barışmanço

Kesildi. Sesler kesildi. Bilmem kaç watt gücündeki on yüz bin seçim arabası hoparlörü kadar gürültülüyken hayat, sinemada dolby stereodan en yüksek patlama sesinin ardından. Tıss. Hepsi bitti.

Sessizliğe alışmak zor. Yalnızlık ise tevekkül. İç organları eskir mi insanın? Beynimde öyle bir yıpraşıklık hissi. Doktor açsa içimi “Ayy sizin içiniz çürümüş!” deyip kapatacak. Hani halk arasında bıçağı vurmuş geri dikmiş derler ya. Öyle.

Bir yerlerde küçük su döküyor birileri. Bir yerlerde sevişme sonrası su dökünüyor başkaları. Bir çocuk su çiçeği döküyor. Duyamıyorum.

Muz muydu karnı yarık yapılan sebze, patlıcanlı süt müydü çocukken sınava giderken babamın bana bir tostçuda içirdiği.

Serbest yüzüyorum fikirlerimde. Dünya ismim gibi “upside down” oldu. Köklerim dışarıda kaldı. Fotosentez yapamıyorum. Foto’suz, sen’siz, tez’siz. Her şey yavaş.

Su altı kamerası gibiyim. Görüntü var ses yok. Sular altında kalmış gibi ‘hasan’ım ‘keyf’im. Gerçekçi değil hiçbir şey hayatta. Kendimi ekip, yabancı birini biçiyorum alüvyonlu bir toprakta. Irmağımın deltasından denize karışıyorum. Karıştığım denizlerde boğazlar itilafçıların elinde.

Sevgim, fırından yeni çıkmış gibi tazeyken, askeriyenin bayatlama odalarında bekletiliyor. Sonradan kesip yiyebilene aşk olsun. Sevilmeme gelince o tam bir muamma. Aşure ayında doğsaydım bundan iyiydi.

‘Nane limon kabuğu’ diye şarkı yapan bir adam vardı. Öldü.

23/4/2009