MauMauMYanılmışım. Yüzümüzü geleceğe döndük derken hep yanlış kişilere seslenmişim. Geleceği onlara temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp sunacak olan yetişkinlerle değil, kendi geleceğini kendileri inşa edecek olan çocuklarla konuşmalıydım.

Yehremu’bnu âdeme ve yeşibbu fîhi’snâni: elhırsu’ale’l-mâli, ve’lhırsu’ale’l-umri.

“Ademoğlu ihtiyarladıkça onda iki şey gençleşir: Mala karşı hırs ve hayata karşı hırs.”

(Tirmizi, zühd, 28,ıv, 570; İbni mâce, zühd, 27, ıı, 1415.)

Selam çocuklar. Biraz geç oldu ama zararın neresinden dönsek kârdır. Biz büyükler böyle deriz, kendimizi avutmak için.

Geçen gün Ramazan’dan önce bir fırından ekmek alırken çocuklardan biri üzerinde Atatürk’ün resmi olan imsakiyeyi sanki elini yakmış gibi tutmak istemedi:

“Ben Atatürk’ü sevmiyorum,” dedi.

Biz büyükler böyleyiz işte. Geçmişimizi sevmek uğruna dinden; dini sevmek uğruna geçmişimizden soğuturuz çocukları.

“Atatürk’ü sevmeyebilirsin tamam,” dedim çocuğa. “Ama Mustafa Kemal’i sevmelisin.”

Üç çocuktular arabanın arkasında. Sustular.

“Her biriniz birer delikanlı olacaksınız. Büyüdüğünüzde de çakı gibi birer asker. Memleket savaşa girse Allah korusun, içinizden birinin daha akıllı, daha cevval, daha iyi bir subay olup bir Mustafa Kemal olmayacağını nereden bilebiliriz? O bir demir adam veya yarasa adam değildi ya! Sizin gibi gencecik delikanlılardan oluşan askerleri, onların anaları, bacıları, karıları da savaştı onunla beraber. Osmanlı İmparatorluğu diye koskocaman bir ülkeydik, bir tek bu Anadolu toprakları bize kaldı. Şimdi sorsam sen nerelisin? Bartınlısın. Sen? Oralı. Sen? Buralı. Biriniz doğudan, biriniz batıdan, biriniz kuzeyden, biriniz güneyden geldiniz. Burada aynı fırından aynı ekmeği alıp paylaşacaksınız değil mi?”

Yessirû ve lâ tu’assirû ve beşşirû ve lâ tüneffirû.

“Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.”

(Buhari İlim, 11; Müslim cihad 5.)

“Bir elinde Kuran bir elinde Nutuk denizde boğuluyor olsan hangisini atıp da yüzersin?” diye soru sorabilecek kadar aşağılaşabilen büyüklere aldırmayın siz çocuklar. Diyemezsiniz, diyemediniz belki ama diyeceğiniz şu: Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleridir, mirasıdır. Elbette kıymetlidir, okunmalıdır ama nihayetinde o da bir Allah kuludur. Kuran Hazreti Muhammed’e inmiştir. Allah’ın emridir. Son hak din olan İslamiyet’in kutsal kitabıdır. Tüm Müslümanların yolunun aydınlatan ışık kaynağıdır. Sen kim oluyorsun da ikisini karşılaştırma cüretini kendinde buluyorsun be adam?

Büyüklerin aklı karışıktır çocuklar. Onlar sizin aklınızı da karıştırıp kendi istedikleri yöne çelmek isterler. Oysa ne kadar masumsunuz;

“Anne Hazreti İsa neden çarmıha gerilmiş?” diye sorarken.

“Allah onu peygamberi olarak yollamış ama diğer insanlar ona inanmak istememişler, yalan söylediğini düşündükleri için çarmıha germişler,” diyince ben;

“Peki biri yalan söylemiş bile olsa bunun cezası onu çarmıha germek midir?” diye sorduğunuzda ne kadar çaresizim bir bilseniz.

Çünkü cevabım yok. Çünkü büyüklerin sadece ve sadece kendi bildiklerinin, düşündüklerinin ve inandıklarının doğru, sevap, haklı olduğunu iddia ederek başkalarına kurşun sıkmalarını, çarmıha germelerini size savunamam. Hoşgörülüyüz dedikleri halde kadınları yarı beline kadar toprağa gömerek taşladıklarını size anlatamam.

Hayrüküm; hayrüküm liehlihî.

“Hayırlınız, kadınları için hayırlı olanınızdır.”

(İbni Mâce, nikah, 50, I, 636.)

Savaşta işgal ettikleri topraklardaki hamile kadınların karnına hançer saplayabildiklerini düşündüğüm zaman bağırmamak için ağzımı kapatırım. Erkeklerin kadınlara savaş ganimeti diye burada asla anamayacağım kötülükler yaptıklarını düşündüğümde ağlamamak için gözlerimi kapatırım. Evladını toprağa veren bir ananın feryadını duymamak içim kulaklarımı kapatırım.

Böylece üç maymun da ben olurum. Biz oluruz.

Biz büyükler siz çocukların sayısını çıkınca üç milyar maymun oluruz dünyada. Görmeyiz, duymayız, bilmeyiz. Gören anlatamaz, duyan konuşamaz, bilen söyleyemez. Kimimiz görmekten değil, görmemekten para kazanırız; “gazeteci” denir adımıza. Kimimiz duymaktan değil, duymamaktan para kazanırız; kendimizden başka kimseyi dinlemez, “başbakan” olur ülkeyi yönetiriz. Kimimiz bilmekten değil bilmemekten yana yapar seçimini “öğretmen” olur, “alim” olur, bilmediklerini konuşur da konuşur.

El müslimu men selime’l-müslimûne min lisanihî ve yedihî.

“Müslüman, dilinden ve elinden müslümanların zarar görmediği kimsedir.”

(Buhari, Müslim, Tirmizi.)

Biz ne kadar yalanlar söylersek söyleyelim siz çocuklar bize inanmazsınız. Sorarsınız da sorarsınız. Çünkü siz hem görüp hem duyarsınız. Biz söyleriz, siz sorarsınız. İki kere üst üste aynı şeyi söyleyemeyen büyüklere inanmaz, bilgi deryasından bulup çıkartıp gerçekleri yüzlerimize çarparsınız.

Biz büyükler bugün bunları deriz, yarın şunları. “Dün dündür bugün bugündür” demeyi kendimize iş bellemişiz. Bin yıl önce Adem ve Havva’dan geldik deriz; bin yıl sonra da üç maymunu oynamaya devam edeceğiz.

Dünyanın yüzde ellisi açken, diğer yüzde ellinin doyumsuzluklarını tatmin etmeye uğraşmaktan vazgeçmeyeceğiz.

İnne’l-lâhe leyerdâ’ani’l-‘abdi en ye’küle’l-eklete feyehmedehû’aleyhâ ev yeşrabe-ş-şerbete feyehmedehû’aleyhâ.

“Allah Teâlâ, yemek yedikten veya bir şey içtikten sonra kendisine hamdeden kuldan razı olur.”

(Müslim, Tirmizi.)

Hani bir akşam yemek yemediğinizde size gösterdiğim Afrikalı çocuklar vardı ya? İşte o çocuklar öldüler… Allah’tan onların bilgisayarları, akıllı telefonları ve televizyonları yoktu da bizim israfımızı canlı yayınlarda seyredemediler. Uçabilen, kaçabilen, her yöne bin beş yüz mermi atabilen hayali kahraman filmlerine, Vatikan’daki taç giyme törenlerine, Kabe’nin etrafındaki beş yıldızlı otellere dilimin dönmediği milyar dolarla harcayıp da dünyadaki açlığı, insanların vicdani duygularını sömürmek için sadece Ramazan ayında dile getirdiğimizi görüp bilmediler.

İnnemel Mû’minûne ihvetün fe aslihû beyne ehaveyküm vettekûllahe lealleykum turhamûn.

“Mü’minler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.”

(Hucurat, 10.)

Rahmet, mağfiret ve tüm insanlık için hayırlar dilenmesi gereken bu ayda komşuyu komşuya düşman ederek, memleketi adete ortadan ikiye bölerek konuşan astığı astık olduğunu zanneden büyüklerinizi can kulağıyla dinleyiniz. Dinleyiniz ki onlara “Böbürlenme padişahım senden büyük Allah var” diyebilesiniz.

Sizler, bizden bir adım değil üç adım öndesiniz. Ne kadar insan varsa o kadar silah değil; o kadar fikrin olduğu bir dünyaya büyümelisiniz. Biz büyüklerin aklı her şeye ermez, kendi geleceğinizi kendiniz inşa etmelisiniz.

Hepinize hayırlı Ramazanlar diler, gözlerinizden öperim çocuklar…