20140316-172450-e1394983786844

Damla’nın hafta sonu ödevi…

Bazen en yakın arkadaşınızı size “anne”lik yapsın diye alırsınız yanınıza. Bazen de en yakın arkadaşınızın annesi “arkadaş”ınız olarak misafiriniz olur. Sizin hiç olmadı mı? O zaman beni dinlemelisiniz.

İpek, yani en yakın arkadaşım ve onun annesi Neval Teyze ilk defa konuk olmuyor bu satırlara. Öncekileri okuyanlar bilir.

Bu sefer çok üzücü bir olay, İpek’in abisi, Neval Teyze’nin oğlu, Cumhur Mustafa Büyükyenerel’in vefatı bizi bir araya getirdi. Ailesine buradan başsağlığı diliyorum.

Emekli olduktan sonra yerleştiği İzmir, Seferihisar’daki köyünden cenaze nedeniyle Ankara’ya gelmesinden sonra Safranbolu’ya çağırdım Neval Teyze’yi. Ölüm ve kalımdan ama aslında anneler ve kızlarından, anneanneler ve torunlarından, babalar ve kızlarından, anneler ve oğullarından, kısaca hayata dair bin bir şeyden konuşmak üzere davet ettim onu.

Üç gün üç gece boyunca babamın deyimiyle cilt cilt konu konuştuk. Telefon çalarken, sofra hazırlarken, yürürken, dururken, film izlerken, çizgi film izlerken konuştuk. Telefonu açarken dahi konuştuk. İpek’i her iki cümlemizden sonra aramak istedik. Ama canı kalmasın, aklı kalmasın diye bazılarında arayamadık.

Köpeklerimle beraber ormanda çıktığımız yürüyüşümüz mahalle aralarına uzanınca Çakır’ın kocaman bir hindinin peşine düşmesiyle heyecanlı ve tehlikeli anlar yaşadık. Kadınlar ellerinde sopalar sokaklara fırladılar. Ben çığlık çığlığa köpeklere bağırıyorum. Köpekler uzaklaşıyor. Hindinin hayatı kurtuluyor. Ben kadınlardan tekrar tekrar özür diliyorum. Kalbimizin hızlı hızlı atışları durulmadan:

“Kadınları bir iki gün sonra ziyaret edeyim de gönüllerini alayım. Eflani’den de bir şeyler getirsem. Ne getirsem acaba?” dediğim anda Neval Teyze:

“Patates getir, hindiyi fırına vermeleri gerekirse patatesli olsun!” deyince basıyoruz kahkahayı. Ve tabii ki İpek’i arıyoruz:

“Çok gaddarsınız” diyor ama n’aapalım. Ben uğrayacağım o kadınların evine. Hindiden haberler getiririm size.

Neval Teyze cenazeden sonra uyku düzeninin bozulduğunu ve bedeninin uyumak istemesine rağmen beyninin ona riayet etmeyerek kendini uyanık tuttuğunu anlatıyor. Bu yüzden doktor tavsiyesi ile suya damlatılan bir ilaç kullanmaya başlamış. İlk günler beş damla hatta altı damla damlatması gerekmiş uymak için. Bir gece İpek’in hazırladığı ilacı içmiş ama sabahında biraz zor uyuduğunu düşünüp kızına sormuş:

“Dün gece kaç damla damlattın ilacımdan?”

“Dört…”

Sevgi bazen, annenize alışkanlık yapıp zarar vermesin diye ilacı doktorun tavsiye ettiği beş damladan dört damlaya düşürmektir…

Gözlerim doluyor:

“Bir damlada sevgi var” diyorum kendi kendime sesli olarak düşünerek. Evet, bir damlada bile sevgi var.

Ne güzel bir arkadaşım var ki hem annesiyle hem kızlarıyla farklı farklı konularda konuşabiliyorum. İpek’in kızları İnci ve Damla’ya bol bol selam ve kedi tüyü gönderiyorum Ankara’ya Neval Teyze vasıtası ile. Selamdan memnun kalacağına eminim ama kedi tüyleri hakkında biraz şüphem var.

Bir telefon konuşmamızda bana direkt ‘Köpeğin Çakır nasıl?’ diye soran güzel gözlü çocuklara bundan daha fazlasını göndermek isterdim. Çünkü çocuklar her şeyi biz büyüklerden daha fazla ciddiye alıp daha güzel yorumlayabiliyorlar. Biz, büyüyerek kirlettiğimiz dünyamızda onların da aynı kirliliğe maruz kalacağını sandığımız için müthiş bir korumacılık yükleniyoruz. Halbuki onlar yetişkin insanların kirli işlerini süzecek kadar akıllılar. Tıpkı hayvanlar gibi.

Köpeklerin hindiyi kovaladığının akşamı Neval Teyze, İpek’i arayıp ne yiyeceğimizi söylediği zaman bir gülme kıyameti daha kopuyor evde.

“Kızım biliyor musun bu akşam ne yiyeceğiz?

“Ne yiyeceksiniz anne?”

“Hindi!”

“Ne? Yoksa o hindi mi? Çakır öldürmüş mü o hindiyi!”

Hayır, Çakır o hindiyi öldürmedi şükür ki. Ama biz yiyebilelim diye daha önceden kesilmiş bir hindi getirmiştik Eflani’den.

İpek’in kızlarından büyük olanın yani İnci’nin bu yazıyı okuyabilecek, küçük olanın yanı Damla’nın da anlayabilecek kadar büyümüş oldukları için ne mutlu bana. Hele üç yüz kilometre uzaktaki bu çocukların köpeklerimi merak ediyor olmaları müthiş. Ama hayvan sevgimizden bahsedip sonra kesip yediğimiz hayvanlardan bahsetmek biraz üzücü. N’aapalım, bu da bizim ayıbımız olsun.

Şimdi artık gönderdiğimiz selamlar sesli olarak yerine ulaştığına ve kedi tüyleri çamaşır makinesi giderini boyladığına göre rahat uyuyabiliriz. Ama bizim ‘Bir eve bir kere tüylerimizi gönderdik mi artık o evdeki gülüşmelerden hep haberdar oluruz’ diyen kedilerimiz var, bundan da haberiniz olsun.