
“Son dakika gelen bir habere göre İstanbul Havalimanı’nın üç numaralı pistinden kalkışa geçmek üzere olan THY 563 sefer sayılı İstanbul-Los Angeles uçağı, kaptan pilotunun pistte yabancı bir cisim tespit etmesi üzerine beklemeye alındı. Bu yabancı cismin bir kadın bedeni olduğu anlaşılınca, uçağın kalkışına başka bir pistten izin verildiği, polise ait ekiplerin çalışabilmesi için üç numaralı pistin derhal iniş ve kalkışa kapatıldığı bildirildi.”
***
Arkadaşlar bakın şu karşı kaldırımdan geçen benim İhsan dayım! Komiserdir kendisi! Ortadoğu ve Balkanlar’ın en yakışıklı cinayet şube komiseri!
Ooo gençler okul nasıl gidiyor? Bizim zamanımızda lise bahçesinden dışarı çıkılmaz, yabancıların girilmesine de izin verilmezdi. Hey gidi günler hey!
Ya dayı zaman değişti artık. Hem sen yabancı mısın? Hadi bahçeye gel de şu muhteşem hikâyeni bize anlatsana. Bak gençler olarak öğlen tatilinde sıkıntıdan patlıyoruz. Hem tost da ısmarlarız sana.
Hikâyeyi geçen akşam kahvede anlattım ya Hasan!
Ya olsun sen bir kere de lisenin kantininde anlat n’olur! Hem kahvede sadece Necmi’yle ben vardım. Bak bu arkadaşların hiçbiri yoktu kahvede. Dayım benim be!
E madem o kadar ısrar ettin, kantinde tostlarımızı yerken anlatayım. Ama sen önce haberin videosunu izlet arkadaşlarına, hani vardı ya senin telefonunda.
Az önce izledik biz o videoyu sen merak etme. Herkes biliyor mevzuyu.
Hadi bakalım neydi isimleriniz? Necmi seni tanıyorum…
Ben Pelinsu.
Ben Gizem.
Ben Hakan.
Ben Şadi.
Ahmet ben.
Ben de en sevdiğin yeğenin Hasan!
Oooh çaylarımız da geldi. Toplanın masanın etrafına bakalım. Haberin videosunu izlediniz. Geçen sene bu zamanlar oluyor bu olay. İstanbul Havalimanı’nın üç numaralı pistinde bir beden var, belki de ceset. Havalimanı polisi bizden yardım isteyince, amirim İstanbul Cinayet Şube’den beni gönderdi hele git bir bak neymiş ne değilmiş diye. Gittim baktım ki pistte üzerinde yırtık pırtık eteklikleri çamur içinde bir gelinlikle bulunmuş bir kadın. Havalimanı çalışanlarından birisi daha biz olay yerine varmadan telefonuyla görüntü alıp da haber sitelerine satmasın mı? İnternet siteleri hemen akşamına HAVALİMANINDA GELİNLİKLİ CESET diye haberi patlatınca pirincin taşını ayıklamak da bize düştü tabii ki. Kaptan pilota da helal olsun puslu bir havada alacakaranlıkta o kadar mesafeden pistteki yabancı cismi fark etmiş. Şimdi durum o kadar karışık ki. Havalimanında bir polis merkezi var. Orası işe karışıyor. Biz de karıştık. Sonra ben bu gelinlikli kadın kimin nesiymiş diye araştırırken bir ipucu buldum. O ipin ucundan çıkan ilçe emniyeti de karıştı işe. Amirimi arayıp sordum. O gün öğleden sonra kendi düğününden beyaz bir Doblo’yla kaçtığı veya kaçırıldığı ihbar edilmiş kayıp bir gelin ve pistte bulunan gelinlikli ceset var, bunlar alakalı mıdır sizce amirim, dedim.
Amiriniz ne dedi?
Oğlum sen yapay geri zekâ mısın benim başıma? Tabii ki alakalıdır, diye gürledi Ahmet.
Alemsiniz İhsan komiserim. Sonra?
Kızın kaçtığı ihbar edilen düğün, İstanbul’un Arnavutköy ilçesine bağlı hem Durugöl’e hem Karadeniz’e kıyısı olan Göbeller köyündeymiş. İşin içine Arnavutköy ilçe emniyeti de girdi mi? Kaç başlı olduk siz düşünün. Köyden kızı teşhis etmek için birileri hastaneye getirilecek. Bu kız o kızsa, köye gidilecek. Kız kimin nesiymiş sorgulanacak. Kim gidecek?
Kim?
Ben hemen amirimi aradım Gizem. Olay cinayet olduğu için havalimanındaki polis karakolunu aradan çıkardı. Arnavutköy ilçe emniyetten emekliliği gelmiş Mahmut Tokgöz’le atanamamış öğretmen olan genç polis memuru Serdar Göbel ilgilenecek dediler köydeki soruşturmayla. Amirim bana dedi ki, yapış peşlerine her yere onlarla git. İşte tam o sıralarda savcılıktan olayla ilgili haberlere erişim yasağı geldi. Bundan sonra kimseyle bu konuyu konuşamazsın anlaşıldı mı İhsan, dedi Amirim. Peki köydekilerle, diye soracak oldum, amirim kızdı. Ya oğlum sizi bana ölçerek mi veriyorlar, diye bağırdı. Hayır bende de dur durak yok. Sussana bir. Pardon amirim ama neyi ölçerek, demişim. Ne cevap vermişti hatırladınız mı?
Zekânızı ulan zekânızı, demişti değil mi İhsan komiserim?
Aferin bak Necmi. Sen sıkı bir dinleyicisin. Kahvede anlattıklarımı unutmamışsın.
Dayıcığım Lorel’le Hardy’ye benzeyen polisler kısmına gelmedik mi daha?
Hele dur anlatacağım oralarını da Hasan. Önce köyün muhtarını teşhis için hastaneye götürüyoruz. Uçak pistinde bulunan kızı teşhis ediyor, tamam bu kız bizim kızdır diyor. Kızın adı Zeycan Göbel. 1995 Göbeller köyü doğumlu. 26 yaşında. Şimdi bize diyorlar ki düğündeki herkesi sorgulayın. Kimler düğüne gitti diye soruyoruz. Köyün tamamı diyorlar. Kış günü çoğu ev boş ama nerden baksan 250 kişi var yaz-kış köyde kalan. Arayıp soruyorum, köyün tamamını mı sorgulayacağız komiserim, diye. Köydeki herkes düğündeyse köyün tamamını sorgulayacaksınız, diyor.
Başladık sorgulamaya. Bu arada Zeycan düğünden kaçtığı için resmi olarak hâlâ bekâr. Çünkü nikâh düğünde kıyılacakmış. Kızın annesi Nurcihan Göbel 2000 yılında ölmüş. Babası Yusuf Göbel 2012’de işçi olarak Almanya’ya gitmiş. O zamandan beridir ne gelen varmış ne giden. Kıza amcası sahip çıkmış. O da ne sahip çıkmaysa. Amcası Tahsin Göbel. Amcasının karısı Süheyla Göbel. Bu arada köydeki herkesin soyadı aynı. Bir de genç polis arkadaşı var ya. Serdar. O da aynı köylü, onun soyadı da aynı. Hatta genç polis kızın ortaokuldan sınıf arkadaşı. Kız zaten ortaokul terk.
Kıza âşık olan polisin adı Serdar mıydı dayı?
Sen de çok acelecisin Hasan, ‘spoiler’ veriyorsun arkadaşlarına. Kızın amcaoğlu var iki tane. Büyüğü 32 yaşında. Kadir Göbel. Küçüğü 18 yaşında olan Kenan Göbel. Kadir, bir ay önce Arnavutköy İlçe Nüfus Müdürlüğü’ne müdür olarak atanmış. Aynı zamanda ilçede ve dahi köyde çok etkili olan Güngörmüşler cemiyetinin Arnavutköy’deki erkek yurdunun yöneticisi. Karısı Fatma Göbel. O da Güngörmüş Kadınlar’ın ilçe başkanı. Kızın iki yengesi de birbirinden fettan. Zaten komşularından öğrendiğimiz kadarıyla kıza az eziyet çektirmemişler. ‘Domuz olasıca baban seni bıraktı da gitti başımıza!’ diye attıkları dayakları duyarmış komşular. Kız evde külkedisi pozisyonundaymış sizin anlayacağınız. Bir gün dayanamamış ve kendisiyle aynı mahallede yaşayan Murat Göbel’den hamile olduğunu itiraf etmiş. Bu arada Murat 40 yaşında, hiç evlenmemiş ve annesinin emekli maaşıyla geçinen işsiz güçsüz bir adam.
Ne kızlar var! Hamile olduğunu öğrendikleri zaman amcası veya yengesinin onu döve döve öldürmelerinden korkmamış mı yahu?
Korkunun ecele faydası yok Şadi. Zaten yengeleri önce inanmamışlar. Nerdeeee o Murat’ta seni hamile bırakacak göz, hem nerede buluştunuz da oldu bu iş, diyerek üzerine gelmişler. Mesele hamile kalması değil, mesele evden bütün evin işini gören bir kızın ayrılacak olmasıymış. Fakat hem yaptırdıkları hamilelik testi pozitif çıkınca hem de kızın karnı büyümeye başlayınca mecbur kalmışlar inanmaya.
Ne şirret kadınlarmış!
Kızın hamile olması işlerine gelmemiş bence Pelinsu. Yoksa onlar da biliyorlar hemen bu iki kişiyi baş göz etmeyi.
Ay ne bileyim. Kadınlar kadınlara bu kadar kötülüğü nasıl yapabiliyorlar aklım almıyor İhsan Komiserim. Hem bu kötü yengeler yakasını bıraksa bile annesiyle yaşayan o işsiz güçsüz Murat denen adamla evlenince mutlu mesut bir hayat süreceği ne malum?
Amcasından ve yengelerinden son kez dayak yiyip o adam ve annesinin evinde hiç yoktan dayaksız bir hayat yaşamayı hayal etti herhalde, kim bilir Pelinsu? Demek ki çektiği eziyet ne kadar büyüktü ki evlenmeden hamile kaldı damgasını yemeyi göze almış. Zaten her gün orospu, anan baban gitti, sen kaldın başımıza denerek yediği dayaklardan sonra son bir kez daha orospu veya kahpe diye damgalanmak umurunda olmadı. Bilemeyiz. Ama yürekli kızmış gerçekten.
Bir dakika… Bütün köyün katıldığı davullu zurnalı bir düğünden bahsediyorsunuz. Evlenmeden hamile kalmış bir kızı böyle bir düğünle kim everir ki?
Evet haklısın Ahmet. Aslında sessiz sedasız kıyılacakmış nikâh. Köyün muhtarı, dedim ya kızı teşhis etti diye. Bakın o çok mülayim, helal süt emmiş bir adammış. Kızın amcasına ‘Olmuş artık olan, yetimdir, öksüzdür, hiç mi utanmanız yoktur, babası el memleketlerine gidince önce size, sonra köye emanet etmiştir bu kızı…’ diyerek kızın amcasının olmayan utanma duygusunu harekete geçirmiş ve düğünün köy camiinin yanındaki yemekhanede yapılmasına karar vermişler. İşte biz bunları öğrenmişken kızın kaldırıldığı hastaneden önemli bir bilgi geldi.
Ne haberi komiserim?
Dur şimdi onu sonra söyleyeceğim Hakan. Ama ben amirimi arayıp soruyorum. Durum böyle böyle ne yapayım diye. Güzel haber, diyor. Ama o yanındaki Lorel ve Hardy’nin bundan haberi olmasın. Zaten basın yasağı var haberin. Ben de hastaneyi sıkılayım ki köyden kimseye bilgi vermesinler, diyor bir de.
Bak ya. İyice merak ettim şimdi.
Dur oğlum Hakan, her şeyin bir sırası var değil mi? Bu arada kıdemli polis olan Mahmut abi, artık kendisine abi diyorum, Oliver Hardy gibi şişman. Genç olan Serdar da Stan Laurel gibi uzun ve sıska. Amirime şaşırarak soruyorum. Sen nereden biliyorsun yanımdaki polis arkadaşların eşkâlini diye. Kimlerle takıldığını bilmezsem nasıl amir olurum ben oğlum, diyerek gülüyor telefonda.
Demek Hasan ve Necmi’nin üç gündür dillerinden düşmeyen Lorel’le Hardy meselesi buymuş! Biz onları hiç duymamıştık. Sizin sayenizde öğrendik İhsan komiserim.
Ne güzel işte Gizem. Şimdi gelelim hastaneden gelen önemli bilgiye. Kızın bacaklarının arasında sperm kalıntılarına rastlanmış.
Haydaa!
Haydaa ya Şadi. Kız düğünden kaçmış. Üstündeki gelinlik yer yer yırtılmış ve etekleri çamur. E hamile. İşin içine bir de tecavüz meselesi karışacak tam olacak derken köyün tüm erkeklerinden DNA örneği almamız gerektiğine dair emir geliyor. Yahu nasıl edeceğiz?
Nasıl?
Aklıma cin gibi bir fikir geliyor. Emekliliği gelmiş polis Mahmut Abi’yi evine gönderiyoruz 15 gün. Korona oldu diyoruz. Tüm köyü beraber sorguladık ya. Herkese bulaştırmış olabilir. Herkesten korona testi almamız lazım. Geliyor filyasyon ekibi kılığında bizimkiler. Kadın-erkek herkese korona testi yapınca DNA da almış oluyoruz. Sonra spermle sonuçlar karşılaştırılınca seyreyle gümbürtüyü!
Neden ki?
Allah kahretsin onu! Amcası mı yoksa?
Muhtar mı ki? Helal süt emmiş filan derken?
Yok başkasıdır. O Murat denen adamla evlenmesini istemeyen birisi. Gizli bir aşık!
Çok haklısınız gençler. Neredeyse herkes şüpheliydi bu olayda. Kızın amca oğulları Kadir ve Kenan Göbel’den örnek alınırken her iki tüpe de ‘Göbel K.’ ve sadece birinin T.C. kimlik numarası yazılmış. Hata bu, olacak! Yapılan DNA testinin sonucunda, tüplerden biri %53, diğeri %95 uyuşuyor spermle. Kardeşler ya. Ama hangi kardeş? Biri Kadir diğeri Kenan, ikisi de Göbel K.!
Behzat Ç.’nin ismi de belki böyle bir yanlışlıktan doğmuştur!
Neden olmasın Hasan? Numunelerde T.C. kimlik numarası yazmaması bahane edilerek Zeycan’ın amcasının biri evli biri bekâr iki oğlu ve geliniyle beraber yaşadığı eve tekrar gidiliyor. Ama o zamana kadar işkillenen köylüler korona testi değil de Zeycan’ın bebeği için babalık testi yapılacağı, DNA’ların bu yüzden alındığı söylentisini yaymışlar. Örnek alacak ekip eve girince ağabey Kadir de durur mu, kardeşi Kenan’ı ensesinden ittirerek ‘Gelin gelin alın. Bu itten de alın benden de alın örnek! Alın da başınız göğe ersin! Ama bilin ki kimse el alemin piçini bize yamayamayacak!’ diye bağırmış ekibe. Hiç kardeşinin gayrimeşru bir çocuğun babası çıkma ihtimaline üzülen biri gibi değilmiş. Bizim genç polis Serdar gitmişti DNA örneği alacak ekiple. Geldi bana olanları anlattı. Çok üzgündü. Abi, dedi. Köyde diyorlar ki kesin kızı seven birisi öldürmüştür. Neden, diyorum. Çünkü o adamla evlenmesini istememiştir de ondan. Yahu kız adamdan hamileymiş, seviyorsa keşke bıraksaydı da evlenselerdi, değil mi? Ben böyle deyince, aşk bu hayatta bir adama her türlü kötülüğü yaptırır diyorlar. Allah aşkına bu nasıl aşksa, diyerek içlendi bana. Hatta ağladı.
Ya benimsin ya kara toprağın! Bizim memleketin erkeklerin sevgi anlayışı bu!
Maalesef maymundan insana evrilememiş erkeklerin zihninde hâlâ öyle Gizem. Sonra Serdar kendi kendine ‘Bu kızı birisi sevse neden öldürmek istesin ki?’ diye sormuş. Düşünmüş düşünmüş, köyde Zeycan’ı onun kadar çok seven biri olmadığına karar vermiş. En sonunda ‘Abi ben vallahi de billahi de asla onun kılına zarar veremezdim!’ diye hüngür hüngür ağlamaya başlayınca bende şafak attı. Oğlum dedim, dur hele n’apıyorsun? Soruşturmayı murdar edeceksin. Kendi kendini şüpheli konumuna düşürdüğünün farkında değil misin? Yok abi, dedi. Ben o düğün akşamı karakolda nöbetçiydim. Bilerek nöbet değiştim arkadaşımla. Görmek istemedim beyazlar içinde onu öylece, diyemezdim at artık imzanı git bir an önce, dedi. Ama keşke gideymişim, o namussuz amcaoğlu ve yengelerinin, kızı, kulağına fısıldadıklarıyla zehirleye zehirleye düğünden kaçırtmalarına engel olabilirdim belki, dedikten sonra başını duvara vurmaya başlamasın mı? Dur oğlum hangi amcaoğlu, ne zehirlemesi, kim kimi kaçırtmış derken Serdar’ı sakinleştirdim. Baştan anlatmaya başladı. Düğünde ortaokulda beraber okudukları Selma Göbel isimli bir kız, Zeycan’ın da en yakın arkadaşıymış bu, Kadir’in ve yengelerinin gelip gelip Zeycan’ın kulağına bir şeyler fısıldadığını duyuyor. Onlar fısıldadıkça kızın alı al moru mor kesildiğini, en sonunda da gelinliğinin eteklerinden tutması için bu kızdan yardım isteyip tuvalete diye çıktıktan sonra bir daha dönmediğine şahit oluyor. Köyün tamamı Güngörmüşler’den olduğu için herkes gibi bu kız da Kadir’den çekinirmiş. Bunları sorguda anlatamamış ama bizim çaylak polis Serdar’a Whatsapp’tan yazmış.
Olay giderek heyecanlanıyor mu ne?
Sen ne diyorsun Şadi. Kayıp kız var, ceset var, çaylak polis var, köy var, kuzularla Hannibal Lecter’ımız eksik sadece! Bu Selma Göbel’i tekrar aldık sorguya. Selma Zeycan’ın en yakın arkadaşı olduğu için gelinliğini giymesine saçına başına filan yardım etmiş. Düğünde de yanı başındaymış hep. Kadir Göbel’in gelip kıza, ‘Sen bu haltı Murat’la yedim diye herkesi kandırmış olabilirsin ama ben inanmadım haberin olsun!’ dediğini duymuş. Bir ara Süheyla yengesi gelip ‘Kenan’ın da etrafında pervane gibi döndüğünü biliyorum. Sakın onunla bir halt etmiş olmayasın sen?’ demiş. En son Kadir’in karısı ‘Kenan yeni on sekizi devirdi. Beş aylık hamileyim dediğine göre siz bu haltı yediğinizde reşit bile değildi demek ki!’ deyince Zeycan dayanamamış kaçmış işte.
Kumpasa bak! Yengeler de işbirlikçi!
Henüz bilemiyoruz Ahmet. Çünkü bizim, demişmiş, görmüşmüş, yapmışmış, etmişmiş’le işimiz olmaz. Kanıt lazım. Altına imza atılmış net ifadeler lazım. Ben Kadir’le ilgili şüpheleri amirime uçurunca adamın hayatındaki özel ve devlete ait tüm elektronik bilgilere erişmek izin çıkartıldı. Bu arada köyden sekiz yaşında bir çocuğun annesinin telefonuyla eğlence olsun diye düğünden kaçan gelinin beyaz Doblo’ya binişini videoya çekmiş olduğu haberi geldi. Nasıl yani, polisten kanıt mı gizlemişler diye huylandık ilk önce. Çünkü düğünde çekilen tüm fotoğrafları istemiştik savcılık emriyle.
Ee gizlemişler mi?
Kadının ifadesi şöyleydi Hasan. Bilişimci arkadaşlar telefonundaki tüm fotoğrafları almışlar. Ama silinenler dosyasına bakmayı ihmal etmişler anlaşılan. O kadar çok telefon vardı ki. Neyse kadın telefonunu kurcalarken fark etmiş videoyu. Silinenler dosyasındaymış. Çocukla da konuştuk tatlı tatlı. Korkusundan sildiğini söyledi. Ama iyi ki çekmişsin, senden büyüyünce iyi araştırmacı gazeteci olur diyerek alnından öpüp gönderdik.
Videoda Doblo’nun plakası görünüyor muydu komiserim? Ayy çok heyecanlı vallahi! Tıpkı film gibi!
Ben de mi polis olsam ne Pelinsu? Hazır James Bond kadar yakışıklıyken!
James Bond polis değil ki Hasan! Gizli ajan o!
Bir de hangi James Bond onu bilsek? Sean Connery dersen adamın kemikleri bile kalmadı.
Valla bence en yakışıklı Bond, Tom Hardy, Ahmetciğim.
İyi de Tom Hardy hiç James Bond olmadı ki Gizem!
Bence olmalıydı…
Ohoooo! Gençler! Durun sulandırmayın hikâyeyi! Neyse… Nerede kalmıştık? Evet, Doblo’nun plakası görünüyordu videoda. Arabanın sahibine ulaşıldı. Süleyman Taştan. Arnavutköy Kazım Karabekir Caddesi’nde bir anahtarcı dükkânı varmış. Hırsızlıktan içeri girince mecburen dükkânı kapatıp boş gezenin boş kalfası olmuş. Sizin anlayacağınız çakalın teki çıktı Doblo’nun sahibi. Adam sorguda, kızı gördüm, el kaldırdı aldım, sonra da ilçe merkezinde indirdim, diyor da başka bir şey demiyor. Ne arıyordun düğün akşamı köyde deyince de hiiç, arabada içiyordum, öyle deniz kenarına gelmişim gezerken deyiveriyor. Ama başka bilgiler ulaşıyor bizim elimize. Kadir Göbel’le bu adamın arasındaki telefon görüşmelerinin kayıtları ve Kadir’in bu pislik hapisteyken iki kere ziyaretine gitmiş olduğu ortaya çıkınca başladı bülbül gibi ötmeye. Düğün esnasında köyün etrafında dolanıp, düğünün olduğu mekândan çıkarsa gelin kızı kapıp götürmek, çıkmazsa da gece çökünce ikinci bir emre kadar bekleyip söylenileni yapmak üzere Kadir Göbel’den para aldığını itiraf etti.
İhsan komiserim, bu olaylar olurken maktul hâlâ defnedilmedi değil mi? Morgda mı tutuluyordu cesedi?
Güzel soru Gizem. Bak senden bir cacık olmaz ama bu kızdan iyi hafiye olur Hasan!
Yaaa Dayı!
Hâlâ defnedilmedi evet. Az sonra geleceğim oraya da. Kadir Göbel’in bir ay önce getirildiği İlçe Nüfus Müdürlüğü’ne ait bilgisayarlarda yapılan incelemelerde Almanya’nın Bundesamt für Migration und Flüchtlinge (BAMF)-Federal Göçmenler ve Mülteciler Ofisi’nden gelen bir e-mail’de İstanbul ili Arnavutköy ilçesi Göbeller köyünde Joseph Goebbel isimli şahsın varisi olup olmadığına dair bilgi istendiği ortaya çıktı.
Oha ta Almanya’dan!
Evet ta Almanya’dan Şadi. Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere. Havalimanı yapılırken istimlak edilmesi istenen bazı araziler kızın babasınınmış. Devlet arazileri sorguladığı zaman bu araziler bir Alman vatandaşa ait çıkınca onlar istimlak edilmemiş. ‘Demek ki bunun şerefsiz babası ölmeden önce bir Alman’a sattı!’ denmiş köyde. Halbuki Alman vatandaşlığına geçerken isim ve soy ismini Joseph Goebbel olarak değiştiren Yusuf Göbel hâlâ onlarca dönüm araziyi elinde tutuyormuş. Öldüğü vakit vasiyeti üzerine Almanya’daki avukatı Alman göçmen ofisi aracılığıyla Yusuf’un Türkiye’deki kızının peşine düşmüş.
Desenize zavallı kızcağız aslında o pislik amcası ve yengesine müdana etmeyecek kadar varlıklıymış da haberi yokmuş! Ne yazık…
Hakikaten öyle Pelinsu… Daha önce de Almanya’dan defalarca e-mail gelmiş fakat kızın babasının Türk ismini ilave etmeyi unutan memur yüzünden ‘Burada böyle bir kişiye ait varis yoktur’ diye cevap verilmiş. Fakat Kadir Göbel zeki adam. İlçe nüfus müdürü olunca Almanya’daki avukat aracılığıyla ısrarla gelen e-maillerden işkilleniyor. Kafayı çalıştırıyor ve düğüne üç gün kala olayı çözüyor.
Nasıl yani?
E-mail’deki Joseph Goebbel’in bildiğimiz Yusuf Göbel olduğunu çakozluyor Hasan. Yusuf Göbel’in vatandaşlığa geçmek için evlendiği Alman kadın daha önce vefat ettiği ve bilinen hiçbir akrabası bulunmadığı için, Türkiye’deki arazilerle Düsseldorf’ta bir bina ile 200 küsur bin avro paranın sadece Zeycan’a miras kaldığını keşfediveriyor.
Aman Allahım! Ya sonra?
Sonrası Necmi, abi-kardeş Kadir ve Kenan’ı tekrar sorguya aldık. Pislik herif ‘Bu kadar arsa, tarla, mal, mülk elin ahrazına mı gitsin istiyorsun ulan?’ diyerek henüz on sekiz yaşına yeni basan erkek kardeşini dövmüş. Artık nasıl yaptıysa delikanlıdan zorla sperm örneğini alarak düğünden kaçırdıkları kızın bacaklarının arasına sürmüş. Genç delikanlı ifadesini ağlayarak verdi inanın.
İnsan kötü arkadaş kurbanı olur da ne bileyim kötü ağabey de kader desem, kader değil. Her neyse.
Yok o da kader Şadi. Zavallı kızın artık zengin olduğunu öğrenen Kadir, kızı kardeşiyle evlendirmek için plan yapmıştır. Meseleyi düğünden üç gün önce öğrendiği için, kızı kaçırsa veya düğünü iptal etse köyde huzursuzluk çıkacağını hesaplar. Hem başı olduğu Güngörmüşler cemiyeti içindeki duruşu da var. Güya ağır abi rolünde. Halbuki mesele namus temizlemek olunca bilirsiniz akan sular durur. Daha düne kadar sahip çıkmadıkları kızcağızı, ‘Amanın meğerse erkek kardeşimden hamileymiş bu!’ diye ortalığı velveleye vererek kardeşiyle evlendirip kızın malına mülküne konacak.
Bak bak haine bak sen!
Yaaa! Güya kardeşinin spermiyle kızın namusunu temizleyecekler. Şaka gibi. Hesaba katmadığı şey ne biliyor musunuz?
Ne?
Kız öldü ya!
Erkek kardeşi kısır?
Kız ölmedi, bebek düştü!
Hepsi mantıklı… Ama hiçbiri değil. Şimdi gelelim hastaneden bize gelen ve basından, emniyetin diğer bölümlerinden, beraber sorgulamada bulunduğumuz polis arkadaşlarımdan ve köylülerden sakladığımız bilgiye. Zeycan yaşıyor, hatta hamile değil. Üstelik bakire.
Nasıl yani?
Hadi canım!
Oha!
Yalan mıymış?
Her şey mi yalanmış?
İyi de hani hamilelik testi pozitifti?
Ya ben anlamadım!
Demiştim ya neredeyse her gün ‘Orospu, anan baban gitti, sen kaldın başımıza!’ diye yediği dayaklardan sonra bir kez daha orospu veya kahpe diye damgalanmak umurunda olmadı belki de diye. Zeycan köyden öğretmen çıkmış bir arkadaşı aracılığıyla internetten silikon hamile göbeği ısmarlamış. Hani filmlerde veya tiyatrolarda kullanılan plastik ama insan vücudu taklidi şeyler vardır ya, ondan. Sonra aynı okuldan hamile olan bir başka kadın öğretmen Zeycan’a yardım etmek için idrar örneğini göndermiş ve hamilelik testi pozitif çıkmış. Böylece yengelerini kandırmış hamile olduğuna. Amcaoğlu Kadir düğünden kaçırıp kızın bacak aralarına sperm sürerek kızın Murat Göbel’le değil de kendi kardeşiyle ilişkiye girdiğini iddia edecekti. Bir kere sperm örneği tutunca üstelik çocuk da doğunca çocuğun kimden olduğuna kim bakacaktı ki? Önemli olan mala, mülke ve avrolara konmaktı. Soruşturmanın hayrı için amirim, kızın ölmediği hatta hamile bile olmadığı bilgisini saklamaya karar verince kare as bizim elimize geçti.
Ceset yoksa cinayet de yoktur değil mi komiserim* ama ceset varsa cinayet ve bir katil olmak zorunda. Kızın ölmediğini saklayarak kızı kaçıran kişi ve kişilerin katil olmak istemezken bu suçu işlediklerini sanmalarını ve paniğe kapılmalarını sağladı amiriniz. Gayet akıllıca…
Evet Gizem. Tebriklerini amirime ileteceğim merak etme. Kadir’i karakolda sorguya aldığımızda, kızın bacaklarının arasında spermin kardeşine ait olduğu bilgisini verdik. Ama kızın sanıldığı gibi hamile olmadığını, hatta bakire olduğunu öğrendiği anda Kadir’in süngüsü düştü.
Peki neden kızı tutup da havalimanına kadar götürme zahmetine katlanmışlar?
Bir güzel soru daha. Aferin Hasan. Köyün bir tarafı deniz bir tarafı göl diğer tarafı orman. Kızı Doblo’yla kaçıran adamdan teslim aldıktan ve bacak arasına sperm sürdükten sonra amaçları kızın bir an önce bulunmasıymış. ‘Amaç üzüm yemekti amirim, bağcıyı dövmek değildi!’ dedi Kadir ama ‘Bu nasıl üzüm yemek lan kızı az kaldı öldürecektiniz orospu çocukları!’ diye kükreyen amirimin bağırmasıyla donuna işedi yeminle. ‘Eğer o kalkışa geçecek uçağın pilotu biraz daha dikkatsiz olsaydı kız kocaman uçak tekerleri arasında pestil gibi ezilecekti şerefsiz herif!’ diye de bağırdı amirim. Herifçioğlunun savunması da şöyle, kızlar kusuruma bakmayın ama insan dayanamıyor.
Ne demek İhsan komiserim siz devam edin.
İşte üzerindeki gelinlik beyazmış da gece görünürmüş de havalimanındaki adamları kızın ölmeyeceğine garanti verirmiş de. Tabii abi-kardeş kızı getirip o pistin başına tek başına koymadılar. Havalimanı güvenliği ve yer hizmetlerinden arabalarını aprona kadar sokabilmelerini sağlayan kişiler de tespit edildi. Hem haklarında görevi kötüye kullanmaktan suç duyurusunda bulunuldu hem de bir daha hiçbir havalimanında çalışamamak üzere iş akitlerine son verildi. Herkes hak ettiğini buldu sizin anlayacağınız.
Vay be! Helal olsun İhsan Komiserim!
Karı-koca Kadir ve Fatma Göbel, küçük kardeş Kenan Göbel ve yenge Süheyla Göbel, adam kaçırma ve öldürmeye teşebbüs etmekten hüküm giydiler. Kenan’ın cezası biraz daha indirimli oldu. Bu arada amcasının da olayla bağlantılı olduğuna dair telefon konuşması ve yazışmalar üzerinden delil toplandı. Mahkeme devam ediyor. En sonunda Zeycan tanık koruma programına alındı. Çünkü bütün bu olanlar ve kızın mirasla edindiği mal varlığı bir daha o köye dönüp yaşamasının imkânsız olduğunu gösteriyordu. Sonra bir de düğün yaptık.
Ay inanmıyorum mutlu son mu?
Mutlu son ya Pelinsu. Zeycan hastanede yatarken Serdar kızı sürekli ziyaret etti. Sonunda da aşkını ilan edebildi. Güvenlik için yattığı hastane kaç kere değiştirildi bir bilseniz. Sonunda evlendirdik işte ikisini. Devlet isim ve soy isimlerini değiştirerek güvenli bir ülkeye gönderdi.
Ağzına sağlık dayıcığım. Teşekkür ederiz, kırmadın bizi.
Ne demek ben teşekkür ederim gençler, sabırla dinlediniz beni. Sizin de ders ziliniz çalacak birazdan. Haydi kalın sağlıcakla…
***
Hasan bir dakika yahu. Senin dayın hiç Arnavutköy’deki bir cinayeti çözmeye gitmedi ki. Hep Ankara’da değil miydi o?
Oğlum Şadi salak mısın? Ne dedi İhsan dayım, tanık koruma programı dedi, savcılık yasağı dedi. Hâlâ anlamadın mı? Adam Cinayet Şube’den. Çıkıp da insanların gerçek isimleriyle köylerini filan söyleyecek değil ya. Kahvede başka isimlerle anlattı, lisenin kantininde başka isimlerle. Önemli olan suçun nasıl çözüldüğü ve suçluların yakalanmış olması. Kimlerin başına ve nerede geldiğini kim bilebilir ki?

Yorum bırakın