Eflani Kar (11)_jpgSize Batı Karadeniz’den selamlar getirdim.

Eflani’ye bir metreye yakın kar yağdı. Kimseden bir şikayet duymadım. Herkes kapısının önünü temizledi. Dün belediyeye ait greyderler cadde kenarına birikmiş karları aldı, götürdü. Eksi yirmi altıyı gördü Eflani, dediler geçenlerde bir sabah namazından sonra. Kimisinin gürül gürül yanan kömürlü kaloriferleri, kimisinin püf diye sönen küçücük sobalarının ısıtamadığı yine küçücük evleri var. Bunun için yoksullara kömür, zor günlerde karda kışta şehre gelemezlerse diye makarna dağıtıyorsunuz. Kurduğunuz sosyal hizmet ağı biliyorum ki tıkır tıkır işliyor. Hatta geçenlerde bir kadının elinde kiloluk teneke kutuda kıyma gördüm. Dedim ki, memleketim fakire kıyma dağıtacak kadar zenginledi, ne güzel. Allah devamını nasip eylesin.

Velhasıl bizim Eflani’de pek bir derdimiz yok. Kırıklar köyü var yolumun üzerinde. Safranbolu’ya bağlıdır. Orada yaşayan Mehmet Amcam’la Fatma Teyzem de iyiler. Fatma Teyzem Somali’ye gönerdiği elli lirayı merak etmiyor, o çoktan helâl etti. Ama ben o para Somali’deki Fatima’ya ulaştı mı hâlâ merak ediyorum. Mehmet Amcagil odun sobasından kömür sobasına biraz geç geçtiler amma, sağlıkları yerinde. Bir de çamaşır makinesini çalıştırmayı bilmezlermiş, ona üzüldüm. Ah dedim birine de mi yazdıramadınız bir kenara? Dediler ki, yazdırdık ey gızım da bilemeyoz yine de. Boş ver ben elde yıkayıveriyom, dedi Mehmet Amca’nın karısı. Yaşlılık işte eve sokulacak şey değil ama n’etsin? Allah birbirinden ayırmasın.

Safranbolu’ya gelince burası da turistik şehir, gelen giden eksik değil. Ta Japonya’dan turistlerimiz gelir, gezer, görür, öğrenir, giderler. Beş yıldızlı otel de yapılıyormuş duyduğum kadarıyla. E Kardemir Karabükspor da geçen gün Fenerbahçe’yi yendi. Gerçi Fenerbahçelisiniz biliyorum ama iyi oynayan kazandı, size bunu garanti ediyorum. Çünkü maçı bizzat kale arkasından Karabük’e tezahürat yaparak izledim. Bundan iyisi Şam’da kayısı diyor, geçinip gidiyoruz işte biz buralarda.

Yalnız 17 Aralık’ta bir şeyler oldu dediler Ankara’da. Açtık TV’leri baktık, haber aradık. Bir iki kanalda bulduk neyse ki. Yok şöyle olmuş böyle olmuş, yok İran altını, yok Ebru Gündeş’in kocası, yok bakanın oğlu, yok banka müdürünün karısı… Devletin resmi kanalını TRT’yi açtık baktık, hiç bir haber yok. Ne olduğunu anlayamadık, uykuya yattık.

O gece rüyamda oğlumu kaçırdıklarını gördüm Sayın Başbakanım. Koşarak yanına gittim. Baktım yatağında mışıl mışıl uyuyor. Sakinledim. İnsan en kötü kabusunda en kıymet verdiği şeyinin elinden alınmış olduğunu görüyor değil mi? Şükür benim şu fani dünyada en kıymetlim bir tane oğlum var, kabuslarım kısa sürüyor. Siz ne görüyorsunuz kabuslarınızda Başbakanım? Allah hayırlara vesile etsin.

Bugünlerde kendi çocuğum dahil tüm çocukların yani ülkemizin geleceğini düşünüyorum. Belki de kabuslarım bu yüzden. Onlara şimdi ne verdiğimizi değil, gelecekte ne bırakacağımızı merak ediyorum. İşte o zaman daha büyük kabuslar görüyorum. Neden biliyor musunuz? Siz her sabah o kadar büyük bir öfkeyle kalkıyorsunuz ki artık, bundan zararla oturacak olan biziz biliyorum da ondan üzülüyorum. Mehmet Amcam tüpü daha pahalı alacak. Benzine zam geldiği zaman yol parası artacak, torunları onu daha az görmeye gelecek. Çiftçinin belini büken mazot daha az buğdaya, daha pahalı ekmeğe sebep olacak. Bu karda kışta doğum yaptıktan sonra yavrularını donmadan yaşatabilen köpek Sarıkız’ın yavrularına her gün yevmiyelerinden para ayırıp ekmek alan Eflani Bedaş çalışanları daha az ekmek alabilecekler. Ya belediyenin açlıktan elinde ekmekle giden insanlara saldırıyor diye topladığı sokak köpeklerine kim nasıl bakacak? Allah yardım etsin.

Ekonomi denen dev çark kötüye giderse memleketime gelen turist sayısı azalacak. Buna bel bağlamış işletmeler sıkıntıya girecek, vergiler, memur maaşları, okullar, üniversite sınavları, işsizlik, KPSS falan filan…

İşte bu kara kışta böyle basit şeylere üzülüp uykularım kaçıyor Sayın Başbakanım.

Bugün Ahmet Hakan’ın size yazdığı mektubu okudum. “Ben bu yargıyı maksatlı buluyorum, bunlara güvenmiyorum” buyurmuşsunuz. Biz, siz ne derseniz doğru olduğunu düşündük. Koca koca paşalar hapse giderken bu yargıya, bu devletin tüm savcılarına, polislerine sonuna kadar güvendik. Batı Karadeniz’de köy yolları kardan kapansa bile doğuda bizden daha çok ihtiyacı olan insanlar var, onları düşünelim hele bir, dedik. Çünkü biz kadirşinas bir milletiz Sayın Başbakanım. Deriz ki, Allah devletimize zeval vermesin.

Ama bir kez adalete olan inancımız sarsılıp uykularımız kaçtı mı…

Bir de savaştan söz ediyormuşsunuz Sayın Başbakanım. Yurdumuzu tehdit eden bir düşmanla savaşmak gerekirse elbet savaşırız. Sene 1998 idi, askere gönüllü komando olarak yazılan nişanlımı Eğridir’den Tunceli’ye gönderdim, siz artık Dersim diyorsunuz oraya. Şimdi de bir oğlum var, henüz küçük ama her Türk evladı gibi vatan borcunu ödemeden adam oldu demeyeceğiz. Bizim memlekette kız da vermezler askere gitmeyene bilirsiniz. N’apalım, küçük esnafın elinden ancak bu geliyor işte, doğur, büyüt, okut, yetiştir, inşallah olmaz ama memleketi için savaşa gönder… Allah herkesin evladının sağ salim dönmesini nasip etsin.

Şimdi kimle ve neyle savaşacaksak bir söyleseniz de dostumuzu düşmanımızı bilsek. Ama dediğim gibi bizim Eflani’de, Safranbolu’da, Karabük’te öyle ufak tefek meseleler dışında kimseyle bir düşmanlığımız yok. Dolar kaç lira olmuş, dört buçuk milyon dolar bir ayakkabı kutusuna sığar mı filan pek anlamayız biz. Allah hepimize akıl fikir versin.

Sizden isteğimiz yakın zamanda ananızı da ziyaret ediniz. Mezarlığa gidiniz, dualarınızı ediniz, bir de eğilip toprağa kulak veriniz. Ana yüreğidir, o en iyisini bilir:

“Ey oğul; cömertlikte ve yardım etmede akarsu gibi ol,

Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,

Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,

Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol,

Hoşgörürlükte deniz gibi ol” diyecektir, onu dinleyiniz.

“Ama ‘başkalarının kusuru’nda tüyü bitmemiş yetimin hakkı varsa onları ‘örtmede’ değil ‘açığa çıkarmada’ kaplan gibi ol” diyecektir, bunu da dinleyiniz. Çünkü sizden beklenen bu.

Memleketimin dertleri küçük yürekleri büyük yaşlıları böyle durumlarda bir dua daha ederler. Ben de onlara canı gönülden katılıyorum:

Allah hepimizin müstahakını versin.