Eli hiç silah tutmamış ve memleketi işgal edilip erkek nüfusu artık toprakları savunamayacak kadar azalmadıkça da ömrü boyunca silah tutmayacak bir kadın olarak terör olaylarına istinaden; askere gitmiş gidecek veya bir canını bu vatan uğruna toprağa vermiş aile mensuplarından sürçü lisan edersem affetmelerini dileyerek şunları söylemek isterim.

Kendisini askere uğurladığım ve Tunceli’de sanki ben de bilfiil uzun dönem komando olarak askerliğimi yapmış kadar olduğum dönemlerde, elinde vurulmuş ya da herhangi bir şekilde öldürülmüş insan fotoğrafları ile izne gelen nişanlıma hayret ve dehşet dolu gözlerle bakmış idim. Çünkü ben her şeyden önce bir kadındım ve o ölenlerin de geride onlara ağıtlar yakacak bir anneleri, sevgilileri, karıları, kız kardeşleri olmalıydı. Birilerinin ölmesi demek bir babanın evlâtsız, bir ananı bağrıyanık, bir çocuğun yetim, bir kadının dul kalması demekti bir yerlerde. Aklım almıyordu sebebi her ne olursa olsun kardeşin kardeşi kırmasının.

Her şey “Hepimiz Kardeşiz” türküsünü hep beraber meydanlarda çığırmak kadar basit değildi elbet. Birilerinin bu memleketin ilerlememesinden elde ettikleri rant, genç beyinlerin okutulup ilerletilip, ellerinin silahtan ve kandan arındırılıp, her şeyi devletten bekleyerek dağa çıkmak yerine, tarıma hayvancılığa ve ekonomiye kendi çevreleri üzerinden katkıda bulunmaya teşvik edilmelerinin rantından sanırım birazcık daha fazla idi memleketimde.

O tarihlerde antimilitarist bir yazının başlığında benim hislerime de tek satırda tercüman olan “Ama ben asker değilim ki nişanlıyım” cümlesi yazıyordu. Gelgelelim asker değil müzisyen, veteriner, doktor (ki asıl mesleği hayat kurtarmak olan) ,kimyacı, bilgisayarcı her ne dersen de meslekteki erkekler ellerine o silah verildiği anda “sen onları vurmazsan onlar seni vuracaklar” psikolojisi içinde sanki birer paralı (ama parasız) askere dönüşerek insan öldürmenin o dağlarda gerekli olduğu hissi ile sarılıyorlardı silahlarına.

Benim için herşeyden önce herhangi bir canlıyı “öldürebilme”nin mümkün olması gerekiyordu. Fakat sivil hayatta değil insanı bir kelebeği dahi suya düştü diye kurtarmak için çabalayan o insan; benim gözümde ortada savaş yokken savaşmış, ortada sebep yokken insan öldürmüş olarak geri döndüğünde artık onun hayatında hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Derim ki; Tunceli’de doğmuş olsam dağlarda idim. Anam-babam beni “TECE” ye karşı kışkırtarak büyütse idi, kışın öğrenci yazın terörist idim. Fakat derler ki şimdi birbirine tü kaka gözüyle bakan insanlar eskiden karşılıklı yamaçlarda yerleşik köylerde yaşarlar, birbirinden kız alıp vermezler belki ama kimse kimsenin de tavuğuna kışt demeden, kimse kimsenin ne zaman oruç tuttuğuna ya da tutmadığına karışmadan yaşayıp giderlermiş.

Çok mu “Andersen’den masallar” bunlar? Benim gibi düşünmüyor diye benim tarzımda ibadet etmiyor diye rengi benim rengimden pigment olarak koyu diye başka insanları dinlememe, orada burada yaşama hakkı vermeme, köle gibi kullanma, şehirlere sokmama ve hatta yaşamlarını elinden alma hakkını bana kim veriyor ki? Nasıl bir güç ki bu benimki?

Birileri öldüğü zaman kim ne kadar kâr eder? Babanın, kocanın, sevdiğinin, erkek kardeşinin, ağabeyinin alnından girip kafasının arkasını parçalayarak çıkan kurşun kaç dolardır acaba? Fiş almazsak KDV’sini düşer mi Amerika?

Dağlarda giyilen botları, kamuflajları, topları tüfekleri, koca bir otobüsü veya kamyonu havaya uçuran mayınları satanlar ekonomik krizden etkilenmiş midir?

Tek kale maç yapan çocuklardan hangisi bugün “gooooooooooooool” diye sevineceği yerde mayına basıp “anammmmmmmmmmmmmm” diye inleyerek bir bacağını kaybedecek bilen var mıdır?

Benim 12 saat acı çekerek kanımdan kan ekleyip canımdan can kopararak doğurduğum çocuğum bundan tam 12 sene sonra askere gittiği zaman benim gözümde ortada savaş yokken savaşmış, ortada sebep yokken insan öldürmüş olarak geri dönm___________________ yazamayacağım öldürün beni!

Evlatları (nedense) hiç askere gitmemiş kimselerin yönettiği cennet ülkemde, evlatlarını, bu vatanı neden ya da kimden kurtarmak amacı ile savaştığını bilemeden askere yollayan kimseler olarak; kanlarıyla sulayarak kurtardıkları(nı zannettikleri) vatanın aslında bundan seneler önce metrekare metrekare satılıp paylaşıldığını ve bize de o kareler üzerinde satranç piyonları gibi etkisiz eleman olarak yaşamanın düştüğünü gördükten sonra gözyaşı akıtmayı timsah misali ağlayan devlet büyüklerimize bırakıp terör olaylarına tepki veremez hale geliyoruz.

Evet.

Devekuşu misali kafamı kuma gömüyorum. Türk’üm,
Kürt’üm, Ermeni’yim, Çerkezi’m, Dadaş’ım. Çingene’yim, Laz’ım, Gagavuz’um, Tatar’ım.

Hepsinden önce insanlıktan çıkmamış bir insan; hepsinden önce hepsini doğuran ANA’yım.

22.06.2010