Hepimiz insanız. Kabul etmeyen varsa bir adım geri çıksın. Ama hepimiz farklıyız. Dil, dil, ırk vesaire saydırmayın bana. İnsan eliyle yaratılan felaketler harici doğal felaketler hepimizin başına gelebilir değil mi?

Van’da deprem oldu. Hepimiz Vanlı mıydık da yardıma koştuk? Peki içinizde hepiniz deprem mi gördünüz? Yardım eden herkes depremzede olamazdı ama binlerce yardım eli koştu.

Kendi memleketinin doğusunda deprem olunca yardıma koşan eller, tüh-tüh’leyen vah-vah’layan insanlar Pasifik Okyanusu’ndaki El Nino ve La Nina kasırgalarına ne dedi peki? “Bırak şu elin Amerikalısını gebersin gâvurlar!” mı dedi? Hanginiz bunu dediniz? Az önce insan olmayı kabul etmeyip birer adım geri çıkanlarınız mı?

HEPİMİZ ‘O’, ‘BU’, ‘ŞU’ değiliz. Hepimiz Hrant değiliz. Hepimiz Ermeni değiliz. Ben Ermeni değilim. Ama bir gazetecinin ya da bir vatandaşın sokak ortasında vurularak öldürülmesi ve bunun faillerinin bulunamaması, davasının yılan hikâyesine dönmüş olması, çeşitli o’cu, bu’cu şu’cu gruplar tarafından suikastından çıkar sağlanması beni ilgilendirir. Bunun için Ermeni ya da gazeteci olmama gerek yoktur. Zaten Türkiye’de yaşayan bir Ermeni olsaydım, Hrant Dink benim de arkadaşım en azından tanıdığım biri, yahut takip ettiğim Agos gazetesinin bir yazarı olacaktı ki o zaman onun için üzülmemem, kaygılanmamam abes olurdu.

Henüz bastırmadığı kitap için tutuklanan Ahmet Şık ve Nedim Şener beni ilgilendirir. Hangi güce ya da hangi istihbarata dayanarak hakkında ‘tü-kaka’ şeyler yazdı diye; düşünen, düşündüklerini yazabilen ve konuşabilen insanları kimlerin ‘ite-kaka’ hapse attığı ve doğru düzgün yargılayamamadığı beni ziyadesiyle ilgilendirir. Çünkü sistemin böyle bir çarkı varsa ve dönüyorsa bugün onaysa yarın bana ya da çevremdeki insanlara diye düşünmek zorundayım.

Başta ‘hepimiz devekuşuyuz’ diye söze başlasaydım, bunları düşünmez, memlekette olan bitenler adına kaygılanmazdım. Kafasını kuma gömerken ortada kalmış kocaman poposundan dolayı ‘beni kimse göremez’ fikri ancak bir devekuşunun tahayyülüne yakışırdı.

Çoğumuz öyle davranmasak da maalesef hepimiz insanız. Yazın susuzluktan kırılan sokak hayvanları için kapımızın önüne bir kap su koyarken hayvan mı olmamız gerek? Açlıktan kırılan insan evlatlarına üzülmemiz için ‘Kara Kıta’dan mı olmamız gerek? Auschwitz kampında fırınlarda yakılan analara, babalara, çocuklara ağlarken Yahudi mi olmamız gerek?

26 Şubat 1992’de Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı isimli Azeri kasabasında yaşanan Azeri sivillerin Ermeniler tarafından katliamı için bu Pazar günü Taksim meydanına gitmek için; HOCALILI MI OLMAMIZ GEREK?

HIRİSTİYAN, ERMENİ, YAHUDİ, MÜSLÜMAN, ORALI, BURALI, ŞURALI, O’CU, BU’CU, ŞU’CU DEĞİLİM!

Sadece bir insan olarak insanın insana toprak-petrol-elmas-altın-para-beyaz ya da her renkten kadın-uyuşturucu-kumar-teknoloji ve daha nice rant çıkarları için ettiğine dur demek, kendi fikir ve söz hürriyetimin peşinde göğsümü gere gere yollara düşmek, çocuğumun ve tüm dünya çocuklarının geleceğini düşünmek için İNSAN’dan fazlasını olmama gerek yok.

Sizden de daha fazlasını beklemiyorum.