Previously on Tilda ve diğerleri: 

Dedektifimiz Tilda, Suadiye Hamiyet Yüceses sokağının köşesindeki dedektiflik bürosuna nihayet dönebildiğinde mahallenin polis kordonu altına alındığını öğrendi. Ezeli düşmanı 8 Oktan Necla, Tilda’nın hayatını tehdit etmekle yetinmemiş bir de büronun dört bir etrafındaki sekizer apartmana C4 patlayıcı yerleştirmişti. 8 Oktan Necla binalarda yaşayanların güvenli bir şekilde tahliye edilmesine müsaade etti. Çünkü Necla’nın derdi sivil insanlarla değildi. O sadece, annesi Çakarlı Nuriye’nin ölümünden sorumlu tuttuğu Tilda’nın kendisine teslim olmasını istiyordu. 

Tilda polis arkadaşı Komiser Okan’a çaresizce “Yapacak başka bir şey kaldı mı?” diye sordu. 

“Kaldı!” dedi arkalarından bir ses. 

“Siz de kimsiniz?” Tilda irkilmişti. 

“Ben size bir mesaj getirmekle yükümlü kişiyim.” dedi siyah geniş kenarlıklı şapkalı, siyah yere kadar deri trençkotlu, topuklu siyah çizmeli, ince belli, geniş omuzlu, neredeyse bir manken fiziğine sahip uzun bacaklı ve uzun siyah saçlı, siyah güneş gözlüklü kadın.  

Tilda “Ne demek oluyor bu? Kamera şakası mı? Ne mesajı? Kimin mesajı?” diye bağırırken kadın, siyah deri eldivenli elinin bir hareketi ile Tilda’yı susturdu. 

“Patronumun adı Fatman. Benim adım Robin. Fatman ve Robin. Anladınız mı? Şimdi bu 8 Oktan Necla’dan son kez kurtulmak için patronumun size sunacağı tek şartı duymak ister misiniz?” dediği anda Tilda daha fazla sinirlerine hâkim olamayınca kadının boğazına sarılmak istedi. Kadın başarılı bir karate-do hamlesi ile Tilda’yı durdurdu ve gırtlağına indirdiği darbe ile genç dedektifi soluksuz bırakarak yere serdi. Tam Komiser Okan’ın siyahlar içindeki genç kadına hamle yapacağı sırada gökyüzünden tepelerine yanaşan bir SİHA’dan robotik bir ses yükseldi: 

“Yerinizde olsam Robin’e dokunmazdım Komiser! Çünkü şu anda tek kurtuluş yolunuz benim! Benim adım Fatman! Ahahahahahahaha!” 

*** 

Tilda köşeye sıkışmıştı. O anda sadece kendi hayatı değil yüzlerce insanın yaşadığı bir mahallenin bekası ona bağlıydı. Fantastik bir DC hikayesinin çakma kahramanları olan Fatman ve Robin’i takip etmekten başka çaresi yoktu. Zaten kendine ve arkadaşlarına doğrultulmuş silahlı bir insansız hava aracından tehditkâr bir sesle “Şu anda tek kurtuluş yolunuz benim!” diyerek kahkahalar atan bir psikopatın talimatlarına uymayıp da ne yapacaktı? Şu anda Tilda, 8 Oktan Necla’dan son kez ve sonsuza dek kurtulmak için kendisine yapılacak her mantıklı teklife evet demeye hazırdı. 

*** 

Siber Can, Suadiye Hamiyet Yüceses sokaktaki C4’lerin uzaktan kumanda ile patlatılacağını bildiği için bölgedeki tüm sinyallerin durdurulmasını istedi. Ortaya bir jammer konsa da hala manyetik sinyallerle patlatılabileceğini Düşünüyordu. Önce bütün olasılıkları ortadan kaldırmaları sonra da C4’leri olabildiğince hızlı binalardan sökmeleri gerekiyordu. 

Siber Can mahallede bu işlerle uğraşırken Tilda, Tijen Hanım, yardımcısı Mehmet, Hintli dedektif Vish Puri ve Komiser Okan, Robin denen siyahlar giyinmiş kadınla beraber siyah bir minibüse binerek bilinmeyen bir adrese doğru yola çıktılar. 

“Başımıza ne geldiyse böyle siyah minibüslerden geldi!” dedi Tijen Hanım fısıltıyla. “Ben minibüsün renginden değil de minibüsü kullanan femme-fatale kişinin dövüş yeteneklerinden çekiniyorum.” dedi Vish Puri muzipçe gülümseyerek. 

Dolapdere’de yıkık bir binanın çatı katının dışarıdan bakıldığında ziftle sıvanmış duvarlarının içine döşenmiş bir kral dairesine girdiklerinde hepsinin nutku tutuldu. Duvardan duvara serilmiş kırmızı göbekli İran halıları ve Viktorya tarzı mobilyalarla bezenmiş kocaman salon, Siber Can’ın teknolojik oyuncaklarından çok daha heybetli görünen bir ekran sistemiyle şenlenmişti. 

“Bir çöplükte böyle teknolojik ve pahalı bir sarayın varlığından kimse şüphelenmezdi!” dedi biraz önce SİHA’dan yükselerek kendilerini tehdit etmiş olan aynı robotik ses. Belli ki evdeki kameralardan içeride olan biten her şeyi görüyordu ve misafirlerinin aklından geçeni şıp diye okumuştu. 

“Misafirlerimize hoş geldin içeceklerini ikram edin Robin.” 

Robin elinde altın yaldızlı porselen çay fincanları dizilmiş altın kaplamalı bir tepsi ile içeri girdi.  

“Fincanlar Kraliçe Elizabet’in koleksiyonundan!” dedi robotik ses. “Çay ise Earl Grey, Assam and Darjeeling karışımı. Tam da kraliçe hazretlerinin tercih ettiği gibi. İtibardan asla tasarruf etmem! Ahahahhahahah!” 

“Zorla alıkoyduğu insanlara bu kadar ihtimam gösteren tek haydut siz olmalısınız Sayın Fetmen.” Vish Puri bunları söylerken biraz kısık bir sesle söylemişti. Evdeki mikrofonların hassasiyetini ölçmek için deneme yapıyordu.  Vish Puri’yi duyan sesin sahibi tepeden gürlemekte gecikmedi: 

“Haydut diyerek kalbimi kırdınız Vish Puriciğim. Ben konutuma gelen konuklarımın nasıl bir kişi ile pazarlığa oturacaklarını bilmeleri için her şeyi en üst kalitede tutmayı yeğlerim. Tom Hardy kadar yakışıklı bir erkek sizi Simit Sarayı’nda karton bardakta çaylar eşliğinde simit yemeye davet etse, onu bir daha görmek istemezsiniz. Ama Christian Bale’in zayıf hali çirkinliğinde bir erkek sizi Ferrari’si ile alıp Sortie’deki özel locasına götürüp Swarovski bardaklarda su bile ikram etse dibiniz düşer. O çirkin adamın kolundaki 100.000 avroluk Rolex’e dokunabilmek için can atarsınız. Prestij sadece bir film adı değildir. Prestij böyle bir şeydir Tildacığım. Ama prestijli olabilmek için bok gibi paran olması yetmez. O bok gibi parayı neye ve ne zaman harcayacağını çok iyi bilmen lazım. O yüzden sadece çok parası olanlar ancak İbrahim Tatlıses seviyesinde kalırlar bizim memlekette. Bir Leonard Cohen seviyesine gelebilmek herkese nasip olmaz! Ahahahahah!” 

*** 

Tilda ve diğerleri, Fatman ve Robin’in Dolapdere’deki saray dairesinde misafir edilir, Siber Can ise Hamiyet Yüceses sokaktaki C4leri deaktive etmekle uğraşırken, sadece robotik sesinden tanıdığımız Fatman, 8 Oktan Necla’nın sahip olmayı çok istediği ama elde edemediği herhangi bir şeyi araştırmakla meşguldü. “Her şeyi elde edebilen insanları para ile satın alamazsınız.” diyordu Fatman o robotik sesiyle. 

“Bu insanları paranın satın alamadığı bir şeyle kandırabilirsiniz ancak. Örneğin dünyada bir eşi olmayan ve sadece bir müzede sergilenen özel bir mücevherle ya da sadece özel bir koleksiyonda yer alan dünyada bir adet üretilmiş bir otomobil ile.” 

Vish Puri “Bilbao’daki Guggenheim Müzesi’nin bahçesinde dev bir örümcek vardır. Louise Bourgeois isimli zatın ne hikmetse ‘Maman – Anne’ ismini verdiği örümceği isterdim ben olsam sizden.” diyerek Fatman’i sinirlendirmeye çalıştı. 

“İlahi Vish Puri! Mona Lisa bile deseniz benim için yarım saatlik iş inanın. Telaffuzu zor diye yok gagınhaym müzeleriymiş, yok luiz burjuvalarmış, beni bunlarla oyalayabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Hindistan’ı bilmem ama bizim buralarda işler sizin sandığınızdan daha hızlı ilerliyor! Ahahahhaahha!” 

*** 

 Siber Can 8 Oktan Necla’nın C4’leri patlatması için gerekli sinyalleri durdurabilmiş ve tüm patlayıcıları güvenli bir şekilde söktürebilmişti. Fatman, dark ve deep web’de 8 Oktan Necla’nın zaaflarını araştırmayı sürdürürken bir yandan da kral dairesindeki konuklarına kulak tırmalayıcı sesiyle tiradlarını okumaya devam ediyordu. 

“Hiç susmayacak kadar çok ağlayan bebekler bile susar Tildacığım. Ama mesele şu ki ağzına doğru memeyi vermek lazım. O meme hiçbir zaman yalancı emzik değil, paha biçilmez bir şey olmalıdır. Mesela kendi annesinin memesi!” 

Kral dairesindeki ekibi kilit altında tutan Fatman bir yandan da Tijen Hanım ve Tilda’nın kendi aralarında yaptığı gizli sandıkları konuşmalara laf yetiştirmeden edemiyordu: 

“Sahtekâr mı? Kim sahtekâr çıkabilirmiş? Ben mi? Aahahahhahaha! Hay Allah iyiliğinizi versin. Sizi ben buraya getirdim. Burada krallar kraliçeler gibi ağırlıyorum. Hâlâ mı benden şüphe ediyorsunuz yahu? Prens Charles’ın Kraliçe’den tahtı devralmadan ölme ihtimali benim sahtekâr çıkma ihtimalimden daha fazladır! İngiltere’de bahis oynatıyorlar bu yüzden haberiniz yok herhalde! Komiser Okan çok iyi biliyor ki pekâlâ sizi 8 Oktan Necla’ya teslim edebilir ve avantamı alıp çekirdeğimi çitleyerek olanlarım izlemeye koyulabilirdim. Ama yapmadım. Bu evde kalıp Necla tarafından patlatılmadığınız her dakika bana olan güveninizi tazelemeye yeter de artar bile! Hem size güzel bir haber vereceğim. 8 Oktan Necla’nın zaafını buldum. Dettina Borfmann isimli kadının 18.000 tane Barbie bebek koleksiyonunu istiyormuş!” 

Bu sefer kahkaha atma sırası Vish Puri’deydi. “Ahahahah! Keşke Rus Çariçesi Katerina’nın tahta çıkarken giydiği o kocaman kırmızı yakutlu kraliyet tacını isteseydi daha kolay olurdu. En azından sahtesini hazırlayacak 1000 tane mücevher ustası bulurdunuz dark web’de Sayın Fetmen! 18.000 Barbie bebek! Bu iş sizi aşar bence!” 

“Sizi eğlendirdiğime sevindim Vish Puriciğim ama neyse ki klişe söz ‘Zoru başarırım, imkânsız zaman alır!’ benim dark web’deki mottomdur. O yüzden müsterih olunuz!” 

*** 

Fatman, 8 Oktan Necla’nın istediği 18.000 Barbie bebeği hiçbir yerde bulamayacağı ve kimseye de kısa sürede o kadar çeşitli bebeği ürettiremeyeceği için koleksiyoner kadını kaçırıp bebeklerine el koymaya karar verdi. Bu işi böyle halletmek zorunda kalacağını Tilda ve diğerlerine açıkladı. Bebeklerine kavuşacak olan Necla, Tilda’yı serbest bırakmak için bir anlaşma imzalayacaktı. Fatman’in ise tüm bunlara karşılık Tilda’dan tek bir isteği olacaktı. 

*** 

Mahalleyi C4’lerden arındıran Siber Can, Fatman tarafından zorla alıkoyulan Tilda ve diğerleriyle beraber Fatman’in de peşine düştü. Komiser Okan’ın kral dairesindeki bilgisayarlardan şifreli olarak göndermeyi başarabildiği talimatlarla emniyet teşkilatını da arkasına alan Siber Can Fatman’ın lokasyonunu tespit etmeye çok yaklaşmıştı. 

Bu sırada Düsseldorf’ta Almanya’nın tek ‘Barbie Kliniği’ni işleten koleksiyoner Dettina Borfmann’i kaçırtarak 18.000 bebeğin el koydurtan Fatman, bebekleri 8 Oktan Necla’ya teslim edilmek üzere tırlara yükletti. 

Siber Can sonunda Fatman’in yerini tespit etti. Çevik Kuvvet ekipleri İstanbul Tuzla’da dört katlı bir villaya baskın yaptıklarında içerde, iki kişilik koltuğu tek kişi kaplayacak kadar kilolu kısa civciv sarısı saçlı bir adam önünde açık dev ekranlı televizyondan Netflix’te ‘Bir Başkadır’ dizisini izlemekteydi. 

Polislerin kapıyı kırarak içeri girdiğini görünce gayet sakin tavırlarla televizyon ekranındaki dizisini durdurdu. Polislere dönüp gülerek “Güzel dizi değil mi?” diye sordu. Karşılarında bir erkek suçlu beklerken kısacık sarı saçlarıyla kocaman memeleri ve kalçalarıyla bereket tanrıçası Kibele gibi koltuğu doldurmuş yaklaşık yüz elli kiloluk bir kadını görünce afallayan çevik kuvvet ekibi şeflerinden gelecek talimatı beklemek üzere donakaldılar.  

İlk olarak SİHA’dan duydukları ve kral dairesinde Tilda ve arkadaşlarıyla konuşan o robotik ses, şimdi ete kana bürünmüş bu aşırı kilolu kadından geliyordu.  

“A-aaa! Kimse cevap vermedi bana. Hiç nazik değilsiniz. Hele elinizde o ağır makinelilerle. Çok ayıp. Ne yani gündüz vakti evde dizi izlemek de mi yasak? Zaten çok duygusal olmuş bu dizi. Ben böyle duygusal şeylere gelemiyorum. Hemen gözlerim doluveriyor. Değil mi Teğmen Tuncay? 

Kadın elindeki selpak mendille gözlerini silerken, o sırada kapıdan girmekte olan teğmene bakarak göz kıptı. Teğmen elindeki silahı indirmeden kadına doğru bağırdı: 

“Fetmen nerede? Sen kimsin? Konuş! Çabuk!” 

Kasın ses dönüştürücüyü kapattı. Normal sesiyle gayet sakin sakin teğmene cevap verdi: 

“Ne kadar Amerikan aşığısınız yahu! Fetmen ne? Fatman benim. Fatman yani senin Fatma’n manasında. İsmim Fatma Fidan. Son sevgilim, Fatman diye imzaladığım mektubumun ortasına bir kurşun sarıp göndermişti. Beni sevmiyormuşmuş da beni bırakmışmış da! Hem benim paramla yesin, içsin, sıçsın hem de benden çaldığı arabayla el alemin kızlarını eğlendirsin! Güya ‘Bana asılmaya devam edersen, seni öldürürüm!’ demek istemişti zavallı serseri! Şimdi alnında o kurşunla Zincirlikuyu mezarlığında yatıyor kendisi. Ama keyfi yerinde, vergi borcu falan yok en azından. Ahahahahah! O gün bugündür kimseyle sevgili de olmadım, aşk mektubu da yazmadım. Ama dizilerin final sahnelerini severim. Çünkü acıklıdırlar. Buyurun seyredelim.” dedi. Sonra bir düğme ile ekranı Netflix’ten başka bir yere kaydırdı. 

Görüntüler eş zamanlı olarak Tilda ve arkadaşlarının olduğu kral dairesindeki ekrana da yansıdı. Görüntülerde 8 Oktan Necla, tırdan indirilen Barbie bebekleri malikanesine taşıtıyordu. Son sandık da evin dev salonuna taşındığında aniden bir tısss’lama sesi geldi. Tüm sandıklardan aynı anda sızan gaz ile taşıyıcılar, hizmetkarlar, 8 Oktan Necla’nın adamları ve Necla da dahil olmak üzere herkes yere yığıldı. Bir dakika sonra alman polisi Düsseldorf’taki malikaneye girdi ve Necla dahil herkesi kıskıvrak yakaladı. 

Tuzla’daki evdeki polisler Teğmen Tuncay’ın emri ile silahlarını yere indirdiler. Fatman aynı rahatlıkla konuşmaya devam etti. 

“En sevdiğim kötü adam Bane’inThe Dark Knight Rises / Kara Şovalye Yükseliyor filminin uçak sahnesinde dediklerini hatırlasanıza: ‘Kim olduğumuz önemli değil. Önemli olan yaptığımız plan. Ben bu maskeyi giyene kadar kim olduğumu kimse umursamadı.’ diyordu. Ben bu kadar kilo alıp kendime üzücü bir tesadüften doğarak da olsa Fatman ismini vermeden önce kimse beni ciddiye almıyordu. Sıradan bir kadındım işte. Artık İnterpol’le çalışan bir suçlu-savarım. O yüzden Teğmen Tuncay bu G.I. Joe (ci-ay-co)’larını al başımdan da ağzımın tadıyla şu Bir Başkadır’ın son bölümünü seyredebileyim.” 

Polisler evinde dizisini izleyen kadın modeline hiçbir suç isnat edemeyecekleri için elleri kolları bağlı Fatman’ın evini terk ettiler. Onlar gittikten sonra Fatman elindeki telefondan konuşmaya başladı. Tilda ve arkadaşlarının bulunduğu kral dairesinde önce tanıdık robotik ses yankılandı. Sonra ses normal bir kadın sesine dönüştü: 

“Hanımlar ve beyler! Az önce sizin de ekranlardan izlediğiniz üzere 8 Oktan Necla tutuklandı. Bu hanımefendi, yedi ölümcül günahtan öfkeyi emniyet müdürlüğünü patlatırken işledi.  Açgözlülüğü ortak para kazandığı dostlarını birer birer kazıklarken işledi. Kıskançlığı seni ve yaptığın işi alt üst etmek isterken işledi. Oburluğu kendine malikane yaptırıp doymak bilmeyen bir hazla içini gereksiz şeylerle doldururken işledi. Gurur günahını yanında çalışan insanlara insan gibi muamele etmediği için işledi. Tembellik günahını işlemeseydi, o Barbie koleksiyonunu başka birinden çalmayı değil, bu kadar parası ve gücü varken emek emek kendi koleksiyonunu oluşturmayı yeğlerdi. Ama gözlerini kör eden şehvet günahı, evinin bahçesinde aranmadan kuş bile uçurtmayan o temkinli suçluyu, Barbie bebeklerle dolu sandığı zaman ayarlı uyuşturucu gaz yüklü sandıkları gözünü kırpmadan evine sokmasını sağladı. Böylece sonunu kendi elleriyle hazırladı ve parmaklıkların arkasını hak etti. 

Gelgelelim sana Tildacığım! Gördüğün gibi alelade bir evde Netflix isleyen ortalama zekada ama ortalamanın çok üzerinde kiloda bir kadından daha fazlası olmadığım için kimse beni tutuklayamayacak. Ayrıca verdiğim sözü de tuttum. Seni 8 Oktan Necla’dan sonsuza dek kurtardım. Burada tutuklansaydı aynı şeyi söyleyemezdim maalesef ama Alman adaletinin pençesinden hayatta kurtaramayacak kendisini. Şimdi sıra senin benim şartımı yerine getirmende canım.” 

“Söyle bakalım nedir senin şartın Fatma.” 

“Dedektifliği bırakıp büronu kapatacaksın. Kedi bakıcısı ol, petshop aç, ne bileyim istersen Mehmet’i bırak okulunu bitirsin. Beraber veteriner kliniği açın. Ama artık hiçbir dava alıp dedektiflik yapmayacaksın.” 

Tijen Hanım atıldı: 

“Sen Dedektif Dergi’yi biliyor musun!? Tilda bu Türkiye’nin ilk dedektiflik dergisinin en kıdemli dedektiflerinden biridir. Onun mesleği bırakması bu platform için intihar demektir! Hem sen kimsin de_” 

“Ay Tijenciğim bırakın Allah aşkına bu üçüncü sayfa haberlerine çıkan kadın ağızlarını! Ben kimmişim de şuymuş da buymuş da! Bırakın bu ağızları dijitale dizi satamayan kötü senaryo yazarları yazsın! Ahahahahah! Dedektif Dergi mi? Şakacı Tijen Hanımcığım benim. Sen DC veya Marvel isimli birbirine rakip firmaları duydun mu? DC nedir biliyor musun? Hani çok sevdiğiniz Batman’i çıkaran Amerikan çizgi roman dergisi? İşte onun ilk adı Detective Comics. 1935’ten beri piyasada var olan bir oluşum. Sen kalkmış bana Dedektif Dergi de bilmem ne de!  

Hem biliyor musun? Hiç kimse hiçbir topluluk için vaz geçilmez değildir. Görmüyor musun ne padişahlar ne çarlar ne krallar ne kraliçeler yerlerini başbakanlara, devlet başkanlarına veya diktatörlere bıraktı. İsa bile yeri geldi, dünyanın en popüler adamı rolünü Beatles’a bıraktı. Sonra ne dedi John Lennon: Ülkelerin, sahip olmanın, dinin ve sınırların olmadığını hayal et. 

Belki gün gelecek tüm ülkelerin, tüm sınırların, tüm dinlerin ve tüm diktatörlerin de sonu gelecek. Tilda’nın sonu neden gelmesin? En iyi ihtimalle tüm hikâyelerinin toplandığı ama kimsenin okumaya tenezzül etmeyeceği bir kitabı basılır olur biter! Ahahahahah!” 

Hadi canım daha fazla oyalanmadan Suadiye Hamiyet Yüceses Sokak’taki büronun tabelasını sökmeye gidin. Robin sizi oraya kadar bırakacak.  

Vish Puri sizin de rolünüz burada sona eriyor. Tarquin Hall’dan (ç)alıntı dedektif bey sizi! Hayır aslında ırkçı değilim ama bu Asyalıların da hem zeki hem ukala olanları hiç çekilmiyor vallahi! O neydi ya öyle Slumdog Millionaire’deki genç adam gibi ne söylesem cevap veren Hintli! Tövbe estağfurullah! 

Haa unutmadan Tildacığım, dedektifliği bıraktığını sosyal medyadan ilanla duyurmayı unutma şekerim. Unutma ki şaşkın müşteriler sürekli kapını aşındırıp emeklilik hayatında canını sıkmasın. 

Demek ‘Her şey bir ilan ile başladı.’* öyle mi? 

Bu da demektir ki her şey bir ilan ile bitecek! Ahahahahah! 

İlanla gelen ilanla gider. Seçim gelen seçimle gider gibi. Ne kadar komik değil mi! Ahahahahah!” 

*Tilda ve Diğerleri’nin ‘İlan’ isimli ilk bölümünün ilk cümlesidir.