PEAKY BLINDERS: DİZİYİ TEKRAR İZLEYİN, FİLMİ DEĞİL!

Bir film, dizi veya sergi büyük bir heyecanla beklendiği zaman, hayal kırıklığı da büyüyor.


Peaky Blinders’ın 1. sezon 1. bölümünü izlediğimi hatırlıyorum. Cillian Murphy, Thomas Shelby rolünde, birilerinin onu izlediğini bilerek at üzerinde büyük bir giriş yapıyor. Muzaffer bir general gibi ata biniyor ve yoksul evlerin etrafındaki çocuklar onu gizlice korku dolu gözlerle izliyor. Çinli bir adam falcı kadını getiriyor.

Thomas Shelby Çinli adama bir banknot veriyor. Sonra falcı adının ellerindeki kırmızı tozla yapılan o sihirli büyünün gücü ortaya çıkıyor.

A Sneaky Peak at Peaky Blinders: Scene 3. – Screenwrite.org

Falcı kadın ata kırmızı tozu üfledikten sonra, mahalledeki her çocuk o atın yarışı kazanacağını biliyor. Ne muhteşem ve görkemli bir dolandırıcılık yöntemi!

Thomas Shelby, herkesin onu izlediğini bildiği için, atın adını, yarışın zamanını ve yerini söylüyor. İşte böyle buyuruyor Zerdüşt.

Prime Video: Peaky Blinders

Bu olay 1919’da İngiltere’nin Birmingham şehrinde yaşanıyor.

***

Peaky Blinders: The Immortal Man filmi ise 1940 yılında geçiyor. Film şu sözlerle başlıyor:

“Nazi hükümeti yüz milyonlarca sterlin tutarında sahte para bastı. Bunu, Batı Avrupa’da faşizme karşı direnen son ülke olan Büyük Britanya’ya kaçırmak için bir plan yaptılar. Bu büyük para akışı bankacılık sistemini alt üst edecek, ekonomiyi çökertecek ve Almanya için savaşı kazanacaktı.”

Peaky Blinders: The Immortal Man | Rotten Tomatoes

Bu saf plan, elbette, Peaky Blinders çetesini de içine almalıydı. Thomas Shelby şatosunda emekli olmuşken ve Arthur Shelby ölmüşken, artık yeni ve güçlü bir liderleri vardı: Thomas’ın ve Zelda adlı Çingene kadının gayrimeşru oğlu: Duke Shelby.

Barry Keoghan’ın Duke Shelby karakteri, filmin en güzel ve tek güzel tarafı. Film 1 saat 52 dakika sürüyor, ancak biz 6. sezon 6. bölüm “Lock and Key”de 1 saat 21 dakikalık muhteşem sahneler izledik. Farklı yaşlardaki erkeklerden ve gençlerden oluşan bir Çingene ailesi çetesini suçla adeta dans ederken seyrettik. Kuzenler, babalar ve erkek kardeşler, güçlü bir kadın tarafından yönetiliyorlardı: Aunt Polly. (Helen McCrory tarafından canlandırılan karakter, dizinin çekimleri sırasında öldü.)

Filmde, Cillian Murphy’nin canlandırdığı Thomas Shelby başrolde olmamalıydı. Duke Shelby, isimlerini bilmemiz ve yüzlerini ezberlememiz gereken bir çeteyi yönetmeliydi. Güçlü bir kadın oyuncu yer almalıydı, Çingene kadın Zelda’nın ikiz kız kardeşi Kaulo Chiriklo rolünü oynayan Rebecca Ferguson değil.

Barry Keoghan, Duke Shelby rolünde gösteriyi yönetmeliydi. Ve her şey büyük bir karmaşaya dönüştüğünde, Cillian Murphy, Thomas Shelby rolünde atıyla aniden ortaya çıkıp, adeta bir deus ex machina gibi müdahale etmeliydi.

Elbette bunlar benim film hakkındaki düşüncelerim. Senaryo için üzgünüm çünkü dizi kadar heyecan verici değildi. Belki de Peaky Blinders, zirvede -at the peak- oldukları anda bitmeliydi.

Ödüllü oyuncu Stephen Graham bile filmi kurtarmaya yetmedi. Hatta Thomas Shelby’nin Nick Cave and The Bad Seeds’in “Red Right Hand” şarkısı eşliğinde atıyla Birmingham’a dönmesi ve Garrison adlı pub’da birkaç numara yapması bile filmi kurtarmaya yetmedi.

Hikaye hakkında daha fazla spoiler vermeyeceğim. Ancak hem yeni başlayanlara hem de hayranlara filmi değil diziyi tekrar izlemelerini tavsiye ederim!

Yorum bırakın

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑