barış manço23 Şubat 1999 akşamı… Elimde iki CD’den oluşan mavi kapaklı bir albümle eve geliyorum… Daha paltomu bile çıkarmadan birinci CD’yi PHILIPS marka müzik setimize takıyorum… Hoparlörlerden dökülen o senelerin bildik nağmeleri ile annem, babam, kardeşim ve ben ağlamaya başlıyoruz… Çünkü çalan şarkı MANÇOLOJİ albümünün ilk şarkısı olan DAĞLAR DAĞLAR…

Bir şarkıcının ardından onun şarkılarını seslendirmek zor iştir. Hele ki bu şarkıcı Barış Manço ise. Dile kolay ben onun şarkılarını kendi adıma 39 yıldır dinliyorum . Babam bile her eski şarkısı çalarken “Bu şarkıyı Küçük Kumla’da teknede dinlerdik, şu şarkıyı Alanya’da gazinoda ne çok çalarlardı” diye hatırlayarak anar Barış Manço’yu. Ama Barış der ona. Çünkü o evimizin Barış ağabeyi, kardeşi, amcasıdır.

Müzik dünyasında, onun sesi ve sanatının yanından bile geçemeyecek nice işler yapılırken, Kurtalan Ekspres “Göğe Selam” isimli bir albümle çıktı karşımıza. Selam ettikleri kişiler Barış Manço, Bahadır Akkuzu ve Cem Karaca.

Bana göre şanssızlıkları, albümü görüp aldığım 17 Aralık cumartesi akşamı kendilerini henüz dinlemeden bir Okan Bayülgen programında onlarla karşılaşmış olmam. Okan’ın her gece kendi kendinin klonu olan programlarından birinde, o kalabalık öğrenci gürültüsü içinde bu müziğin çınarlaşmış ismi olan grup ve şarkıları seslendiren genç rockçılar canlı müzik yapmaya çalıştılar. Beni ve sanırım tüm Barış Manço’ya gönül verenleri şaşırttılar. Canlı performansları sanki liselerarası müzik yarışmasına katılmış grup beceriksizliğiyle kotarılmıştı o kadar. Yılların müzisyenleri adına üzüldüm. Ama içlerinden biri ayağa kalkıp Okan’a yaptıkları için teşekkür ettiği zaman, aksine utandım. Kurtalan Ekspres gibi Türkiye’de kilometre taşı olmuş bir müzik grubuna fotoğraf falan çekmiş olmaktan en fazla onur duyabilirdi Okan Bayülgen. Çarklar tersine işliyor. Neyse.

Albüm ilk şarkı olarak Teoman’dan dinlediğimiz Dönence ile başlıyor. İlk dinlediğinizde Barış Ağabey’in zaman zaman davudî zaman zaman duygusal çıkan o sesinin yerine günümüz teknolojisi ile güçlendirilmiş melodilerin üzerine başka bir ses duymak, annesi ölüp de babasını başka bir kadınla evlendirmiş hissi uyandırıyor insanda. Bir kabullenememe. Bir ihanet hissi. Bu şarkı sana olmamış, sen bunu asla söyleyemezsin kıskançlığı. Sonra yavaş yavaş kulak alışıyor ve daha az tırmalanıyor üzengi ve örs kemikleri. Ama yine de bir eksiklik, bir olmamışlık, bir şarkıya kendinden bir şey katmamışlık var şarkılarda.

İkinci parça oldukça genç bir sese emanet edilmek için bence çok ağır bir şarkı: Emre Aydın ve Dağlar Dağlar. Emre’nin genel “ölüyorum, bitiyorum, üzülüyorum, intihar ediyorum” temalı şarkılarından olsa gerek bu şarkıyı ona seslendirtmişler. Diyebileceğim sadece şarkının altından iyi kalkmış o kadar. Emre şarkıya kendinden bir şey katmadan ama şarkıyı da bozmadan söylemeyi başarabilmiş ama orkestra bitişi nasıl yapsak da kötü olsa diye düşünmüş ve başarmış maalesef.

Halbuki Dağlar Dağlar bir isyan bir haykırma içermekte notalarında ve sözlerinde. Öyle ki hem gitar ve kemençe ile, hem sadece gitar ile, hem sadece Türk müziği enstrümanları ile çalınıp söylenebilen bir şarkı. İbrahim Tatlıses’in nedense Barış Manço’nun ölümünden sonra söylemeye cesaret edebildiği, ama söylerken de arabesk ağzından çok Türk müziği seslendirir gibi seslendirdiği, o güçlü sesiyle de sözlerdeki haykırışın hakkını verdiği bir şarkı.

Türk müzik tarihinde popçuların arabesk, arabeskçilerin pop söylemek için otuz sene beklemiş, kendi alanlarında iyice pişmiş olmaları gerekti. Özel radyoların, mp3lerin ve Youtube’un olmadığı devirlerde TRT tekelcilerinin zevkiyle halkın beğenisi uyuşmadı mı yandınız demekti. Halkın içinden, kelimenin tam anlamıyla bağrından kopan onca sanatçı, arabeskten ortada kuyu var yandan geç şeklinde teğet geçmeyi seçti. İçlerinden bazı güçlü olanlar TRT yasaklarına rağmen halkın desteğiyle milyonlarca kaset satarak bugünlere kadar geldi.

Geriye dönüp dinlediğimizde Barış Manço’nun kendi türkülerini yakıp, kendi şarkılarını seslendiren bir ozan olduğunu söyleyebilirim. ‘Yakalarsam muck muck’tan çok öte anlamlı şarkı sözleriyle bizleri hala düşünmeye sevk edebilen bu adamın şarkılarını seslendirmek elbette zor. Hüzünlerini arabeske kaçmadan anlatan, aşkını domates-biber-patlıcanla soteleyebilen, terk edilişlerini bela okumadan duyuran duru bir ses ve net bir Türkçe var karşınızda.

Üçüncü sırada Bülent Ortaçgil’den bir Unutamadım yorumu var. Yorumu diyorum çünkü Bülent Baba kendi yorumuyla söylemiş şarkıyı ve ortaya ister istemez Barış Manço bestesi Bülent Ortaçgil yorumu çıkmış. İstenen de bu olsa gerek. Tarzları farklı olduğu için şarkıya alışmak kolay olmayacak gibi duruyor. Şarkının ortasında birden başlayan ve başına buyruk devam eden perdesiz gitar da kim diye sorduğunuzda akla ilk gelen isim doğru çıkıyor: Erkan Oğur! Erkan Ağabey, ikinci dinleyişimde ilki kadar sevimsiz gelmedi ama, bir söyle Allah aşkına olmuş mu?

Özlem Tekin ve Kara Sevda’nın 2011 versiyonu, Ayşegül Aldinç’in 1988’de söylediği halinden daha güzel değil. Keşke biraz daha dinleseydi Ayşegül ablasını Özlem Hanım. Vasat vokale, vasat düzenleme de eşlik edince şarkı dinlenirken eziyet çekiliyor.

Albüme en rahat ses veren şarkıcı Fuat Güner olmuş. Yılların vokali, daha önceki halinden bir hayli “rock” hale getirilmiş Can Bedenden Çıkmayınca şarkısını, Muazzez Ersoy’a inat gayet ağdasız, arabeskten uzak seslendiriyor. Ama şarkının arka planı o kadar sesli hatta gürültülü ki ben bile söyleyebilirdim imajını yaratıyor insanda. Yanı Fuat Güner de kendinden bir şey katabilmiş değil şarkıya, düzgünce seslendirmekten başka.

Nev de Sarı Çizmeli Mehmet Ağa ile şaşırtmıyor bizi. Eski ve çok tanıdık bir şarkıyı yeni bir sesten bozulmadan dinlemiş oluyoruz. Ne bir heyecan, ne bir yorum, ne de düzenlemede küçük bir nüans.

Ogün Sanlısoy ve Kol Düğmeleri’nin bir hikâyesi var. 17 Aralık cumartesi gecesi, Okan’ın canlı programında kendisi tarafından anlatıldı. Bence programı izlememin bana tek kârı da bu hikâye oldu. Ogün ilk albümünün ve Barış Manço Mançoloji albümünün şarkılarını aynı stüdyoda kaydediyorlarmış. Bir gün koridorda yan yana stüdyolardan kol düğmelerinin müziği Ogün’ün kendi şarkısına karışırken Rahmetli ile karşılaşmışlar. ‘Best of gibi bir şey mi yapıyorsun Barış ağabey?’ diye sormuş Ogün. ‘Best of değil Mançoloji!’ demiş kendine has üslubuyla Barış Manço. ‘Yıllar sonra bu şarkıyı bana teklif ettiklerinde çok heyecanlandım’ diyor Ogün. Ve hakikaten heyecanına yakışır şekilde seslendirdiği bu şarkı ile albümün en başarılı seslendirilmiş şarkısına imza atıyor kendisi.

Ne ola yar ola ile Feridun Düzağaç ilginç bir performans sergiliyor. Şarkının Barış Manço’nun en bilinen şarkılarından olmamasının bir şans olduğu açık. Çünkü ne kadar çok dinlenirse o kadar o sese ve o sesin tonlamasına alışılarak kulaklarda yer edinen şarkıları seslendirmek gerçekten daha zor.

Sevgili Gür Akad ve Cem Ağabey için söylenecek hem çok şey var hem de hiç bir şey yok. Çünkü iyi niyetle yapılmış kötü bir şarkı. Bundan yaklaşık üç sene önce de yine Okan’ın bir programında canlı yayına çıkıp bu şarkının bildik hikâyesini anlatıp sonradan ‘Cem Ağuuubeeeeeeeyyyyy’ diye Cem Karaca’nın arkasından duyduğu üzüntüyü kulaklarımıza böğürdüğünü hatırlıyorum. Demek seneler geçmiş ve hala hikâye aynı, şarkı aynı. O kadar iyi gitar çalmasına rağmen kendi şarkısındaki solo o kadar acemice son buluyor ki, son ders zili çalmış ortaokul öğrencisinin defterlerini son bir hamleyle çantasına tıkması hızında toparlayıp melodiyi nakarata geçiyor Gür. Üstelik şarkıda ne bir kafiye, ne güzel bir söz, ne kinayeli bir anlatım var. Biraz uğraşsa iki satır daha söz yazsa fena mı olurdu? Çok iyi gitar çalmakla şarkı yazmak, o şarkıyı insanın yüreğine işleyecek şekilde seslendirebilmek başka şeyler demek ki.

“Pop çalan bir rock gitaristinin kulağı kirlenebilir ama ben kimin arkasında çalarsam çalayım hep rock çaldım. Bunu birçoğu anlamadı belki ama ben yıllarca hep rock sularında gezindim.” Gür Akad’ın bu sözlerini okuduktan sonra yeni çıkan single’ı Salak’ı da dinledim. Amazon.com’dan satışa sulan sadece 222 adet ‘hard copy’ bastırmış olmakla reklamını yapan ama kendi de ismi gibi salak bir şarkı. Neden mi? Artık 80’li yılların sonu 90’lı yılların başında değiliz. ‘Hair band’ler tarihe karıştı. Metallica senfoni orkestrası ile buluştu, Santana kendi bestelerini bir sürü başka şarkıcıya okuttu, Justin Bieber adında bir yeni yetme (d.1994) 2010/2011 yıllarında çeşitli dallarda tam 56 tane ödül kazandı, Müslüm Gürses rock söyledi, Sezen Aksu arabesk. Sen ne yaptın? Cem Ağabey diye bir şarkı! Barış Manço öleli 12, Cem Karaca öleli 7 sene oldu. Sen ne yaptın? Yeni bir single. Adı ne? Salak!

Bütün bunlar Türkiye’nin en iyi gitaristi de olsanız keyfi davranma ve hâlâ ‘Ben kafama göre rock takılıyorum baba’ deme lüksünüz yok demek anlamına geliyor. Şarkı yazın, Kurtalan Ekspres ya da başka bir orkestra ile beraber bir solist bulup onları icra edin ama lütfen ‘Salak’lık etmeyiniz.

Yeni Bir Gün’ü seslendiren Hayko Cepkin sanki kafasına silah dayanmış da şarkıyı söylemiş gibi. Kendisini sever, dinlerim. Karabük’e geldi, çoluk çocuk konserine gittik. Hatta Twitter’dan her zamanki gibi kanlı(!) canlı bir konser vermediği için kendisine teşekkür bile ettim. Neme lazım tüm Karabük ilköğretim gençliği ve oğlum Metehan kafayı yerdi sonra maazallah. Hayko, ne yazık ki çıplak sesle şarkı söylemede sınıfta kalıyor. Hadi o sınıfta kalıyor da, ona üç buçuktan dört verip sınıf geçiren koskoca Kurtalan Ekspres’e ne demeli? Hiç!

Vokal içeren son şarkı olan Gülpembe hem yeni düzenlemesi ile hem de herkesin kendi sesini zorlamadan birer satırlık katılımının yakışır biçimde vokallere paylaştırılması açısından albümün en başarılı şarkısı seçiliyor tarafımdan. Aklıma bu şarkıyı senelerce bir sevgiliye yazılmış olarak dinledikten sonra Barış Manço’nun babaannesi olan hanımefendiye yazılmış olduğunu öğrenince ne kadar şaşırdığım geliyor. Bir babaanne ve torunu arasındaki bunca güçlü bir sevginin nasıl da müzikle günümüze taşındığını düşünürken gözyaşlarım pınarlarımd_ Neyse.

Enstrümantal olan son şarkıdan bahsetmeyeceğim bile. Biliyorum lafı da çok uzattım daha fazla uzatmayacağım. Güya sevgi gösterisi yapacağım diye Twitter’da “Kurtulan” Ekspres yazan arkadaşa hitaben yazdığım gibi Kurtalan Ekspres’in bu kötü performans ve kaderden kaçıp kurtulması gerekir. Gür Akad için söylediklerim ve daha fazlası onlar için de geçerli. Bu memlekette “rock” diye bir şey varsa ve gitarın teline dokunan her çocuk bir tedrisattan geçiyorsa bunda emekleri ve tınıları olan koskoca bir lokomotif onlar. Ama kötü işler yapmak veya kendilerini tekrar etme şansları maalesef yok.

Şarkıları yeni yetmelere hatırlatmak hatta öğretmek amaçlı yapılmış denirse bu albümü gülümseyerek dinleyebiliriz. Biliyoruz ki Michael Jackson öldüğü zaman şarkılarını ilk defa dinleyen bir gençlik var elimizde. Şimdi bu albüme ses vermiş genç şarkıcıların hayranları Barış Ağabey’in belki de hiç bilmedikleri şarkılarıyla tanışacaklar. Youtube’dan bakıp (umarım) şarkıların orijinal hallerinin peşine düşecekler ki bu eskiyi merak etmeyen, yeniyi öğrenmeyi reddeden bir gençlik için önemli bir şeydir.

Ben Göğe Selam’ı dinledim. Çoğu şarkının kendi bestesi olmasından dolayı selamın %90’ının Barış Manço’ya gittiğini gördüm. Gülhane Parkı’ndaki yalnız ceviz ağacına, hâlâ o köhne tamirhanede ojeli tırnaklı kızı beklemekte olan Tamirci Çırağı’na ve Bahadır Akkuzu’ya buradan ayrıca selam ediyorum.

Dün gidip Barış Manço’nun bende olmadığını hayretle gördüğüm Hal Hal albümünü aldım. Gülpembe’ye ağlamaya ise oradan devam ediyorum…