“Türkiye Karagöz ve Hacivat’ın patentini almaya hak kazandı. UNESCO, Kültür Bakanlığı’nın Karagöz’ün Türk kültür mirası olduğunu anlatan dosyasını onayladı.”

Daha önce de baklava ve lokum gibi meselelerde çıkan tescil kavgası hele şükür lehimize sonuçlanmış. Lakin böylesine güçlü bir anlatım içeren, böylesine milli bir değer olan, geçmişi yüzyıllara dayanan bir sahne sanatının değerini UNESCO damgalı kağıtlarda bırakmaktan öteye ne zaman geçeceğiz?

Bizim çocukluğumuzda ramazan geldi mi, o zamanlar memleketimin tek televizyonu olan TRT’de bir ramazan heyecanı yaşanırdı. Bu sadece dansözleri uzun eteklik giydirip çıkarmak ya da çıkarıp da oynatmamak şeklinde güya saygı duyuyormuş gibi ama saygısızca yapılan işlerden çok öte bir heyecandı Zamanın ileri dönem gençliğini süren eşsiz tiyatrocuları tarafından sahnelenen orta oyunları, meddah gösterileri, Karagöz-Hacivat atışmaları hala gözümün önündedir.

“Karagöz ve Hacivat neden öldürüldü?” filminden beridir kimseyi Karagöz ve Hacivat kılığında görmedim. Ya da televizyonda ustası tarafından canlandırılan Tuzsuz Deli Bekir’li, Beberuhi’li, Zenne’li, Çelebi’li, Laz’lı, Tiryaki’li güzel bir oyun seyretmedim. Geçen sene ramazanda Sultanahmet Meydanı’nda tek kişilik bir gösteride ismini bilmediğim bir göstericinin şu sözlerine tanık olmuştum:

“Ya çocuklar! Bulaşık süngerinden kahraman olur mu hiç? Bırakın öyle saçma çizgi filmleri de ülkemizin değerleri olan güzellikleri seyredelim!”

Haklıydı bu vatandaş. Tamam bulaşık süngerinden kahraman olmaz. Peki ama nerede Türk kültürüne ait Karagöz’le Hacivat’ın çizgi filmi? Nerede Keloğlan’ın seneler önce başrolünde Rüştü Asyalı’nın oynadığı filmler hariç başka filmi? Haksızlık etmeyeyim. Yeni bir film çekilmiş: KELOĞLAN KARAPRENS’E  KARŞI!!! Baş rollerinde Özcan Deniz ve maalesef Mehmet Ali Erbil’in oynadığı bu filmle ilgili yorum yapmayacağım.

Mizah ustalarını sayarken nerede anlı şanlı, aklı ve hazırcevaplığı dillere destan Nasrettin Hoca’mız? Fıkraları cilt cilt kitaplar dolduran dilden dile çevrilen ve bir çizgi film kahramanı yaratılmaya kalkışılsa hazır yüzlerce senaryosu arşivlerde bulunan Nasrettin Hoca’mız?

“Halep oradaysa, arşın burada” diyerek “Ben Halep’te şu kadar arşın atlardım bu kadar arşın zıplardım!” diyen adamı alaşağı ederken, aslında bu lafı sene, onun görüp görebileceği seneleri milenyum milenyum geçmişken, hepimize demiyor mu Hoca?

Karagöz’ün sesinden “Yar bana bir eğlence medet” nameleriyle dökülen cümleyi duyunca tefin sesiyle bereber hanginiz TV karşısına geçmezsiniz?

“Who lives in a pine apple under the sea?”*

“Sponge Bob Squarepants!” çığlıklarından daha akılda kalıcı olmalı. (Bu arada Süngerbob’u ve silahsız vurdusuz kırdısız tüm çizgi filmleri seviyoruz.)

Halep orada evet. Ama arşın burada. Ufak tefek kanallarda yayınlanan ve yavaş ilerlediği gibi, konusu da çocukları zerre kadar çekmeyen Türk çizgi filmleri yerine hazır tescilini de almışken ulusal kanallarda ve TRT Çocuk’da görmek istiyoruz..

Karagöz’üm iki gözümüzü…

Hacıcavcav’ımızı…

Keloğlan’ımızı…

Nasrettin Hoca ve eşeğini…

Eşeklik bizde ki, kültürümüzü görmek korumak yeni nesillere tanıtmak istiyoruz.

Nafile mi?

 

***

*Denizaltında bir ananasta yaşayan kimdir?: Süngerbob’un şarkısının başlangıç cümlesi.