hepsi 792Annemin adı Ayşe. Ben ona kısaca ‘iShee’ diyorum. Çünkü o benim herşeyim.

O benim harici harddiskim.

O benim multi-medya playerım.

O benim SD hafıza kartım.

O benim yol bilgisayarım.

O benim zaman ayarlı fırınım.

O benim ekmek pişirme makinem.

O benim mutfak robotum.

O benim mp3 çalarım.

O benim oğlumun anneannesi.

O benim tanıdığım ‘en kalender’ anne.

O benim tanıdığım ‘en gururlu’ kadın.

O benim dostum.

O ‘beni doğuran kadın’.

Ben onun olsa olsa Terminator 2’deki gibi dünyaya yollanmış kötü bir kopyasıyım. Annelik mertebesinde nirvanaya ermiş bir insan olan annemin yemeklerinin tadının elinin kirinde olduğu bilim tarafından kanıtlandı.

Çocuk doğurduktan sonra hayat denen şu makûs video oyununda bir ‘level’ daha atlıyorsunuz ya. Hani yanınızda bebek ıvır zıvırları olan kocaman bir çanta olmadan topuklu ayakkabılar ve pullu işlemelerle düğüne gidememeniz gibi. İşte o andan itibaren annem biraz daha ben oldu; ben biraz daha annem oldum.

Oğlum bana sinirle bir şey demeye kalkışınca her zamanki adil tavrı ile (yürürlükte olan adaletten değil ama, Hz. Ömer’in adaletinden bahsediyorum) ‘Ona bağıramazsın sen çünkü o benim çocuğum’ dedi bir seferinde. O anda oğlumun yüzündeki şaşkın ifadeyi ben de yüreğimde yaşadım.

Evet, o benim anemdi ve oğlum dahi olsa beni kimseye ezdirmezdi!

Hayatta beni tek yanılttığı nokta çocuk doğurup emzirdikten sonra göğüs bedenimin büyüyebileceği yönündeydi. Ah anne ah! Neyse ki ikimiz de hala silikonsuz ve selülitli yaşamaktan dolayı mutluyuz!

Özellikle uzun yolda ben araba kullanırken, beraber şarkı söyleriz annemle. İkimizin sesi tıpatıp benzediği için tek tek çok anlamlı olmasa da beraber ‘Nihansın dideden’ diye başlayıveririz. Namaz vakti gelmiş ise ‘Hadi bitirin de ben oturduğum yerden şu akşam namazımı kılayım’ diyen babamın sesine kadar sürer bu. Hani bıraksa şöyle de sürebilir: “On a slow boat to China..”

Kardeşimle olan 0-18 yaş arası fikir ayrılıklarımızda, Kofi Annan gibi geç kalmadan yani ikimiz birbirimize girmeden tam 5 dakika önce müdahale ederdi annem. Biz de çözümsüz değildik hani İran ve Irak gibi. Biraz nazlandıktan sonra barış antlaşması yapar, Şatt-ül Arab’ı ortak kullanmaya karar verirdik. Sonra da hiç bir şey olmamış gibi mutfakta sohbet ederek çikolatalı puding karıştırmaya koyulurduk. Ne derler kardeş kardeşin ne onduğunu ne öldüğünü.(şşşt araya girme, sana da sıra gelecek Tuğra!)

Gelgelelim babamın müdahaleleri tam baba Bush gibi olur, iki ülkeyi de birbirine düşürür, barışı tam bir çıkmaza sürüklerdi. E tabii kontrolsüz güç kullanımı, savunma teknolojisi adı altında saldırma teknolojisini dolayısıyla egosunu da geliştirmiş ülkelerde mevcuttur her zaman.(ama annem babamdan bu kadar süre çalmamıştı haksızlık!)

Nerden nereye geldik değil mi anne? Yetmişlerin çocuğu, seksenlerin saçı başı bir “hair band” solisti edasıyla dağınık (Jon Bon Jovi’ye aşık)ergeni, doksanların kendi kalıbına sığmazken okul kalıplarını da iki senecik genişletmiş asi kızı şimdi bir anne.

Keşke biraz daha geç gelseymişiz dünyaya ikimiz de. O zaman sen benim iShee’m ben de senin Tuğba’n olamazdık gerçi. Arkadaşça geçirebileceğimiz seneleri ‘Kızım sana güveniyoruz ama etraf kötü n’aapalım’ şeklinde berbat Türk dizisi temalı senaryolarla heba ettik. Yine de şu zamanda 40’lı yaşlarında ve teknolojiyle barışık olmanı, mesela Sayın Gökçek’e ‘Sen otur da şehrin problemlerini çöz, yeni yetme ergen gibi millete twitterdan yolların tuzuyla ilgili ayar vereceğine’ diye tivitlediğini okumak güzel olurdu!

Zararın neresinden dönsek kârdır be anne. Anneye ‘be’ denmezdi ama, anneyle efkârlanıp iki bira da içilmezdi eskiden. Eski çamlar bardak oldu değil mi anne?

Hem Bozyazı’da Burcu, sen ve ben plajda biraları yudumlarken uzaktan babamın geldiğini gördüğün zaman nasıl son yudumunu çekip de bardağı hiç bir şey olmamış gibi yan masaya koyduğunu babama söylemedik mi sanıyorsun! Gelin-görümce çok kötüyüz biz çok!

Bu arada hayattaki en büyük eksiğim ne biliyor musun anne? Seninle yaşadığımız ve yaşayacağımız anne-kız diyaloglarını, anne rolünde bir türlü yaşayamayacak olmam! Bu yazı burda durdukça, internet çökse de kalbimde durdukça, ben çöksem de kalbim başka bir bedende attıkça_ kim demişti ayfonun çözünürlüğü mükemmel diye! İnsanın gözleri dolunca göremiyormuş işte!

Heyhat..