semah26 Henüz yeni tanışacağı bir topluluğa Nasrettin Hoca fıkrası anlatarak söze başlamak ilk benim yazımda olsa gerek. Ama nedeni basit: Memleketimizde ‘güleriz ağlanacak halimize’ tarzı olaylar yaşamadan gün geçirmek mümkün değil. Eskiden de mümkün değildi, bu aralar hiç mümkün değil. Asıl, adam gibi adam olup gelen rüzgarın seyrine göre dalgalanmadan durmak zor. Zor olanı yapanlara selam olsun.

Bu selam Safranbolu’dan Bolu Bey’ine geldi. Üstelik sadece Safranbolu’dan da değil. Beşinci sınıfa giden oğlumun okulunun Karabük’te, evimin Safranbolu’da ve işimin Eflani’de olmasından dolayı elli kilometrekarelik alan beni ilgilendiriyor. Artık Bolu’ya da sesim ulaştığına göre beni ilgilendiren satıh daha da büyüdü. Ne demiş Gazi, “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır.” Zaten diyorum ki üç yerleşim yerinden de hizmet aldığıma göre üç oyum olsa yeridir.

Oy deyince, şu an memleketimin her köşesinde, aleni ve açık, gizli veya bağıra çağıra, meydanlarda veya kahvelerde bu mesele konuşuluyor. Paralel kelimesi lisede geometri çalışırken duyduğumdan beri hiç bu kadar sık telaffuz edilmemişti.

Telaffuz edildi ve edilmeye devam ediyor ama matematiğim iyi olsa benim hatırlatma ihtimalim olan net bir bilgi paylaşıldı. Malum kişilerin yan yana oturduğu belki on beş yıllık bir resmin altına yazmışlar: “En az bir kere kesişmiş hiçbir doğru asla birbirine paralel olamaz.”

Ben demiyorum matematik diyor. Pisagor’dan Thales’e, Öklid’den Ali Kuşçu’ya kadar aklın yolu bir. Çemberin çevresinin çapına bölümünden Pi sayısı elde edilir. Bir adamın çevresini çap(sızlığ)ına bölersek ne elde edilir?

Bölmek derken çift başlı bir kılıcı diline dolayarak ya da evdeki yüzde elli, sokaktaki yüzde elli diyerek Anadolu’nun 91 yıldır dik duran dörtgen yapısını ortadan, kıyıdan, köşeden bölmeye çalışanlara ne denir?

Kan kırmızı ve kar beyazı bayrağımın rengine başka renkler katarak bayrağımızı dalgalandırmayı bölücülük gibi göstermeye çalışanlara, bunu haklı kılmak için milliyetçiliğimizi ayaklar altına alıp, başka milliyetçilikleri körükleyerek ayrımcılık ateşine odun atanlara ne denir?

***

“Sinop’a sıkışmış Candaroğlu İsfendiyar Bey Ankara savaşından sonra, Timur’un desteğiyle ve onun yüksek egemenliğini tanıyarak Kastamonu, Safranbolu, Kalecik ve Çankırı’yı topraklarına katmıştır. Böylece Safranbolu yılında yeniden Candaroğlu Beyliği’nin egemenlik alanına girmiştir. Bu sırada Gerede yöresi ise Çelebi Sultan Mehmet’in yani Osmanlılar’ın egemenlik alanına dahildir.” (Safranbolu-Karabük-Ulus-Eflani, Hulusi Yazıcıoğlu ve Mustafa Al, 1982.)

Neden matematikten tarih dersine geçtik dersiniz? Çünkü tarih de matematik gibidir. Olmuşu kimse değiştiremez. 1453 sayısı da Pi sayısı kadar gerçektir ve değiştirilemez. Nasıl ki İsfendiyar Bey’le Timur’a kalmamıştır bu topraklar, nasıl ki fethettiği şehirde yüzlerce yıl yaşayamamıştır Fatih, nasıl ki Osmanlı’yı düşüşe geçmekten kurtaramamıştır Muhteşem Süleyman; tırnaklarını nar çiçeği renkli ceylan derisi koltuklarına geçiren, ellerini ceplerimize uzatan hiç kimse ilelebet o makamda kalmayacaktır.

Müzik türüne bakmadan her makamdan çalan, çalarken oynayan, oynarken de bir o tarafa bir bu tarafa dönenler elbet tarih sayfalarının hainler başlığı altında yerlerini alacaklardır.

Bugünlerimize bakıp yarın için hayal kuramayan gençler, ne olacak bu memleketin hali diye dirsek çürüten yetişkinler, bu bayrağın altında gökleri inleten ve ancak bu bayrak dalgalandığı sürece gökleri inletmeye devam edecek ezanlarla kıldığımız bu namazlara halel gelir mi diye üzülen ey dedeler, babaanneler!

Üzülmeyin! Anadolu, başkalarının ayaklar altına aldığı Türklüğümüzü bağrına basan analarla doludur. Ne de olsa yüzyıllardır burada “son söz”ü millet söyler.

İlk cümlelerime Nasrettin Hoca ile başlamıştım, bu sözlerimi Mevlana ile bağlayayım:

“Hiçbir mal sizin değil, neyi bölüşemiyorsunuz?

Hiçbir can sizin değil niye dövüşüyorsunuz?”

Kalın sağlıcakla.