aynı renge boyanmış denizinin, burada dağlardan şehre inen sisin renginde olduğu için Karadeniz olarak anıldığını düşünmeden edemedim.

Karadeniz’in kıyısı boyunca uzanan bu zeytinsiz coğrafyada yer, gök, deniz hepsi aynı grinin damat kıyafeti tonlarında artık. Kar yağdığında ise gelinlik giyecek ağaçlar. Doğaya her gün düğün, her gün bayram.

Evler tepeden şehre bakmakta; şehir, keşke denizde yer olsa da kaysam diye yalvarmakta. Ereğli’ye kadar uzanan yolculuğun dönüşünde babam yol-zaman denklemiyle cebelleşirken ben; denkleme bir değişken daha eklememiz gerektiğini fark ediyorum.

Bakıyorum, doğa mevsimine göre makyaj tazeleyip çıkmasa önümüze, ortada ne aylar olacak ne de mevsimler. Zamanı belirleyen hızımız ya da kat ettiğimiz yol değil aslında, zamanı belirleyen sadece renkler.