BUHARI TÜTEN İNTİKAM 

Birinci gün, Polis Akademisi’nin amfisi: 

“Katilin özrü, fikri, amacı, niyeti filan olmaz arkadaşlar. Katil katildir. Canidir. İnsanlaştırmayalım.  Kendimizi onun yerine koymak beyhude bir iştir. Bir manyak sırf bunu yapabildiği için insanları öldürür ve bir de isim kazanır: seri katil! Katilin serisi olmaz! Burası Amerika değil!” 

İstanbul Cinayet Şube Müdürü Alçiçek Yıldız, daha cümlesini bitirmeden konferans verdiği amfinin en ön sırasından bir erkek sesi yükseldi: 

“Burası Amerika olmayabilir ama siz az önce tüm dünyada kullanılan profil uzmanlığı alanını gömdünüz!”  

Alçiçek eliyle mikrofonu kapatıp yanındaki asistanına sordu. 

“Kim bu dallama?” 

En ön sıradaki erkek, atik bir hareketle koltuğundan kalkıp müdürün yanında bitti.  

“Samet Elibol efendim.  Amerika’dan gelen yeni profil uzmanıyım.”  

Konferans sırasında Alçiçek Yıldız’a asistanlık yapan kızı, komiser yardımcısı Şimal durumu açıklamaya çalıştı. 

“Federal Police Investigators (FPI) ve emniyetin iş birliği çerçevesinde Amerika’da eğitim alması için Ankara’dan yollanan kişi müdürüm. Hani bekliyorduk ya…” Alçiçek cümlesini tamamlayamadan Şimal’i susturdu: “Anladık anladık!” 

Samet’in uzattığı eli sıkmaya tenezzül bile etmeyen Alçiçek, koşar adımlarla amfiyi terk etti. Şimal aniden koridorda durunca, yankılanan topuk seslerinden biri kesildi. Annesinin eline tutuşturduğu çantasında çalmakta olan telefonu bulup açtı. On saniye konuştuktan sonra uçarak binadan çıkmış olan Alçiçek’e yetişti ve “Acilmiş!” diyerek telefonu uzattı.   

Telefondaki ses şunları söyledi. 

Çıplak olarak aynı yatakta bulunmuş bir erkek ve bir kadın cesedi. Adres, Şişli, Ceren Sokak, numara 76. Olay yerini görmenizi istiyorlar amirim.” 

Telefonu kapadıktan sonra “Bir işi de bensiz yapın yahu!” diye söylendi Alçiçek. Arkalarından yetişen Samet’e döndü.  

“Henüz ayağınızın tozuyla olay yerine gidiyorsunuz. Tanıştırayım, Cinayet Büro komiser yardımcısı Şimal. Kızım diye demiyorum, zehir gibi hafiyedir.  Bakalım işinizde de konuşmamı böldüğünüzdeki gibi cevval misiniz?” 

Ceren sokak, numara 76, Şişli: 

Komiser yardımcısı Şimal Yıldız ve çiçeği burnunda profil uzmanı Samet Elibol, Halâskârgazi  Caddesi’ne paralel olan Ceren sokağa vardıklarında sokak çoktan polis kordonuna alınmıştı. Arabayı park edince, topuklularını çıkarıp spor ayakkabılarını giyen Şimal, binanın önünde nöbet bekleyen polise sordu: 

“Neden boşmuş bu bina?” 

“Kentsel dönüşüm kararıyla boşaltılmış ama henüz yıkılmamış Amirim.” 

Olay mahalli olan binanın çatı katı naylonlarla kaplanmıştı. İki kişilik yatakta çıplak bir erkek ve kadın, sanki fotoğrafçıya poz vereceklermiş gibi yatıyorlardı. Olay yeri inceleme ekibi, ilk incelemede nefes almadığı tespit edilen iki maktulü de fotoğraflarken, aniden kadının yüzünde bir seğirme olmuş ve hemen en yakın hastane olan Şişli Etfal’e kaldırılmıştı.  

Maktulün bulunduğu alana girer girmez Samet yorum yapmaya başladı. 

“Erkek ölmeden önce yatağa yatmış olmalı. Bir kadın bir erkeği canlıyken yatağa atabilir ama ortalama 75 kiloluk birini ölüyken yatağa taşıması biraz zor gibi görünüyor.” 

Şimal güldü. 

“Her zaman böyle komik misiniz? Yoksa Amerikan espri anlayışı mı bu ciğerlerimi delen? 

“Hayır. Ciğerlerinizi delen şey cıva buharı,” diye araya girdi olay yeri inceleme ekip şefi Engin. “Kimse size maske vermedi mi Şimal Amirim? Erkeğin ölüm nedeni, akut cıva buharı zehirlenmesi. Hastaneye kaldırılan kadının ellerinde cıvadan mütevellit kurşun mavisi renklenmeler vardı. İki kurban da hava geçirmeyen bu odada el yapımı şu mekanizma sayesinde yaklaşık 72 saattir yoğun cıva buharına maruz kalmışlar. Vakaya hemen bir toksikoloji uzmanı atanmasını talep ettim.” 

Şimal tanışma faslını kısa tuttu. 

“Enginciğim bu Samet. Amerika’da profil uzmanlığı eğitimi aldı. Bu vakada benimle beraber çalışacak.”  

“Aramıza hoş geldin Samet.” 

O sırada Ceren sokağa teşrif eden Alçiçek Yıldız, çatı katındaki olay mahalline çıkmadan önce sokaktaki polis memurlarıyla sohbet ederek ortamın havasını kokladı. 

“Selamın aleyküm gençler!” 

“Aleyküm selam Amirim!” 

“Şu dilenciyi de alın sorguya!”  

Tek bacağı ve tek kolu olan bir dilenci, polisleri ve önünde durduğu binada olan biteni zerre kadar umursamadan bir karton parçasının üzerinde uyukluyordu. Amirinin azarlamasından hicap duyan bir polis durumu açıklamaya çalıştı. 

“Uyandırmaya çalıştık Amirim ama…”  

“Kafa bi’ milyon desene!”  

Alçiçek dilenciyi uyukladığı yerden kaldırttıktan sonra telefonda başka emirler yağdırdı. 

“Hastaneye kaldırılan kadının başına iki polis yerleştirin. Biri rütbeli ve ikisi de silahlı olsun. Güvenlik açısından başımız derde girmesin.” 

Sonra apartman girişinde nöbet tutan polise yanaşarak sessizce sordu. 

“Yatakta ölü bulunmuş bir erkek ve komada bir kadın. Kıskanç bir koca ya da sevgili tarafından basılmış bir playboy. Öyle mi?” 

“Şey… Pek öyle değil amirim.” 

“O zaman kim bilir kime olan kumar ya da uyuşturucu borcu yüzünden bir şarjör mermi boşaltılarak infaz edilen birileri.” 

“Yorum yapmam doğru olmaz Amirim. Siz en iyisi gidip olay yerini görün.” 

“Demek durum o kadar ciddi…” diye mırıldandı Cinayet Şube Müdürü, topuklu ayakkabıları ile karanlık merdivenleri çıkarken. Topukluların boş binada yankısını duyan Engin, Alçiçek’i merdivenlerin başında karşıladı ve hemen bilgilendirmeye başladı: 

“Maktul ve kurban şu el yapımı mekanizmayla cıva buharına maruz bırakılmış Amirim.” 

“Sıradan bir cinayet için oldukça zahmetli bir yöntem. Peki amaç?” 

*** 

Şefin brifingi bitince Alçiçek dönüp Şimal ve Samet’e laf attı. 

“Sonradan fotoğraflardan bakmaktansa şimdi gözlerinizi dört açıp da bakın olay yerine!” 

“Anneniz topuklularını değiştirmeye ihtiyaç duymamış,” diye fısıldadı Samet. 

“Onun hiçbir koşulda taviz vermediği iki şey vardır: sivri lafları ve sivri topukluları.” 

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Cinayet Şubesi: 

Soruşturma ekibi durum değerlendirmesi yapmak için toplandı. Sahadakilerin elde ettiği bilgiler peş peşe gelmeye başladı.  

“Maktulün kimliği tespit edilmiş Amirim. Serdar Topatan. İş adamı Serhat Topatan’ın oğlu. Kadının adı ise Safinaz Uymaz.”  

Şimal kadının adını bile dinlemeden elinde telefonla bürodan dışarı fırladı. Samet olan bitene anlam veremediği için sordu. 

“Anlaşılan kadının hâlâ adı yok buralarda. Arkadaşlar ben iki yıldır eğitim için Amerika’daydım. Birisi anlatabilir mi neler oluyor?” 

“Maktul Topatan Holding’in sahibi ve İstanbul İthalat-İhracatçılar Birliği (İ.İ.İ.B.) başkanının oğluymuş abi. Çok nüfuzlu adamdır.” diye cevap verdi polislerden biri. 

“Desenize yandık,” diye homurdandı Samet. 

O sırada Şimal alı al moru mor bir suratla geri döndü. Samet kendi kendine konuştu. 

“Cinayetler devam edecek bence.” 

“Ne dediniz?” 

“Hiç… Siz konuşun arkadaşlarla. Belli ki bir duyuru yapacaksınız.” 

Şimal boğazını temizledikten sonra ekibe dönerek sesini yükseltti. 

“Arkadaşlar, ilk defa böyle bir olay yeriyle karşılaşıyoruz farkındayım. Ağzınızı her zamankinden daha sıkı tutun yoksa ensemizde boza pişirirler, haberiniz olsun. Kapının önündeki dilenci dahil o sokakta oturan herkes sorgulansın. Bir saniye ya. Bir şeyi atladık. Binada kimse yaşamıyorsa nasıl bulmuşlar maktulleri?” 

“Görgü tanıklarına göre bir köpek binaya girip havlayarak açılana kadar terasın kapısını tırmalamış Amirim.” 

Bunun üzerine Samet’ten günün en ilginç sorusu geldi. 

“Nasıl bir köpek?” 

“Sokak köpeği herhalde. Onu da mı sorguya alacaksınız?” 

 Şimal’in sözü üzerine soruşturma ekibindekiler kıkırdamadan edemediler. 

*** 

Kadın kurban ile ilgili araştırma yapan polis ekibe bilgi aktarıyordu.  

“Safinaz Uymaz. 1978 İstanbul, Sarıyer doğumlu. Baba Turgut, anne Ayşe Uymaz. Adam Sarıyer balıkçı barınağında teknelerin karinalarını boyarmış. Turgut Uymaz’ın SGK girişi var ama emekli olamadan 2008’de ölmüş. 1995 yılında vefat eden Ayşe Uymaz’dan üç kızı, aynı yıl evlendiği Sinem Uymaz’dan bir oğlu var. İkinci karısı ve oğlu Murat’ın son 15 yıldır T.C. nüfus sisteminde kaydı yok. Aileden sadece kurbanımız Safinaz hayatta, ablaları sırayla 2010 ve 2011’de ölmüşler.” 

Şimal açıklamadan tatmin olmamış gibi sordu: 

“Tekne karinaları derken?”  

Aradığı cevap Samet’ten geldi.  

“Gemilerin su altında kalan kırmızı dış kısmı var ya, ona deniyor. Geminin hızını ve dengesini bozabilecek türde parazit deniz hayvanlarıyla kaplanmaması için bu kısım ‘antifouling’ denen boyalarla boyanır. Bu boyalar zehirli maddeler içerirler. Gemiler sadece ahşaptan yapılıyorken kurtlardan korumak için kırmızı renkli bakır oksit içeren boyalar kullanılırmış. Bu yüzden karinalar hâlâ geleneksel olarak kırmızıya boyanıyor.” 

“Dedi Kaptan Nemo! Bu nasıl bir gemicilik bilgisidir yahu? Şapka çıkardım Samet Bey.” 

“Ama Kaptan Nemo denizaltı kaptanıdır. Ben gemi ve teknelerden bahsetmiştim.” 

“Hem akıllı hem ukala!” 

İstanbul Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi: 

Şimal ve Samet hastanenin girişindeki keşmekeşten kurtulmaya çalışırlarken, Samet’in gözü taksi durağının köşesinde bekleyen bir köpeğe takıldı. Siyah burunlu, sürmeli gözlü, krem rengi tüylü kangal kırması köpek, İstanbul’daki binlerce sokak köpeğinden biri olmalıydı. Köpeğin üzgün üzgün bakan gözleriyle göz göze geldiği anda köpek yerinden kalktı ve Samet’in yanına geldi. Samet köpeğin başını okşadı. 

 “Hadi bakalım git kızım.” 

Hayvanlarla arası hiç iyi olmayan Şimal şaşkınlıkla sordu. 

“Dişi olduğunu nasıl anladınız hemen?” 

“Bu kadar akıllıları hep dişi olur.” 

“Niye herkes bahçesine bekçi olarak erkek köpek ister o zaman?” 

“Neden ‘erkek adamın erkek evladı olur’ sözü varsa aynı sebepten! Neyse, biz işimize bakalım.” 

Komadaki Safinaz Uymaz ziyaretinden bir sonuç alamayınca kadının Sarıyer, Sevimli sokak numara beşteki evine gittiler. Gittikleri adreste yabani otlar bürümüş bir bahçenin ortasında yıkılmaya terk edilmiş tek katlı bir ev vardı. Mahalleden kimseye ulaşamadılar ama Sarıyer Tekne Barınağı’nda kurbanla ilgili epey bilgi edindiler. 

Yaşı nerdeyse doksana dayanmış bir adam, Turgut Uymaz’ın ismini duyunca polislere hikâyenin kendi bildiği kısmını anlattı. 

“Daha elleri kalem tutmadan tekne boyamaya başladı o kızlar. Karina boyamak zordur beyim. Teknenin en meşakkatli yeri. O zehirli boyanın terkibini iyi tutturamadın mı bir daha kapını çalmaz tekne sahibi. Hep o babalarının yüzünden. Yasaklanmasına rağmen daha iyi tutuyor diye cıvalı boyaları kullanmaya devam etti. O sabaha kadar içerdi, kızları da içki parası bulabilsin diye canları çıkana kadar çalışırlardı. Karısı ölünce daha kırkı çıkmadan yeniden evlendi deyyus. O kadından da bir oğlu oldu. Kadın oğlunu da aldı yurt dışına kaçtı dediler. Kim bilir nereye? İki ablası dayanamadı işte, erken yaşta öldüler. Bir Safinaz dayanıklı çıktı içlerinden.” 

“O neredeyse yıkılacak evde mi yaşıyorlardı peki?” diye araya girdi Samet. 

“Yok canım. Kız kardeşleri öldükten sonra Safinaz o evi terk etti. Nişanlandı sonra.” 

“Nişanlı mı? Biz bekâr diye biliyoruz ama…” 

“Biriyle nişanlanmıştı. Tam evleneceklerken o da Haliç’te çalıştığı tersanede zincirlere dolanmış, kolu mu bacağı mı ne kopmuş. Safinaz boyalar yüzünden kanser oldu diye duyduk ama doğru ama yanlış. Kısır kalmış bile dediler, nerelerinden uydurdularsa. Evlenemediler demek ki. Kim sakat biriyle evlenmek ister ki? Bilirsiniz bir şey iyi giderse duyulmaz da kötü giderse herkesin dilinde olur. Ondan sonra başka laf gelmedi kulağıma.” 

İkinci gün: 

Gazeteler Serhat Topatan’ın oğlunun metruk bir binada ölü bulunduğunu öğrenince emniyet binasının önüne canlı yayın araçları ile kamp kurdular. Ertesi gün gelen iki haberle ortalık iyice karıştı. 

Bahçelievler Civanperçemi sokak 77, ve Gaziosmanpaşa Cilalıibo sokak 78 numaralı binalarda yine hava geçirmez hale getirilmiş odalarda birer erkek ve kadın cesedi daha bulundu. Dört yeni cesedi incelemeye alan adli tıp ekibi, bu kişilerin de cıva buharı zehirlenmesiyle ölmüş olduğuna dair bilgiyi verdi. Kurbanları cıva buharına maruz bırakan mekanizmalar ilk vakadakinin aynısı ve yine el yapımıydı. 

Gaziosmanpaşa Cilalıibo sokağa giderlerken, Şimal’in arabası: 

“Berke Hürses ve Natalia Muranova Bahçelievler’de, Adnan Demirci ve Olga Cheminsky Gaziosmanpaşa’da bulundu. Erkekler T.C. vatandaşı kadınlar Rusya Federasyonu vatandaşı.” 

Alçiçek telefonun hoparlöründen isimleri öğrendikten sonra telefonu kapattı. 

“Hürses ve Demirci Holding’in varisleri. Ne yapıp edip bunu yapanları yakalamalıyız Şimal!” 

Şimal ve Alçiçek, sabahın beşinde Samet’i kaldığı misafirhaneden almışlardı. Hep birlikte, üçüncü olay yeri olan Cilalıibo sokağa gidiyorlardı. Amerika’dan döndükten sonra pasaportuyla beraber tüm kimliklerini çaldıran Samet araba kullanamıyordu. 

“Cinayetler devam edecek demiştim size.” 

“Kim devam edecek?” diye sordu Alçiçek. 

“İstanbul’un ‘C’ harfiyle başlayan sokaklarındaki terkedilmiş binaları arayıp bulan kişi. Yani seri katil Alçiçek Amirim. Profil uzmanlığı dalını küçümsediniz ama sonunda İstanbul da ilk kadın seri katiline kavuştu. Ne demişler, her şeyin bir ilki vardır.” 

“Elimizde her iki cinsten de maktul varken, katilin kadın olduğuna nasıl karar verdiniz?” diye sordu Alçiçek. Sinirlendiği sesinden belli oluyordu. 

“İlk vakada emin değildim. Ama ikinci ve üçüncü olayda da zengin bir ailenin oğlu işin içine girince emin oldum. Kadınlar sadece yanlış zamanda yanlış yerde bulunan kişiler.  

“Sırf içgüdüleriniz size katilin kadın olduğunu söylüyor diye cinayet mahallinde bir kadına ait herhangi bir kanıt bulmadan böyle bir iddiada bulunmanız çok yersiz bence. FPI’da polisliğin kanıt işi olduğunu öğretmediler mi size?” 

“Öğrettiler tabii ki. O yüzden bunları düşünüyorum ya. Mesela ilk vakada bulunan kadın tamamen bahtsız. Peş peşe bulunan üç cinayet mahallinin ikisinde yabancı uyruklu genç kadınlar varken ilkinde kırklı yaşlarında bir T.C. vatandaşı kadının bulunmuş olması size de ilginç gelmiyor mu? Neden o adamla o odada olduğunu umarım uyanınca öğreneceğiz.” 

Şişli Etfal’den gelen mesaj tam o sırada telefonlarına düştü:  

Doktorlar kurban kadına, derin koma durumu, beyin sapı reflekslerinin kaybolması ve solunum yokluğu ile beyin ölümü tanısı koydular. Her ihtimale karşı vaka çözülene kadar makinelere bağlı tutulacak. 

Alçiçek bu anı hemen değerlendirdi. 

“Anlaşılan boyacının kızı size ifade vermeye pek hevesli değil Samet Bey.” 

“Boyacı değil. Tekne karinası boyacısı. Sandığınızda çok daha meşakkatli bir meslek. Zehirli boyalarla geçirilmiş bir ömür.” 

Annesinin Samet’i sıkıştırıp durmasından bunalmış olacak ki Şimal konuyu değiştirdi. 

“Nereden biliyorsunuz gemiler hakkındaki bu kadar bilgiyi acaba?” 

 “Bir arkadaşımın babasının tekneleri vardı. Hani tekne derken öyle ufak tefek şeyler değil, gemicikler.” 

İkinci ve üçüncü vakada da olayın geçtiği sokakta yaşayanlar, binaya köpeklerin girdiğini ve o dairelerin kapısını tırmalayarak ağlar gibi sesler çıkardıklarını belirttiler. 

“Yine nasıl bir köpek diye sormayacaksınız değil mi?” dedi Şimal, biraz da Samet’i kızdırmak için. Samet oralı olmadı. 

“Yoo. Alt tarafı sokak köpekleri. Sorguya alacak halimiz yok ya!” 

Üçüncü gün, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Cinayet Şubesi: 

Alçiçek ve Şimal binaya girmeden kendi aralarında konuşuyorlardı. 

“Duyulmasını istemiyorlar ama Arpacı ve Yoğurtçu Holdinglerin oğulları da üç gündür kayıpmış. Arkadaş olan delikanlılar için beraber haytalık yapıyorlar diye düşünüp üzerinde durmamışlar ama son iki vakayı duyunca…”  

“Anladım Alçiçek amirim. Sahadaki ekiplere arabalarını arattıralım.” 

*** 

Olay yeri sayısı üçe, cinayet sayısı beşe yükselince bakanlık cinayet şubeyi sıkıştırmaya başladı. Şimal, bakanlıktan gelen telefondan sonra kasırga gibi esti. 

“Az sonra valilik şehirde olağanüstü hâl ilan edecek.  Tüm arabaları ve ekipleri sokakta istiyorum. Hadi herkes işinin başına!” 

Samet’in sorusu ekipte şaşkınlığa sebep oldu. 

“Ne arayacaklar, bir sokak köpeği ve sol koluyla sol bacağı olmayan bir dilenci mi?” 

“Dilenci de nereden çıktı?” 

“İlk vakada polis kordonuna rağmen binanın önünde uyuklayan tek kollu ve bacaklı adamı hatırlamadınız mı? O görgü tanığını ‘Şimdi bir bağımlı ile kim uğraşacak?’ diye salıvermişler. Sorguladığım bazı komşular Cilalıibo sokakta da tek kollu ve tek bacaklı bir dilenci gördüklerini söylediler,” diye cevap verdi Samet. Şimal’in sabrı taşmak üzereydi ama yine de Samet’i cevapladı. 

“İstanbul’daki tüm kolsuz bacaksız dilencileri arayacak olursak! Ohooo! Hem Şişli’nin dilencisi Gaziosmanpaşa’da gezmez. Kendi aralarında belirledikleri bölgeleri vardır.” 

“Evet haklısınız. Bakın ne buldum. Ölen genç adamlar, ülkenin en büyük üç ihracat-ithalat şirketi sahiplerinin…” 

“Beş!” diye bağırarak büroya girerken Samet’in sözünü kesen Alçiçek’in müdür yardımcısıydı.  

Adama yanaşıp “Kayıp gençler mi?” diye fısıldadı Şimal. Müdür yardımcısı başını ‘evet’ anlamında sallayarak konuşmaya devam etti. 

“Artık beş oldu Şimal amirim. İki cinayet mahalli daha tespit edildi. Esenler, Cezve sokak numara 79 ve Göngören, Cennet sokak numara…” 

“80 mi?” diye sordu Şimal. “Durun bakayım tahmin edeyim. Ayrı ayrı iki köpek kullanılmayan ayrı iki binaya girmiş ve ağlamışlar ama kimse köpekleri görmemiş değil mi?” 

“Birinde evet. Diğerinde sokakta futbol oynayan çocuklar zemin kattaki dairenin camını kırmışlar. Garip kokulu bir duman çıktığını görünce de…” 

“Polisi aramışlar. Polis de gelince o dumanların cıva buharı olduğu anlaşılmış. Sanırım artık bitti.” diye derin bir nefes verdi Şimal. 

Bu sefer sorma sırası Samet’teydi. 

“Ne bitti?” 

“Cinayetler.” 

“Umarım bitmiştir. Ne diyordum ilk üç maktul, en büyük üç ithalat-ihracat şirketinin sahiplerinin oğulları idi. Sanırım son iki erkek maktulün de Türkiye’de ilk beş sıraya giren şirketlerden ikisinin varisi olduğu az sonra teyit edilecek. Basın ne diyordu o şirketlere? ‘Beşli ekip’ mi? Bu şirketlerin ortak ithalat kalemlerinden biri ne biliyor musunuz?” 

“Cıva mı?” diye cevabı yapıştırdı Şimal. Gözlerinde çakan şimşeklerden aklından bir şeyler geçtiği belliydi. 

“Evet. Hatta şöyle ki ülkede başka cıva ithal eden şirket yok. Merak ettiğim şey, neden cinayetlerin bittiğini düşündünüz?” 

“Artık bitmesini istediğim için.” 

İstanbul Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi: 

Dördüncü ve beşinci vaka da bulunduktan sonra, Şimal’in hastanın beyin fonksiyonlarında hareket tespit edildiğine dair aldığı telefon yüzünden tekrar Şişli Etfal’e gelmişlerdi. Samet hastanenin acil girişine doğru insan ve araç kalabalığı arasında hızlı adımlarla ilerlemeye çalışırken gayriihtiyari dönüp arkasına bakınca gözlerine inanamadı. İki gün önce taksi durağının orada gördüğü siyah burunlu, sürmeli gözlü, krem rengi tüylü kangal kırması köpek aynı üzgün gözlerle ona bakıyordu. 

“İstanbul’da aynı köpeği iki gün ara ile aynı yerde görmek mümkün müdür?” diye sordu Samet, Şimal’in buna cevap vermeye tenezzül etmeyeceğinden emin olarak. 

“Birinin bahçesinde bağlı ise evet.” 

“Evet, çok akıllıca. Ama ya hastanenin bahçesinde başıboş ise?” 

“O zaman dejavu görmüşsündür ve bu da Matrix’te bir kırılma olmuş demektir. Şimdi Ajan Smith’ler peşimize düşmeden pergelleri aç da kurbanımızın durumu neymiş öğrenelim bakalım Sayın Bay Neo!” 

*** 

Erkek maktullerin her birinin son görüldükleri tarih aynıydı ama son görüldükleri yerler farklıydı. Eskort kadınlarla yemek yedikleri lüks mekânlardan son model arabalarıyla ayrıldıktan sonra şoförlerini arayıp arabalarını içinde bulundukları binaya yürüme mesafesi noktalarda teslim etmişlerdi. Sonra yürüyerek o binalara gitmişlerdi.  

Ara sokaklardaki terk edilmiş binaların girişlerinde kamera olmadığı, sokakta bulunan kameralar ise çalışmadığı için binaların içine kimin girip çıktığı tespit edilememişti. Bu da demekti ki beş maktulün de aynı gece o kadınlarla o mekânlarda buluşmaları ve katil veya katillerin tuzağına çekilmeleri için önceden kapsamlı bir plan yapılmış olmalıydı.  

İstanbul İthalat-İhracatçılar Birliği-İ.İ.İ.B. binası konferans salonu: 

İşin içine cıva, zehirlenme ve seri cinayetler girince, beş büyük şirketin sahipleri, taze evlat acısını bir yana bırakıp olaylar yüzünden şirket hisselerinde maddi kayıplar yaşanmaması için, bütün bunların ülke bütünlüğüne yönelik bir terör saldırısı olabileceğine dair basın açıklaması yaptılar. İstanbul Emniyet Müdürlüğü bu açıklamadan sonra, ellerindeki tüm ekiplerle katil veya katilleri bulmaya yönelik geceli gündüzlü çalıştıklarını, olayın münferit saldırılar olduğundan şüphelenilmesinin yanı sıra, iç güvenliği tehdit edebilecek terör unsurlarıyla ilgili bir soruşturmanın da paralel olarak yürütüldüğü açıklamasını yapmak zorunda kaldı. 

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Cinayet Şubesi: 

Ellerinde dördü kadın beşi erkek dokuz maktul ve muhtemelen beyin ölümü gerçekleşmiş ağır komada bir kadın kurban vardı. Tüm maktuller maruz kaldıkları yoğun cıva buharı nedeniyle akut cıva zehirlenmesinden ölmüşlerdi.  

Komadaki kurban yüksek cıvaya maruz kalınması nedeniyle ellerinde kurşun mavisi pigmentasyon tespit edilen tek kişiydi. Şaşırtıcı olan şey, hayatta kalmayı başarabilen kadın kurbanın vücudunda diğer maktullerin vücudundaki orandan daha fazla cıva değerine rastlanmış olmasıydı. 

Cinayet mahalli…………………………………… Maktullerin isim-cinsiyet ve yaşları 

Şişli, Ceren sokak, no 76                                Serdar Topatan (E-26)- Safinaz Uymaz (K-43) 

Bahçelievler, Civanperçemi sokak, no 77   Berke Hürses (E-22) -Natalia Muranova (K-25) 

Gaziosmanpaşa, Cilalıibo sokak, no 78       Adnan Demirci (E-25) – Olga Cheminsky (K-22) 

Esenler, Cezve sokak, no 79                          Hilmi Ökkeş Arpacı (E-29)- Alia Romanoff (K-19) 

Göngören, Cennet sokak, no 80                   Mustafa Yoğurtçu (E-27)- Maria Zakharov (K-21) 

Şimal ve Samet iki saat yemek molası verdikten sonra henüz mesai başlamadan emniyet binasına geri gelmişlerdi. Şimal maktullerin isim ve fotoğraflarının asılı olduğu panonun önünde dikilerek sesli düşünmeye başladı. 

“Periyodik cetveli hatırlıyor musunuz Samet Bey?” 

“Evet ama ne alakası var?” 

Şimal beyaz tahta üzerinde yazarak anlatmaya başladı. 

“Siz karina boyalarından bahsedince bu konuyu araştırdım. Karina boyamada cıvalı boyalar da kullanılıyormuş. Kanda litrede 50 mikrogram cıva bulunması ciddi seviyede cıvaya maruz kalınma sonucu oluyor. Safinaz Uymaz’ın kanındaki oran bu. İpin ucunu cıvadan elde ettim. Ve oradan çekip olayın en başından beri cıva ile ilgili olduğunu anladım. Beş maddenin periyodik cetvelde dizilmesini sağlayan atom numaralarına göre sıralanışı şöyle: 76 osmiyum, 77 iridyum, 78 platinyum, 79 tabii ki altın ve 80 cıva.” 

“Yani sadece sokaklar ‘C’ harfi ile başlamıyor, bina numaraları da sıralı diyorsunuz. Periyodik cetvel ve cıvayla kafayı bozmuş birileri mi işliyor sizce tüm bu cinayetleri? Çılgın bir kimya profesörü mesela?” 

“Hayır cıvayla kafayı bozmuş değil, cıva yüzünden kendisi veya ailesi ciddi zarar görmüş birisi veya birileri. Mesela Safinaz’a yapılan tetkiklerde daha önce yumurtalık kanseri teşhisi konduğu ve rahmiyle beraber bu organlarının alındığı tespit edildiğini biliyor muydunuz? Diğer maktullerin kanlarındaki miktar 50 mikrogramdan az olmasına rağmen diğerleri ölmüş, Safinaz hâlâ hayatta. Biri bana bunu açıklayabilir mi?” 

“Şimdi siz komadaki bir kadının bu işin içinde olduğunu mu iddia ediyorsunuz? 

“Sanırım evet.” 

“İnsanlar bir şeyden zarar görmüşlerse bile, bunu dünyaya ilan etmeleri için böyle bir gösteriye ne gerek var ki?” 

“İntikam her zaman soğuk yenmez. Bazen zehirli buharları tütebilir üzerinde.” 

“O zaman şu Haliç’teki tersaneye gidip Safinaz’ın gizemli nişanlısını bulma vakti geldi sanırım,” diyerek konuşmayı bitirdi Samet.  

Haliç’teki tersanede iş kazasında sol bacağı ve sol kolunu kaybetmiş işçiyi sorduklarında kimse konuşmak istemedi. Sadece bir ustabaşı, Namık Girgin olarak ismini hatırladı fakat verdiği adresten de telefondan da bir yere ulaşılamadı. Sanki adam yer yarılmıştı da içine girmişti.   

*** 

Şimal’in ardından aklındakileri hizaya sokmaya sırası Samet’teydi. 

“Peki… Ben de aklıma takılanları sorayım o zaman… Karun kadar zengin bir adamsın. Şehrin pahalı restoranlarından birinde Slav ırkının harikulade numunelerinden biriyle yemek yiyorsun. Sonra arabanla bir yere kadar gidip arabanı şoförüne teslim ediyorsun. Gideceğin binaya da yürüyerek gidiyorsun. Neden? O binada sana ne vaat ediliyordu ki kendi hür iradenle gizli gizli gittin?” 

“Konu cinsellik olunca insanların ne kadar garip vaatler peşinde koştuğunu tahmin bile edemeyiz.” dedi Şimal. 

“Ya da en baştan yiyecek veya içeceklerine katılan bir madde ile ayakta kalacak kadar ayık ama istenileni yapacak kadar uysal bir hale getirilmiş olabilirler.” 

O sırada adli tıptan gelen e-posta çıktısıyla içeri giren polis memuru şüphelerini doğruladı. 

“Haklısınız Samet amirim. Hepsinin kanlarında midazolam denen maddeye rastlandı. Ameliyatlarda anesteziklerle birlikte verilen kuvvetli sedatif. Türkiye’de yok ama internetten kolaylıkla temin edilebiliyor.” 

Bu bilgi Şimal’in aklından geçenleri doğrulamıştı. 

“Demek ki en başından beri tahmin ettiğim şey doğru. Katil birinden yardım alıyor olmalı. Bütün bu David Copperfield numaralarını tek başına yapıyor olamaz.” 

Alçiçek Yıldız, her zamanki topuk sesleri, herkesi döndürüp kendine baktıran aura’sı ve iğneli laflarıyla büroya giriş yaptı.  

“Boşuna haritada olay yerlerini işaretlemeyin! Davut yıldızı filan çıkmayacak! Ya da katil size altmış ikiden tavşan yapmayacak! Ahahahahahah!”  

Dördüncü gün: 

Safinaz Uymaz’ın kanında yapılan ve sonucu üç-dört günde alınan ayrıntılı taramada ilginç bir bulguya rastlandı. Kurban, Baklofen isimli kuvvetli kas gevşetici maddeden aşırı dozda almıştı. Cıva zehirlenmelerini danışmak üzere vakaya atanan toksikoloji profesörü, dünyanın çeşitli yerlerinde Safinaz gibi beyin ölümü tanısı konmuş on iki kişinin Baklofen aşırı dozundan bu hale geldiklerine dair makaleyi bularak heyecanla okudu. Ve bu ilacın vücuttaki yarılanma ömrü olan dört gün sona erdiğinde, hastaların ilacın etkilerinden kurtularak normale döndükleri bilgisine ulaştı.  

Yani Safinaz Uymaz’ın komadan çıkabilmesi an meselesiydi. Bu bilginin ışık hızıyla emniyete ulaşması gerekiyordu. Fakat toksikoloji profesörünün asistanı dijital ortama geçirilip e-posta atılması gereken bilgiyi o kadar hızlı ulaştıramadı. O gece karısının doğum sancıları başladığı için kadını acilen doğuma yetiştirdi. Bilgiyi ancak sabahın erken saatlerinde e-posta atabildi.  

İstanbul Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi: 

Toksikoloji bulgularının, Safinaz Uymaz’ın aşırı dozda aldığı baklofenin etkisinden kurtulduğu anda normale dönebileceğini belirttiği gece, saat 00.00’daki nöbet değişiminden üç saat sonra, kurbanın başında nöbet tutan polislerden biri aniden bulantı ve kusmayla hastanenin aciline kaldırıldı. Komiser yardımcısı rütbesindeki polis, telefonundan İnstagram videoları izlerken bir hasta bakıcı gelip hastayı beyin tomografisi için dört kat aşağı götürüp getireceğini söyledi. Komiser yardımcısı, yanındaki polis memuru orada olmadığı için hastanın yanında kimseyi gönderemedi. Kendi de çok yorgun olduğu için kalkıp gitmedi. Kafasını telefonundan kaldırınca hasta bakıcının protez bacağı dikkatini çekti. Biraz daha dikkatli bakınca bir kolunun da protez olduğunu gördü. 

Merakından sordu. 

“İş kazası mı?” 

“Evet. Gemi tersanesinde çalışırken oldu. Zincir boşaldı, sol koluma ve sol bacağıma dolandı. Protez takıldıktan sonra engelli kadrosundan buraya girdim,” diye cevap verdi hasta bakıcı adam. Bir yandan da komadaki hastayı sedyeye yerleştirmekle meşguldü. 

“Kolunuzu ve ayağınızı kaybetmenize üzüldüm ama işsiz kalmamanıza sevindim.” 

“Teşekkür ederim.” 

Hasta bakıcı adam kırk dakika sonra hastayı odasına geri getirdi. Sabah saat 08.00’da polisler ve hemşireler sekizer saatlik nöbetlerini değiştirirlerken hastanede bir çığlıktır koptu. Yoğun bakımda yatmakta olan Safinaz Uymaz’ın yerinde başka bir kadın yatıyordu! 

Beşinci gün: 

Sabaha karşı saat 07.45’te Safinaz Uymaz’ın aşırı doz ilaç almasıyla ilgili bilgileri alan Şimal hastaneye gitmek üzere evden fırladı. Samet’i alacak kadar vakti olmadığı için profil uzmanını aramakla yetindi. Telefonuna ulaşamayınca mesaj attı. Hastane yolunda ilerleyen Şimal, 08.03’te telefonuna gelen mesajla beyninden vurulmuşa döndü. 

Safinaz Uymaz hastaneden kaçırıldı. 

Tüm hastaneyi birbirine kattıktan sonra, Samet’in hâlâ ortalarda görünmemesi üzerine iyice delirdi. Samet’in kaldığı misafirhaneye bir ekip arabası yolladı. 

“Uyuyakaldı ve telefonunu da şarja takmadı herhalde, şu adamı getirin bana!” 

Nöbeti sırasında hastanedeki kadın kurbanı elinden kaçıran komiser yardımcısı, ifadesi sırasında hasta bakıcının bir eli ve bir ayağının protez olduğunu fark ettiğini fakat hiçbir şeyden şüphelenmediğini söyledi. 

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Cinayet Şubesi: 

Hastane kapalı devre kameralarından gelen görüntülerden, hasta bakıcının net bir fotoğrafı elde edildi. Bu fotoğraf ve hastane odasındaki parmak izlerinden yola çıkılarak kimlik tespiti yapıldı. Hastanenin arka kapılarından birini gören kamera, sabah karşı saat 03.55’te bir kolu ve bir bacağı protez bir adamla kısa boylu bir kadının, köpeğiyle bekleyen bir adamla sarmaş dolaş olup binadan ayrılışını görüntülemişti. Görüntüleri bulan polis “İşte burada kameralara yakalanmışlar Amirim,” dedi. Köpekli adamın yüzünün yarısı görünmesine rağmen onun Samet Elibol olduğunu anlayan Şimal alnına bir şaplak vurdu. 

“Hay Allah! Kameralara yakalanmadılar! Bu görüntüyü bilerek verdiler!” 

Amirinin söylediklerini anlayamayan polis açıklamalara devam etti. 

“Namık Girgin. 1974 Sarıyer doğumlu. Tersane işçisi. Tersanede çalışırken iş kazası sonucu kolunu ve bacağını kaybetmiş. İşsiz. Adres yok. Telefon yok.” 

Şimal görüntü ve kimlik bilgileri elde edilince geç kaldıklarını anlamasına rağmen harekete geçti.  

“Hastabakıcının ve Safinaz’ın fotoğraflarını tüm birimlere yollayın. İstanbul Havalimanı Dış Hatlar Terminali’ni arayın. Her ihtimale karşı dün akşamdan itibaren kaydedilmiş tüm kamera görüntülerini aktarsınlar. Ve ikinci bir emre kadar ülkedeki tüm iç ve dış uçuşları durdursunlar.” 

“Namık Girgin, yani tek kollu ve bacaklı dilencimiz. Dilenci olarak sorgulandığında üzerinden çıkan kimlikteki ismi Ersen Lepen. Tabii ki sahte isim amirim.” 

Olanları haber alan ve fırtına gibi büroya giren Alçiçek kıpkırmızı bir yüzle ortamdaki herkesi azarladı. 

“Adam dalga geçer gibi Ersen Lepen isimli bir kimlik verdi ve hiçbiriniz bunun sahte olabileceğini düşünmedi öyle mi?” 

Ekibindekiler boş boş bakarken iyice sinirlenen Alçiçek bu sefer ayyuka çıkan sesiyle bağırdı. 

“Hiçbiriniz Arsen Lüpen’i duymadı mı ulan!” 

Polisler birbirlerine şaşkın şaşkın bakarak cevap vermekten korkarken Şimal ekranda gördüklerini okudu.  

“Namık’ın çalıştığı tersane bilin bakalım kimin şirketine aitmiş. Serhat Topatan’a ait Topatan Holding’e!” 

Namık Girgin’in görüntüsü havalimanından gelen görüntülerle eşleştirilmeye başlandı. Samet’i almaya giden ekip Samet’in bir gece önce misafirhaneden köpeğiyle beraber ayrıldığını bildirince Alçiçek saçını başını yolma noktasına geldi. 

“Samet mi ayrılmış? Nasıl ayrılmış? Neden ayrılmış? Nereye gitmiş? Ne köpeği?” 

Dişi olduğunu nasıl anladınız hemen? 

Bu kadar akıllıları hep dişi olur. 

İstanbul’da aynı köpeği iki gün ara ile aynı yerde görmek mümkün müdür? 

Şimal tam o anda Samet’le olan köpek muhabbetlerini hatırladı. Annesinin koluna girdi, kadını aceleyle bürodan dışarı çıkardı.  

“Sakin ol anne. Köpeği hastanenin önünde gördük biz. Hem de iki kere. Kapıları tırmalayarak vakaların bulunmasını sağlayan köpek muhtemelen Samet’in ya da adı gerçekte her neyse onun köpeğiydi.” 

*** 

Maktullerin telefon şifrelerini kırıp bilgilerine erişen bilişim birimi de hiç iç açıcı olmayan bilgiler vermeye başladı. 

“Ölen gençlerin telefonundaki internet bankacılığı uygulamalarından hesaplarındaki tüm paralar üç devlet bankasındaki üç hesaba aktarılmış. Yaklaşık sekiz milyon dolar. O hesaplar da off-shore hesaplara aktarılarak ertesi gün kapatılmış. Hesaplar Hayri İrdal ismine ait. Bu isim de sahte.”  

Sağ bacağı dizden aşağı alçıya alınmış bir adam, cinayet bürodan içeri koltuk değnekleriyle girerken konuşmakta olan polisi düzeltti. 

“Sahte değil. Kurgu.” 

“Nasıl yani?”  

Alçiçek’in sorusu üzerine gözler kapıdaki ayağı alçılı adama çevrildi. 

“Hayri İrdal. Sahte isim değil, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanının kahramanıdır.” 

Alçiçek sinirinden titreyerek adama da bağırdı. 

“İyi de siz kimsiniz?” 

“Ben Samet Elibol. Ankara’dan Amerika’ya emniyet ve FPI iş birliğiyle profil uzmanlığı eğitimi almak için yollanan kişiyim. On gün önce gelmem gerekiyordu ama hem kaza geçirdim hem de pasaport dahil tüm kimliklerimi çaldırdım. Bir de on gün önce benim pasaportumla Türkiye’ye giriş yapmış başka bir Samet Elibol varken ülkeye alınmam kolay olmadı.” 

Komiser yardımcısı Şimal nefesini tutarak son ve en önemli soruyu sordu. 

“Bacağınızın kırılmasına sebep olan kazada olaya bir köpek karışmış mıydı acaba?” 

“Nereden bildiniz? Bisikletle giderken yoluma çıkan köpek beni düşürmekle kalmadı çantamı da kaptığı gibi götürmüş. Sonradan öğrendim ben tabii. Kafamı da vurmuşum çünkü düşerken. Hastaneye kaldırmışlar. Üzerimde kimlik yok, telefon yok. Kim olduğumu ispatlayıncaya kadar on gün John Doe muamelesi gördüm. O yüzden de gecikeceğimi size haber veremedim.” 

Durumu kavrayan Şimal bir gece önceden kalan çay bardağından sahte Samet Elibol’un parmak izinin taranması emrini verdi. 

Alçiçek bağırmaktan çatlamış sesiyle ekibe ayar vermekle meşguldü.  

“Hiçbiriniz bu Samet denen adamın evraklarını isteme zahmetinde bulunmadı mı acaba!”  

Ürkek bir sesle cevap geldi. 

“Amirim tüm kimliklerini Amerika dönüşünde çaldırdığını söyledi. İşe başlama evraklarının Ankara’dan size gönderileceğini bildirdi. Bize de soruşturmanın hayhuyunda…” 

“Tamam! Kes! Keeeeees!” 

“Amirim buldum!” 

“Parmak izinden tespit edilen kimliği Tyler Burden. On beş yıl önce greencard ile Amerikan vatandaşı olmuş. Türk ismi ise Murat Uymaz. Yani Safinaz Uymaz’ın baba bir anne ayrı kardeşi. Asıl mesleği kimyager. Ve son on yıldır Amerika’da köpek eğitmenliği…” 

Havalimanı görüntülerini tarayan polislerden biri, otuz sekiz dakika sonra Alçiçek’in amirlik hayatına son noktayı koyacak görüntüleri tespit etti. 

“Bakın bakın!” 

Bütün büro İstanbul Havalimanı Dış Hatlar Terminali’nin dört saat öncesine ait kamera görüntülerine kilitlendi. Ekrandaki sol ayağı ve sol kolu protez olan adam, Türkiye’ye suçlu iadesi olmayan Hong Kong’a giden uçağa binmek için X-ray makinesinden geçmeden önce son derece atik tavırlarla protezlerini çıkardı. Yanındaki kısa boylu bir kadın, vücudunda olağan seviyenin epey üzerinde olan cıva düzeyini belirten uluslararası evrakla beraber X-ray makinesine girmeden yoluna devam etti. 

Hemen arkalarından ekrana tüm emniyet birimini ‘Samet Elibol’um’ diye kandıran kişi geldi. Uçağa binmek üzere kontrolden geçerken tam olarak nerede olduğunu bildiği kameraya dönüp işaret diliyle bir şeyler söyledi. 

İşaret dilini anlayamayan çoğunluğa hakiki Samet Elibol tercümanlık yaptı. 

“Amirim zehir hafiyesiniz ama seksen, beşten büyüktür.” 

Şimal, siyah burunlu, sürmeli gözlü, krem rengi tüylü ‘Kızım’ isimli dişi bir köpeğin de sahte Samet Elibol yani Tyler Burden’ın pasaportuna kayıtlı olarak uçağa bindirildiğini öğrenince hiç şaşırmadı. 

29 Ekim 2021, Eflani. 

Yorum bırakın

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑