Previously on Tilda ve diğerleri:

Tilda ve diğerleri, 8 Oktan Necla’nın Tilda’yı ölümle tehdit etmesi yüzünden İstanbul’u terk emek zorunda kalmışlardı. Edirne Kapıkule sınır kapısına yakın bir yerlerde 8 Oktan Necla’nın adamları Tilda’nın asistanı Mehmet’i kaçırmışlardı. Necla’nın amacı Tilda’nın tüm menkul ve gayrimenkul malvarlığını devrettiği Mehmet’i kaçırarak bu mallara sahip olmak, sonunda Tilda’yı beş parasız ve çaresiz bırakmaktı. Tilda ve diğerleri Türkiye’yi de terk ederek Yunanistan’ın Kavala limanından gizlice bir gemiye binmeyi başarmışlardı. CEMRE-1 isimli 2991 gros tonluk kuru yük gemisinde nokta kadar ağırlık teşkil etmeden yolculuk edeceklerdi.

Evdeki hesap gemiye uymadı. Gizli gizli yolculuk edeceklerken mecburen yanlarında getirdikleri Basti ve diğer kediler yüzünden mürettebata yakalandılar. Tilda’nın başı belaya girmişti ama bu sefer açığa alınmasına sebep olduğu Komiser Okan ve Tijen Hanım’ın başı da onunla beraber yanacaktı. Üstelik yanlarında Tilda’ya dark web’den gelen ölüm tehdidini bertaraf etmekte yardımcı olacak hacker Siber Can ve onun erkek arkadaşı Adonis Kazım’ı da vardı. Hep berber elleri kelepçeli olarak CEMRE-1 gemisinin kaptanı Barbaros Hayrettinoğlu’nun önünde sıralanmışlardı.

Üçüncü Kaptan “Kaptanım, makine dairesindeki personelden 5 kişi bulantı kusma ateş ve ishalle beraber sağlık zabitinin kontrolü altına alındılar. Fakat diğer personelde de belirtiler görülmeye başlandı kaptanım_” dedikten sonra düşüp bayıldığında ne olduğunu anlayamadılar.

Siber Can durumu çabucak gözden geçirip söze girdi. “Kaptanım bir an önce makine dairesinin komutasını almamız lazım. Gemi tam yol gidiyor çünkü. Ben ve erkek arkadaşım Adonis Kazım her türlü emrinize amadeyiz.”

Bunun üzerine Kaptan Barbaros adeta gürledi.

“Üçüncü Kaptanımla iş birliği yapıp gemime kaçak bindiğiniz yetmiyormuş gibi bir de geminin kumandasına talipsiniz öyle mi! Hem suçlu hem küstahsınız! Dur bakalım neler var elimizde bu küstah tayfadan? Biri dövmeli-küpeli-hızmalı-ojeli, diğeri Arnold Schwarzenegger’ın çakması vücutlu iki ibne, gemime uğursuzluk getirecek üstelik biri gayrimüslim iki kadın, bir tane açığa alınmış polis eskisi ve dört tane lüzumsuz kedi!”

Kaptan cümlesi biter bitmez kimsenin cevap vermesine fırsat kalmadan masasından sendeleyerek kalktı. Kamarasının ortasında diz çökerek böğüre böğüre kustu ve sonunda kusmuğunun üzerine bayıldı. O sırada İkinci Kaptan çoktan Tilda ve diğerlerinin kelepçelerini çözmeye başlamıştı.

CEMRE-1 isimli kuru yük gemisinin revirinde:

Tilda “Önce Scooby-Doo misali minibüslere atlayıp kaçtık. Şimdi de Tenten, köpeği Milu ve Kaptan Haddok misali gemi macerasındayız. Allah sonumuzu hayır etsin.” diye fısıldadı Tijen Hanım’a. Bir yandan da beraber geminin mutfağında pişirdikleri besleyici çorbayı hastalara tek tek içirmeye uğraşıyorlardı.

“Allah sonumuzu hayır etsin mi dediniz? Siz Hristiyanlar da mı Allah diyorsunuz, Tanrı demez misiniz?” diye sordu Barbaros Kaptan yattığı yeden bitik ve kırık bir ses tonuyla. Hastalık atletik bedenine zarar verememiş fakat tecrübeli kaptanı manen çökertmişti.

“Eğer bir Tanrı varsa, ona nasıl hitap ettiğimizle değil, onun adını hangi amaçlarla andığımızı sorgulayacaktır bence Barbaros Kaptanım.” diye cevap verdi Tilda ve elinde tuttuğu kâseden kaptana çorba içirmeye devam etti.

***

CEMRE-1 Ege denizinden Akdeniz’e doğru nazlı nazlı seyrederken bodrum civarında seksen iki metre boyundaki bir yatın açığından geçtiler.  “Şu tekneye baksana aynı Katar Emiri’nin yatı gibi!” dedi Tijen Hanım. “Hayır Katar Emiri’nin yatı yüz yirmi üç metre. Bu yat seksen iki metre. Yatın sahibi ise Kürşat Kalacan.” dedi Üçüncü Kaptan.

“Hayret nereden biliyorsunuz tüm bunları ve bu kadar uzaklıktan nasıl anladınız?” diye sordu Tilda gülerek. “İşim bu Tilda Hanımcığım.” dedi Üçüncü Kaptan ve kaptan köşküne doğru devam etti. 123 metrelik yatın o kadar uzağından geçerken yatta bir cinayet işlendiğini ve geminin üzerindeki herkesin bu suçun faili olma potansiyelini taşıdığını tabii ki bilemezlerdi.

CEMRE-1 isimli Gemi Akdeniz’de Süveyş kanalına doğru seyrediyordu. O zamana kadar Barbaros Kaptan dahil mürettebatın çoğu iyileşmişti. Bu arada Siber Can gemideki mürettebatın yaşadığı ani hastalığın, geminin günlük kullanım su deposuna dökülmüş salmonella bakterisi yüzünden olduğunu tespit etti. Mürettebatını bozuk yemekler yemekle suçlamış olan Barbaros Kaptan iyileşip ayağa kalktıktan sonra bu bilgiyi öğrendiği zaman şok oldu.

“Nasıl tespit ettiniz bunu?” diye sorduğunda Siber Can anlatmaya başladı.

“Su deposunun zemininde cam kırıkları bulduk. Ve bu cam kırıklarının üzerinde de bir etiket parçası. Bir ‘id 90370’ yazısını okuyabildikten ve WHO yani dünya sağlık örgütünün mavi amblemini görebildikten sonra gerisi çocuk oyuncağı idi. ‘id 90370’ diye Google’a yazmanız yetiyor. Salmonella enterica  diye başlıyor typhi diye devam ediyor. Yani Türkçesi tifo yapan salmonella bakterisi. Allahtan geminin revirinde bu bakteriye iyi gelecek antibiyotikten çokça varmış da hepinizi ayağa kaldırabildik.”

“Ama en çok da Tijen Hanım’ın sarımsaklı uğmaç çorbası sayesinde!” dedi Tilda gülerek. (Uğmaç çorbası Karabük Eflani yöresinde undan yapılan çok sarımsaklı bir çorbadır.)

Kaptan atıldı. “Demek ondan günlerdir gemi sarımsak kokusundan geçilmiyor yahu! Bu arada size söylemem gereken bir şey var. Yaşadığım hayatın bana insanları ırkı ve inanışı için yargılamamayı öğretmiş olması lazımdı. Belki sadece cinsel tercihler kırmızı çizgim olabilirdi. Çünkü erkeklerle dolu bir gemide takdir edersiniz ki böyle şeylere izin vermeniz felaketinizin başlangıcı olabilir…”

Kaptan cümlesini bitirmeden mürettebattan iki tanesi el ele tutuşarak Kaptan’la göz göze geldiler. Birisi açıkladı. “Ama biz kimsenin iznini istemedik ya da yasağını delmedik ki!”

Kaptan bu eşcinsel çifte hayretle bakmaya devam ederken Siber Can söze girdi.

“Kaptanım sizler insanın fahişe ruhlusu ile LBGT’liği birbirine karıştırıyorsunuz. Aslında tüm dünyada böyle yapılıyor. Özellikle hapishane temalı filmlerde erkekle erkeğin yan yana duramayacağı söyleniyor. Toplumda dışladığımız bireylerimiz ailesi de reddedince başka bir iş yapamıyor ve fuhuşa sevk ediliyor. Ama beyaz yakalı bir işte çalışan bir erkek gayet evli barklı gözükürken, BMW aracına binip yine beyaz yakalı erkek arkadaşı ile hafta sonları pahalı bir otelde gizli gizli buluşabiliyor. Fakat şirketinde bir LGBTİ birey olduğunu duysa işten attırıyor. Bu ikiyüzlülükten değil mi sizce?

Rıza Kıraç, Dolphin Video romanında ne der bakın size aktarayım:

Elbirliğiyle namusuna sahip çıkan yavuz evlatlarımız birkaç yıl içinde Cihangir’i fahişelik yapan ibnelerden kurtardı. Başka türlü bir fahişelik yapan diğer ibneler onların boşalttığı apartman dairelerine yerleşirken binalarını bi güzel restore ettiler, dış cephelerini merdiven boşluklarını boyadılar, pencerelerini yenilediler ve güzelim Cihangir’i daha güzelim daha nezih bir memleket haline getirdiler. Ama ibnelikleri baki kaldı. Mehmed Abi’nin o güzel sözünü hatırladım. Ben eşcinsellikle karşı değilim, ibneliğe karşıyım.

***

Süveyş Kanalı’ndan geçerlerken gemi suyuna bakteriyi 8 Oktan Necla’nın adamlarının karıştırdığı bilgisi kesinlik kazandı. Hacker arkadaşları sayesinde en son karadan ayrıldıkları Yunanistan’ın Kavala limanındaki görüntülere ulaşan Siber Can bu bilgiyi teyit ettirdi. Kaptan bu sefer duyduklarına hiç inanamadı.

“Demek sizin düşmanınız artık benim de düşmanım olan 8 Oktan Necla, ta gemime girerek suyumuzu zehirlemiş öyle mi?

“Hepimizin birden bu gemide salmonella salgınından geberip gitmemizi istedi demek ki. Ama yine de Bangkok hapishanelerinde asılmaktan iyidir değil mi Tildacığım?” dedi Tijen Hanım sırıtarak.

“Bangkok hapishaneleri mi?” diye sordu Barbaros Kaptan tek kaşını kaldırarak.

“Kim kaptana 8 Oktan Necla’nın sonumun Bangkok hapishanelerinde asılmak olduğunu görmek istediğini anlatmak ister baylar?” dedi Tilda. “Benim işim başımdan aşkın. Daha gidip aşçıya yardım edeceğim.”

***

Beş aydır korona yüzünden kara yüzü görmemiş geminin mürettebatının yeni personel ile değişim yapılacağı liman Hindistan’ın batı kıyılarındaki Koçin kentindeki Koçin limanıydı. Barbaros Kaptan açık sözlüydü.

“Hindistan da sizi gizlice gemiden indirmek zorundayım. Çünkü orada mürettebat değişecek ve diğer ekiple bizimle olduğu kadar şanslı olamayabilirsiniz.”

Ama Siber Can daha da açık sözlüydü.

“Sizinle de şanslı değildik Barbaros Kaptanım. Bizi kelepçeletmiştiniz hatırlasanıza. Ama 8 Oktan Necla’nın aslında bizi öldürmek amaçlı kullandığı bakteri bir nevi ters teperek hayatımızı kurtardı. Siz hastalanmasaydınız, birimiz dövmeli-küpeli-hızmalı-ojeli, diğerimiz Arnold Schwarzenegger’ın çakması vücutlu iki ibne, iki kişimiz geminize uğursuzluk getirecek üstelik biri gayrimüslim iki kadın, diğerimiz de açığa alınmış bir polis eskisi ve dört tane lüzumsuz kedi idik sizin gözünüzde hâlâ!”

“Ne deseniz haklısınız arkadaşlar. Önyargılarım için hepinizden tek tek özür diliyorum. İnsan insanın öğretmenidir her zaman. Bunu çok genç yaşlarda öğrenmiştim ama demek ki kaptanlık mertebesi kibrimi beslemiş olacak ki unutmuşum. Hem mürettebatın çoğu hasta iken gemimi çok da başarıyla kumanda ettiğiniz ve bana verdiğiniz bu insanlık dersi için size teşekkür etmeliyim.”

***

Geminin Hindistan’a limanlarından birine yanaşacağını öğrendikleri andan itibaren kafalarında kurduklarını birbirlerine anlatmayı bekleyen Tilda ve Tijen Hanım göz göze geldiler ve ikisi de aynı anda aynı ismi haykırdılar:

Vish Puri!”*

Vish Puri Hindistan’ın Delhi şehrinde faaliyet gösteren En Özel Dedektifler Şirketi’nin kurucusu ve sahibiydi. Son derece geleneklerine bağlı ve bir o kadar da modern yöntemlerden faydalanma meraklısı bir dedektifti. Havacı gözlükleri uçları yukarı kıvrılmış bıyığı, tüvit Sandown şapkası ile kısa boylu ve tıknaz yapılı bir adam olan Vish Puri, güvenlik nedeniyle yardımcılarına kod adları ile hitap ediyordu. Hırsızlığı ile ünlü bir klandan alıp yetiştirdiği, kasa ve araba kilitlerini açmakta mahir Florasan (derin uyuduğu ve geç ayıldığı için), elektronik ve bilgisayar dahisi eski istihbaratçı Sifon (köyünde tuvalette sifon bulunan tek kişi olduğu için), şoförü El Freni, ofiste çalışan Kapı Tamponu, çapkın eşleri tuzağa düşürmekle görevli Yüz Kremi özel yetenekleri ile dedektifi tamamlayan yardımcılarıydı.

Tilda ve Tijen Hanım Vish Puri’nin adını aynı anda zikredince Siber Can Puri’nin siber elemanı olan Sifon’a dark web üzerinden mesaj gönderdi. Mesajlar şifrelenmiş olsa da ne olur ne olmaz diye sadece kişi sayısı bilgisi verildi. Tilda ve diğerleri gemiden liman işçisi kılığında indiler.

Beraberlerindeki dört kedi ile Vish Puri’nin ayarladığı kamyonete sağ salim bindiklerinde ön kabinde oturmasına rağmen Puri’yi bir hapşırmadır tuttu.

“Durun tahmin edeyim.” dedi Tilda. “Kedilere alerjiniz var!”

Koçin’den Delhi’ye kadar yapacakları harita üzerinde hiç durmadan gidilse kırk altı saat süreceği tahmin edilen yolculukta adamcağız hapşırmaktan ve göz yaşarmasından helak olmasın diye ikinci bir asrasın gelmesi için o şehirde iki gece konakladırlar. Boş bulunup “Neden buradan bir araba kiralamadık acaba?” diye soran Tijen Hanım’a durumu izah eden Vish Puri gayet ciddiydi.

“Burası Hindistan Madam Tijen. Hiç kimse hiçbir şeyi umursamaz gibi görünür ama herkes her şeye kulak kabartır. Araç kiralamak için kredi kartı gerekir ve bu da kime ait olursa olsun rakiplerimize veya düşmanlarımıza ardımızda iz bırakmaya yarar.”

Tijen Hanım “Ah ne düşüncesizim, haklısınız Vish Puri Bey.” diye cevap verdi.

Siber Can araya girdi.

“Tıpkı erkek arkadaşının kardeşine fazla araştırmadan güvenerek sonucu ihanetle biten acı bir tecrübe yaşayan ben gibi.”

“İşe alımlarda bilgi beceri ve yetenek her şeyin üzerinde olmalıdır Siber Can. Duygusallıkla davranıldığında sonunun hüsran olması kaçınılmazdır. Örneğin finans işlerimi sırf damadım diye bu işlerden anlamayan bir adama bırakmış olsaydım mali durumum şimdi sizin ülkenizden beter olurdu.” diyerek sırıttı Puri.

“Size gelince madam Tilda.”

“Matmazel diyecektiniz herhalde Sayın Vish Puri”

“Whatever! Şimdi içinde bulunduğunuz duruma odaklanalım. Anladığım kadarıyla can düşmanınız 8 oktan Necla isimli bir kadından Bangkok hapishanelerinde asılmanız gibi bir tehdit geldi. Bunun gerçekleşmesi için öncelikle Bangkok’ta olmanız lazım bu bir. Orada bir suç işlememiz ya da suça iştirak etmeniz lazım bu iki. Sonra tutuklanıp bir hapishaneye düşmeniz lazım bu da üç.”

Edirne Devlet Hastanesi’nde:

8 Oktan Necla’nın Mehmet’i kaçıran adamları olay mahallinden az sonra yoldan çıkarak kaza yapmışlardı. Mehmet kamyonun enkazından büyük şans eseri yaralı olarak kurtulmuştu. Teğmen Tuncay zaten takip ettikleri kamyondan sağ çıkabilen Mehmet’i ve diğer yaralıları hastaneye götürür götürmez hastaneye bir noter çağırdı. Tilda’nın menkul ve gayrı menkul varlığı güvende olsun diye Mehmet’in üzerine aktarılmıştı. 8 Oktan Necla’nın adamları Mehmet’e tüm bu mal varlığı için isteği dışında imza attırmışlardı. Hastaneye gelen noter Mehmet’in kaza geçirdiği için o güne ait attığı tüm imzaların geçersiz olduğuna dair bir evrak hazırladı.

En Özel Dedektifler Şirketi’nde Delhi, Hindistan:

Vish Puri Tilda ve diğerlerini Delhi’de iki gün misafir etti. Türkiye’den Mehmet’le ilgili iyi haberleri aldıktan ve Tilda’nın mal varlığının kurtarıldığını öğrendikten sonra Türkiye’ye dönüp krizi oradan yönetmek üzere İstanbul’a geçmeye karar verdiler.

Virgin Atlantic havayollarının Delhi-İstanbul seferini yapacak olan uçakta:

Tilda, Tijen Hanım, Komiser Okan, Siber Can, Adonis Kazım ve Vish Puri uçağa bindiler. Uçak havalandıktan beş dakika sonra bindiklerinden beri yerlerinde duramayan üç biçimsiz adam en sonunda koltuklarından fırlayarak, Komiser Okan’ın uçağa nasıl ve ne zaman soktuklarını çok merak ettiği AK47 tüfeklerini yolculara doğrultarak asıl niyetlerini belli ettiler.

“Kimse yerinden kımıldamasın! Şu andan itibaren uçak bizim kontrolümüzdedir!”

Tijen Hanım anlamlı bir iç geçirmesinden sonra Tilda’nın kulağına fısıldadı.

“Dark web’den tehdit edildiğin o sabah sağından mı kalkmıştın solundan mı, hatırlıyor musun kuzum?

Komiser Okan hiç vakit kaybetmeden ceplerinden çıkardığı minik metalleri el çabukluğu ile birleştirmeye başladı. Arka sıradan biri Komiser’in omzuna dokunurken aynı anda fısıltıyla konuştu.

“Uğraşma bence. Bende daha büyüğü var.”

Komiser iki koltuğun arasından bir göz atınca elinde plastik malzemeden üç boyutlu yazıcı ile yazılmış bir tabanca tutan bir adam ile burun buruna geldi. Tabancayı elinde tutan kişiyi ise gözü bir yerlerden ısırmıştı.

Hafızasını iki saniye kadar tarayınca görüntüleri eşleştirdi. Hindistan’a gideceklerini öğrenince Siber Can’la Hindistan’ın İnterpol tarafından en çok aranılanlar listesine bakmışlardı. Fotoğrafik hafızası sayesinde, bir arak koltukta elinde silahla oturan adamın, Hindistan’ın bir numaralı tetikçisi Oskar Patel olduğunu anladı. İyi de tüm dünyada aranan bu adam İstanbul’a giden sıradan ticari bir uçakta ne arıyordu? Ve karşısındakinin açığa alınmış da olsa bir Türk polisi olduğunu bile bilmeden ona silahını göstererek nasıl bir riske giriyordu? Komiser Okan, “Demek ki ne pahasına olursa olsun bu adamın İstanbul’a inmesi gerekiyor.” diye düşündü. Oskar Patel denize düşmüş ve bilmeyerek de olsa yılana sarılmıştı.

Komiser Okan’ın o andaki önceliği bu teröristi derdest etmek olamazdı. Önceliği tüm yolcuların hayatta kalmasını ve uçağı doğru rotasına girmesini yani İstanbul’a doru gitmesini sağlamaktı.

Uçak kaçıranların ekseriyetle pilotları silah altında tutarak uçağı istedikleri yere götürmeleri beklenirdi. Tilda ve diğerlerinin talihsiz serüvenler zincirindeki muhtemel son olmayan bu halkada uçak kaçıran teröristler kendi pilotlarını da yanlarında getirmişlerdi. Uçağın kaptan pilotunu sıkıca bağladıktan sonra pilotun yerini alan terörist, yardımcı pilota emirler yağdırdığında zavallı yardımcı pilotun emirlere uymaktan başka çaresi kalmamıştı.

Siber Can havalimanındaki radardan uçağın yön değiştirdiği anlaşılmasın diye terörist pilotun uçağı alçak irtifadan uçurduğu bir on beş dakika boyunca elindeki tabletten internete bağlanıp Hindistan ve Türk polisini durumdan haberdar etmeyi başarmıştı. Delhi’den kalkan uçak Bangkok Suvarnabhumi Havalimanı’na inmek için havada geçirdiği yaklaşık dört saat boyunca yerlerinden kımıldayamayan yolcuların uçağın nereye gittiği hakkında en ufak bir fikirleri yoktu. Karanlıkta uçağın tekerlekleri yere değdiğinde sonunda bir açıklama yaparak yolcuları güya rahatlamayı amaçlayan terörist pilot bir anons yaptı.

“Sayın yolcular ben isimsiz kaptan pilotunuz. Şu anda Bangkok Suvarnabhumi Havalimanı’na inmiş bulunmaktayız. Verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz ama Bangkok hapishanesinde haksız yere yatmakta olan bir arkadaşımızı teslim alıncaya kadar sizi rehin alacağımızı bildirir iyi günler dileriz.”

Fısıldama sırası Tilda’daydı.

“Bu da mı gol değil Vish Puri? Bangkok topraklarındayız bu biiiiiir!”

Teröristlerin bilmediği şey ise Siber Can’ın gittikleri yönü tayin ederek ve aralarında konuştukları Afgan dili olan Peştuca’yı anlayan bir yolcudan yardım alarak Bangkok’a ineceklerini keşfetmiş olmasıydı. Havalimanında Hindistan Hava Kuvvetleri özel birimi, Tayland’da resmi görevli bir Türk asker timi ve Tayland Havalimanı polis gücü neşeyle teröristleri bekliyorlardı.

***

Tilda ve diğerleri 27. bölümde:

Komiser Okan elinde minik bir demonte silah, plastik bir tabancası olan Hintli bir tetikçi, kas gücü yerinde olan Adonis Kazım ve beyin gücü desteği ile yardımcı olan hacker Siber Can’la ellerinde kalaşnikofları olan üç teröristi durdurmayı becerebilecek miydi?

*Vish Puri İngiliz yazar Tarquin Hall’un ilk olarak Kayıp Hizmetçi Vakası romanında boy gösteren Hintli dedektif karakteridir. Yazarın Vish Puri’nin maceralarını anlattığı toplam 5 romanı vardır.