TİLDA VE DİĞERLERİ 25: GEMİLERDE TALİM VAR

Previously on Tilda ve Diğerleri:

Türkiye’nin ilk Ermeni kadın dedektifi Tilda Ahırkapı, can düşmanı 8 Oktan Necla tarafından tehdit edildi. Bu sefer bu tehdit çok ilginç bir mecradan gelmişti. 8 Oktan Necla dark web’de Tilda’nın başına ödül koymuştu. Dedektifin yakın dostu Komiser Okan bu tehdidi Tilda’ya bildirmek üzere güvenilir bir hacker olan Siber Can’ı dedektiflik bürosuna gönderdi.  Tilda telefonuna baktığında bütün sosyal medya hesaplarının hack’lendiğini görünce genç hacker’ın dediğini ikiletmeden dedektiflik bürosunu acilen terk etmek zorunda kaldı. Kendi gibi tehlikede olan Tilda’nın makyöz arkadaşı Tijen Hanım ve asistanı Mehmet’le beraber pılını pırtısını toplayıp şimşek hızıyla bürodan kaçarken yanlarında üçü misafir dört de kedi vardı. Büronun siyah-beyaz şişko erkek kedisi Basti ile iki yavrulu anne kediyi yanlarına aldılar ve Siber Can’ın getirdiği minibüse binerek İstanbul’u terk ettiler.

Suadiye Hamiyet Yüceses sokağın köşesindeki apartmanın giriş katında bulunan dedektiflik bürosu tarihinde ilk defa bu kadar kimsesiz kalmıştı.

***

Siber Can, İstanbul’dan Edirne’ye olan yolculukları esnasında Tilda’yı dark web’in derinlikleri hakkında detaylı olarak bilgilendirdi. Bu sırada öğrendikleri Tilda’yı memnun etmekten çok uzaktı. Siyah saçlı, siyahlar giymiş, siyah ojeli, burnu hızmalı, kulağı küpeli ve göğsündeki ejderha dövmesi boğazına kadar uzanan 30’lu yaşlarındaki genç adam bu yolculuk sırasında kendi hikayesini de anlattı.

“Ben orta Anadolu’nun oldukça dindar bir sülalesinde doğmuş babayiğit bir genç bir adama, Sivaslı ve Alevî, genç ve güzel bir kadının gelin olarak asimile edilmeye çalışılmasından doğan ucubeyim.” diye başladı sözlerine. Kadınlardan hoşlanmamasına rağmen ailesi tarafından nasıl evlendirildiğini, evlendirildiği kızın namusuna halel gelmemesi için onu karısı olarak kabul ederken bir de kız çocuklarının dünyaya gelmesini, sonunda annesini de alarak evden kaçmalarını, annesinin amcası tarafından bıçaklanarak öldürülmesini… Sonra Komiser Okan’ın yardımıyla boşanıp hacker arkadaşlarının yardımıyla ailesini yurt dışına kaçırırken kendine sanal alemde de olsa kötülüklerle savaşan bir hayat kurmasını anlattı yol boyunca. Dark web’de gökkuşağı kuşanmış bir şövalyenin yaşamı kısaca bundan ibaretti.

***

“Madem bu dark web’de bu kadar karanlık hizmetler kiralanabiliyor, neden 8 Oktan Necla direkt bir kiralık katil tutarak Tilda’yı uzaktan vurdurmayı denemiyor da yok Bangkok hapishanelerinde asılması filan gibi alengirli yollara başvuruyor ki?” diye sordu Tijen Hanım.

“Sağol ya Tijenciğim. Senin gibi dostum varken düşmana gerek yok zaten!” dedi Tilda.

8 Oktan Necla, dark web’deki meşhur bir sanal market olan Alphabay’in yöneticisi Kanadalı Alexandre Cazes’ın başına gelen felaket gibi Tilda’nın da Bangkok hapishanelerinde asılması için para ödülü koymuştu.

Tilda’nın ekibi Siber Can’ın ekibi ile birlikte iki minibüse doluşarak Edirne’ye doğru yola çıktılar. Edirne’de onları bekleyen Komiser Okan’ın amacı Tilda’yı ülke dışında güvenli bir yere götürebilmekti. Biri siyah diğeri gri renkli olan minibüslerden birini Siber Can’ın erkek arkadaşı olan Adonis Kazım diğerini de onun erkek kardeşi Hüseyin sürüyordu.

Edirne-Kapıkule sınır kapısına yakın bir yerlerde:

İki minibüs de sınır kapısına yaklaşınca ağır ağır seyretmeye başladılar. Mehmet ve kediler Hüseyin’in kullandığı gri minibüstelerdi. Komiser Okan, Tilda ve Tijen Hanım, Siber Can’ın hacker işlerini yürüttüğü içinde 8 tane ekran olan siyah minibüsle diğerini takip ediyorlardı. Siber Can, Tilda’nın menkul ve gayrimenkul varlığını sanal ortamda Tijen Hanım ve Mehmet’e aktarmış, iş sadece evrakların imzalanmasına kalmıştı.

İçinde bulundukları siyah minibüs arkadan çarpma sesi ile sarsıldı.  Adonis Kazım şoför mahallinden hemen bir düğmeye bastı. O anda bilgisayarlara giden tüm enerji kaynakları kapandı ve bilgisayarlar dış etkiler için kendilerini kilitlediler. Arkadan vuran kamyon, Siber Can’ın minibüsünü sağlayarak gri minibüse yandan çarptı ve onu yolun dışına attı. Tüm araçlar durdu. Siber Can ve Komiser Okan silahlarına davranamadan kamyondan beş tane ızbandut gibi AK47 tüfekli adam indi. Adamlardan biri koşarak gelip Özel bir yapıştırıcı sprey ile Siber Can’ın minibüsünün tüm kapılarını ve camlarını dışarıdan mühürledi. Adamlar yoldan çıkardıkları gri minibüsten Mehmet’i indirdiler.  Kafasına çuval bileklerine kelepçe geçirmeden önce bir sürü evrak imzalattılar. Evrakları nispet yapar gibi salladılar ve kamyonun arkasına doluştular. Bunu gören Adonis Kazım gri minibüsün şoförü olan kardeşi Hüseyin’e kızarak şoför mahallini yumruklamaya başladı. Aynı anda “Neden silahını çekmiyor? Neden? Neden? Neden?” diye de bağırıyordu.

Az sonra nedeni anlaşıldı. Silahlı adamlar ve Mehmet’in peşinden minibüsten inen Hüseyin, abisine doğru orta parmak işareti yaparak elindeki silahla Siber Can’ın minibüsünün dört tekerini birden patlattıktan sonra sırıtarak kamyona atladı.

***

Silah seslerini duyan gri minibüsteki kahraman kedi Basti, yüksek bir yerde uyumak, kuru mamasından yemek ve ara sıra da olsa Tilda’nın işlerine karışmaktan ibaret rutin hayatının şu anında anormal bir şeyler olduğunu kavradı. Yavrulardan birini ensesinden yavaşça ısırdı. Anne kedi de diğer yavruyu aldı. İki kedinin minibüsten sessizce çıkıp yavruları şarampolün ilerisinde tarladaki çalıların altına götürerek güvenceye aldıklarını kimse görmedi.

***

Birden Siber Can’ın minibüsündeki 8 ekran birden açıldı. Tüm enerjisini kesmiş ve 11 basamaklı şifrelerle korumaya almış olmasına rağmen bilgisayar sisteminin kendi istemi dışında açılmış olmasına deliren Siber Can klavyeleri yumruklamaya başladı.

Kısa bir karıncalı hışırtının ardından, 8 Oktan Necla belirdiği 8 ekrandan birden deli kahkahasını koyuverdi:

“Ahahaahahahahah!!! Her daim dikkatli olmalıydın bence Tildacığım! Belalımsın, keskin bıçağımsın, sidikli kontesimsin, karadutum, çatalkaram, çingenem, kara dantel sokağımsın! Aramızda kan davası vardı, senin o pis köpeklerin bacağımı aldığından beri kan bağı var artık! Bundan sonra tüm gücümü, paramı ve ömrümün kalan tüm günlerini seni mahvetmek için harcayacağım! Emin ol ki bu emelime ulaşmadan son nefesimi vermeyeceğim lanet olası kadın! Bu arada az önce adamlarım bütün mal varlığını Mehmet’e devrettiğine dair belgeleri o salak asistanına imzalattılar. Her şeyini onun elinden almam benim için çocuk oyuncağı olacak.  Şimdi bekle ve gör o çok kıymet verdiğin şişko kedin gözünün önündeki minibüste nasıl havaya uçacak!” dedi ve dediği anda Basti, beyaz anne kedi ve siyah-beyaz iki yavrusunun içinde bulunduğunu sandığı gri minibüsü patlattı.

Komiser Okan kapıya ateş eder ama hiçbir sonuç elde edemezken, Siber Can eline geçirdiği bir acil cam kırma çekici ile sekiz bilgisayar ekranını da patlattı. Kırk sekiz bin dolarlık teçhizat kıvılcımlar çıkararak patlarken Tilda ve Tijen Hanım’ın birbirlerine sarılarak attığı çığlık sinirinden böğüre böğüre ağlayan Adonis Kazım’ın sesine karıştı:

“BASTİİİİİİİİİİİİİİ!!!”

Edirne-Kapıkule sınır kapısına yakın bir yerlerde, patlatılmış minibüsün enkazına bakan kapıları ve camları mühürlenmiş minibüsün içinde:

Tilda ve diğerleri tüm iletişim imkanlarını yitirmiş olarak otobanda kapıları ve camları mühürlenmiş bir minibüste mahsur kalmışlardı. Üstelik 8 Oktan Necla’nın gözünü kırpmadan patlattığı minibüste Basti ve iki yavrulu anne kedinin patlayarak can verdiğini sanıyorlardı. Tilda ve Tijen Hanım’ın sessiz ağlamaları minibüste duyulan tek sesti.

Derken bir telsiz sesi duyuldu. Siber Can telsizle konuştuktan sonra minibüstekilere döndü.

“Her zaman bir B planınızın olması lazım. Ne kadar teknolojiye bel bağlasanız da tüm bağlantılarınızın koptuğu anda telsiz hayat kurtarır.”

Telsizi Siber Can’dan devralan Komiser Okan otuz saniye içinde gerekli tüm emniyet birimlerine lokasyonlarını ve durumlarını haber verdi.

On üç dakika sonra gelen ilk ekip minibüsün mühürlü kapılarını kırdıktan sonra içindekileri serbest bıraktı. Siber Can, can havliyle ekip arabasındaki laptop’a koşarken Tilda ve Tijen Hanım da gözyaşları içinde patlayan minibüs enkazında zavallı kedilerin cesetlerini aramaya başladılar.

Olay yeri inceleme ekipleri kadınların imdadına yetiştiler. Hızlıca arabalarından inip iki kadını nazikçe patlama alanından uzaklaştırdılar. Otobanın kenarındaki şarampolün az ilerisine bir battaniye serdiler ve Tilda ve Tijen Hanım’ı oturttular.

Tam o sırada patlayan minibüsten epey uzakta tarladaki çalılarda bir hareketlenme oldu. Polislerin serdiği battaniyenin üzerinde kafaları iki ellerinin arasında bağdaş kurmuş ağlayan iki kadın ince bir miyavlama ile ayaklandılar. Olay yeri inceleme ekiplerinin kedilerin cesetlerini çıkarmasını bekleyen iki kadın birden çığlık çığlığa birbirlerine sarıldılar.

Basti ve anne kedi iki yavruyu enselerinden tutmuş battaniyenin üzerine taşımaktaydılar. Kadınların feryadından ağlıyorlar mı gülüyorlar mı anlayamadığı için bir koşu yanlarına gelen Komiser Okan kedileri görünce rahat bir nefes aldı.

“8 Oktan Necla’nın adamlarının Mehmet’i kaçırmaları ve Necla’nın Tilda’ya kustuğu nefret tiradı arasında minibüsten kaçmış olmalılar! Aferin oğluma!” dedi Basti’nin başını okşayarak. Sonra hemen ekip arkadaşlarının yanına döndü. Fakat gelen haberler hiç de iç açıcı değildi.

Teğmen Tuncay boynu bükük Komiser’in yanına gelerek vermesi gereken haberi bildirdi. “Komiserim açığa alındığınızı üzülerek bildirmek durumundayım.”

Komiser Okan kendi inisiyatifiyle sivil hayatları tehlikeye atmış görünüyordu ve maalesef sınır kapısına yakın bir yerde terör saldırısına sebebiyet vermişti. Emniyetteki amirlerinin buna karşı affı yoktu. Komiser silahını ve kimliğini teslim etti.

Siber Can’ın parmakları bilgisayarı ele geçirdiğinden beri tıkır tıkır işliyordu. Komiser omzunun üzerinden genç adamın kulağına fısıldadı.

“Artık bir başımızayız Siber Can. Ona göre daha dikkatli olmalısın. Göreyim seni!”

Sonunda Siber Can’ın çabaları sonuç verdi. Önce otobanın kaşı istikametinde tam hizalarında bir minibüs durdu ve dörtlülerini yakıp beklemeye başladı. On beş dakika sonra polis araçlarının arkasına iki minibüs daha yanaştı. Minibüslerden birinin kaydırmalı kapısı hızla açıldı ve Komiser Okan, Tilda, Tijen Hanım ve kediler sırayla minibüse doluştular. Siber Can ve Adonis Kazım içinde bilgisayar ekranlarının olduğu arkadaki minibüse yerleştiğinde, Kazım’ın olay yerinde bıraktıkları tüm donanımı patlatılmış olan minibüsten 50 terrabayt kapasiteli bir harici belleği siyah tişörtünün altına saklayarak götürdüğünü de kimse görmedi.

İki minibüs de tam gaz yola çıktığı anda otobanın karşı istikametinde dörtlülerini yakmış bekleyen ve jammer taşıyan öteki minibüsün de topuklaması üzerine polis ekibinin cep telefonlarına mesajlar yağmayan başladı.  Ekibin şefi Teğmen Tuncay cep telefonuna whasapp’tan gönderilmiş resmi evraka bakakaldı. Çünkü gelen bu evrak Komiser Okan, Tilda, Tijen Hanım, Mehmet, Siber Can ve Adonis Kazım için verilmiş bir tutuklama emriydi.

***

Çılgın ekip tam gaz Kapıkule’den çıkıp Yunanistan’a geçmeyi planlamışlardı. Ama artık sınır kapısında kıskıvrak yakalanmaları işten bile değildi. Tilda haklıyken haksız durumuna düşmüş olmanın verdiği sinirle Komiser Okan’a yükleniyor, Siber Can’a en zayıf halka olan sevgilisinin kardeşine nasıl bu kadar güvendiğiyle ilgili bağırıp çağırıyordu. Adonis Kazım kardeşine güvenebileceğini söylediği için köpekler gibi pişman, Siber Can ise yaptığı işe duygusallığı ve aile bağlarını karıştırdığı ilk seferde bir dürtülmedik kulağının arkası  kaldığı için çok hırslı idi. Adonis Kazım’ın kardeşi Hüseyin, sadece Tilda’yı satmakla kalmamış, Siber Can’ın güvenlik duvarını aşacak bilgileri de 8 Okran Necla’ya sağlamıştı. Ama Siber’in her zaman alfa, beta, delta planları vardı. Adonis’in  polislere çaktırmadan minibüsten çıkardığı 50 terrabaytlık harici bellek sayesinde tüm sistemini yeniden kurmayı başardı.

***

Çanakkale’nin Enez ilçesinde sahil güvenlik birimlerini atlatarak gizlice bir balıkçı teknesine bindiklerinde Tilda da biraz sakinleşmeyi başarmıştı. Balıkçı teknesi denizde güvenli bir mesafe yol aldıktan sonra Yunanistan bandıralı başka bir tekneye devrolmuşlar oradan da Yunanistan’ın Kavala limanına kadar gizli saklı gitmeyi başarmışlardı.

Siber Can’ın polislerden ödünç aldığı laptoptan ulaştığı hacker arkadaşları sayesinde haklarında çıkarılan tutuklama emrini öğrenmiş ve polislerden bir adım önce olduğu için kendilerini almaya gelen iki minibüsten önce jammer taşıyan minibüsü yardıma çağırmıştı.  Böylece onlar olay yerini terk edene kadar polislerin telefonlarına hiçbir mesaj ulaşamamış, dolayısıyla tutuklama emri ellerine geçmediği için Tilda ve diğerlerini tutuklayamamışlardı. Şimdilik bu minik hokkabazlık numarasıyla tutuklanmaktan kurtulmuşlar ve ülkeden sağ salim çıkmayı başarmışlardı ama bu gidişin bir de tilki misali kürkçü dükkanına dönüşü olacaktı. Üstelik Tilda’nın tüm malvarlığını üzerine devralmak için imza atmış olan Mehmet, 8 Oktan Necla gibi bir psikopatın elinde akla hayale gelmedik psikolojik ve fiziksel işkenceye ne kadar dayanabilecekti?

Siber Can, kaçmaları için Kavala’da bir kuru yük gemisi ayarlamıştı. İçerideki hacker arkadaşı olan üçüncü kaptan onlara gemide yer ayarlayacaktı. Tek sorun erzak ikmali yapmakta olan gemiye taşıyıcı tulumları içinde iki kadın ve dört kedinin de mürettebata çaktırılmadan bindirilmesi idi. Tijen Hanım’ın çantalarındaki üç beş makyaj malzemesiyle harikalar yaratması sonucu kimseye çaktırmadan gemiye binmeyi başardılar.

CEMRE-1 isimli kuru yük gemisinde, Ege Denizi’nin kuzeyinde bir yerlerde:

Tilda ve diğerleri, CEMRE-1 isimli 2991 gros tonluk kuru yük gemisinde nokta kadar ağırlık teşkil etmeden yolculuk edeceklerdi. Ama bir faktörü hesaba katmamışlardı. Basti kendine yerleştikleri ambarın bir köşesinde yer yapmış tembel tembel yatmayı tercih ederken anne kedi yavrularına dövüş eğitimi verme zamanının geldiğine tam da bu sıkıntılı zamanda karar vermişti. Sağa sola koşturan yavrularını hem dövüp hem severek eğitiyordu. Yavrulardan biri her türlü yaramazlığa müsait bedeniyle paketli kuru yüklerin üzerine çıka çıka o anda açık olan ambar ağzından güverteye fırlayınca olanlar oldu. Anne kedi yavrusunu korumak amaçlı pusuya yatmıştı. Gemi aşçısı yavru kediyi görüp eğildi. Gemide bu kaçak yolcunun bulunmasından dolayı şaşkına dönen aşçı, kediyi sevmeye kalkıştığında anne kedi bulunduğu yerden uçan tekme ile adamın yüzüne yapıştı. Yüzü gözü kanlar içinde kalan aşçının imdadına yetişen arkadaşları aralık ambar kapağından baktıklarında aşağıdan yavru kedi ve annesini geri çağırmak için sessiz sessiz pisi pisilemekte olan iki kaçak kadınla göz göze geldiler.

CEMRE-1 isimli kuru yük gemisinin kaptan kamarasında:

Kaptan Barbaros Hayrettinoğlu yirmi yedi yıllık kaptanlık hayatında ilk defa başına gelen gemisine kaçak yolcu binmesi olayını metanetle karşılamıştı. Yüzü gözü çizik içinde kalan aşçıya gerekli tıbbi müdahale yapılmış, Basti ve diğer kediler artık kimseyi tırmalayamayacakları ve suya düşüp kendi hayatlarını da tehlikeye atamayacakları bir yere hapsedilmişlerdi. Komiser Okan, Tilda, Tijen Hanım, Siber Can ve Adonis Kazım elleri kelepçeli olarak kaptanın önünde sıralanmışlardı. Kaptan önündeki mevzuat kitabından sakin sakin okumaya başladı.

“Kaptanın sorumlulukları şunlardır: Kaçak bir yolcu tespit edildiğinde geminin bayrak devletini, bir sonraki uğrak limanını, gemiye binişin yapıldığı liman başkanlığını kaçak yolcular hakkında bilgilendirmek. Efendim sonra, kaçak yolcunun kimliğini ve uyruğunu tespit etmek. Bak seeeen, neler de varmış? Sınır dışı edilene kadar kaçak yolcunun genel sağlık durumunu gözlemlemek, refahını ve güvenliğini sağlamak amacıyla gerekli önlemleri almak… Ne kadar çok sorumluluğu varmış bu kaptanların yahu? Gören de sanacak ki gemiye ben bindim kaçak olarak!”

Tilda ve diğerleri sözlüye kaldırılmış çocuklar gibi önlerine bakarak ayakta dikiliyorlardı. Tilda hayatını yeniden geri almak için ülkeden kaçış yolu arar ve 8 Oktan Necla’nın tehdidini savuşturmaya çalışırken Komiser’in açığa alınmasına sebep olmuştu. Şimdi de yirmi yedi yıllık gemicilik sicilinde tek çizik olmayan bir kaptanın gemisine kaçak binerek aleni suç işlemişti.

Kaptan kararını vermişti. Gemisinde suç işlenmesine daha fazla göz yummaya hiç niyeti yoktu.

“Az sonra gemi operatörümüze durumunuzu haber verdiğim anda, ilk uğrak liman ülkemiz olan İtalyan makamları tarafından belirlenmiş sınır dışı etmeye yönelik talimatlara riayet etmek zorunda kalacaksınız. O zamana kadar az önce de dediğim gibi sağlığınız güvenlik ve refahınızdan maalesef ben sorumluyum. İkinci Kaptanım sizleri kalacağınız kamaralara götürecek.”

Kaptan cümlesini bitirir bitirmez Üçüncü Kaptan kapıyı bile vurmadan kamaraya daldı.

“Kaptanım, makine dairesindeki personelden 4 kişiyle ikinci ve üçüncü makinistim bulantı kusma ateş ve ishalle beraber sağlık zabitinin kontrolü altına alındılar. Fakat diğer personelde de belirtiler görülmeye başlandı kaptanım_” dedikten sonra alnında boncuk boncuk olmuş terle beraber düşüp bayıldı. Peşinden bağrışmalar ve ayak sesleri geldi. O sırada kamaranın kapısına doğru yaşına rağmen müthiş atletik bedeniyle ok gibi fırlayan Kaptan, kapıyı içeriden kilitlemeyi başardı. Dışarıdan gelen seslere doğru bağırarak emretti.

“Çok hasta olanları revire götürün. Diğerleri kamaralarından çıkmasın. Gemide bir salgın var! Kimse kimseyle temas etmeyecek! Bu bir emirdir!”

Kaptan yılların tecrübesinden kaynaklanan hızlı düşünme yeteneğiyle muhtemel kendini ve kaptan kamarasındaki herkesi bir salgından kurtardı. Fakat heyecan daha yeni başlıyordu.

“Elli kere diyorum limandan ayrılmayın bilmediğiniz yerlerde yemek yemeyin, hele şu pandemi esnasında daha da dikkatli olun diye! Sanki ben öyle dememişim gibi Yunan yemeği yemeye gitti bunlar! Haberim yok sanıyorlar! Öğrendim ama iş işten geçti maalesef!”

Kaptanın bir anlık düşünce aralığından faydalanan Siber Can söze girdi.

“Kaptanım kaybedecek vakit yok. Bir an önce makine dairesinin komutasını almamız lazım. Gemi tam yol gidiyor çünkü. Ben ve erkek arkadaşım Adonis Kazım her türlü emrinize amadeyiz Kaptanım.”

Artık sinirlerinin yayları iyice boşalan Kaptran Barbaros adeta gürledi.

“Üçüncü Kaptanımla iş birliği yapıp gemime kaçak bindiğiniz yetmiyormuş gibi bir de geminin kumandasına talipsiniz öyle mi! Hem suçlu hem küstahsınız! Dur bakalım neler var elimizde bu küstah tayfadan? Biri dövmeli-küpeli-hızmalı-ojeli, diğeri Arnold Schwarzenegger’ın çakması vücutlu iki ibne, gemime uğursuzluk getirecek üstelik biri gayrimüslim iki kadın, bir tane açığa alınmış polis eskisi ve dört tane lüzumsuz kedi!”

Kaptan cümlesi biter bitmez kimsenin cevap vermesine fırsat kalmadan masasından sendeleyerek kalktı. Kamarasının ortasında diz çökerek böğüre böğüre kustu ve sonunda kusmuğunun üzerine bayıldı. O sırada İkinci Kaptan çoktan Tilda ve diğerlerinin kelepçelerini çözmeye başlamıştı.

Kaptanı kusmuk denizinden kurtarmadan önce İkinci Kaptan’ın önderliğinde revire koşup kendilerine maske ve eldiven edindiler. Kaptanı temizleyip kaldırıp revire taşıma işlemi bittikten sonra, İkinci kaptan maskesinin üzerinden çaresiz gözlerle bakarak “Geri dönüyoruz.” dedi.

O ana kadar komutayı elinden bırakmış olan Tilda “Hayır, geri dönemeyiz. Can düşmanım 8 Oktan Necla çoktan Kavala’dan ayrıldığımızı öğrenmiştir. Umuyorum ki gemiyi tespit edememiş olsun. O yüzden dönemeyiz. Hastalar için yeterince ilacımız var mı Kaptan?”

“Var evet.”

“Tijen Hanım sen gençken yelkenli gemi kullanmamış mıydın babanla? Dümen kırmayı bilirsin. Sen dümene geç. Komiser sen telsize geç. İkinci Kaptan, artık sen bu geminin kaptanısın. Siber Can’la Adonis’e her türlü bilgisayarla yapılacak işleri göster. Bakalım mürettebatta bize yardım edebilecek kadar iyi durumda kimler var? Hadi herkes iş başına!”

İkinci Kaptan, yani Barbaros Kaptan görevinin başına dönene kadar artık geminin kaptanı, hiç umulmadık bir zamanda gemiye kaçak binen birinden üstelik bir kadından bu kadar soğukkanlı emirler alacağını hiç ummazdı. Barbaros Kaptan gibi ırkçılık ve homofobiklik yapmadı. Eğer geri dönecek olurlarsa bildirilmemiş kaçak yolcular ve bildirilmemiş salgın hastalıkla başlarının daha da belaya gireceğini biliyordu. Çaresiz Tilda’nın dediklerini mürettebata yineledi.

Gemide ani ishal-kusma ve ateş salgınından etkilenmemiş kişilerden ikinci kaptan- artık gemi kaptanı, yüzü gözü çizik aşçı, güverte reisi ve elektrik zabiti kalmıştı. Bir de bizim çılgın ekip ve kediler tabii ki.

CEMRE-1 isimli kuru yük gemisinin revirinde:

Tilda “Önce Scooby-Doo misali minibüslere atlayıp kaçtık. Şimdi de Tenten, köpeği Milu ve Kaptan Haddok misali gemi macerasındayız. Allah sonumuzu hayır etsin.” diye fısıldadı Tijen Hanım’a. Bir yandan da beraber geminin mutfağında pişirdikleri besleyici çorbayı hastalara tek tek içirmeye uğraşıyorlardı.

“Allah sonumuzu hayır etsin mi dediniz? Siz de mi Allah diyorsunuz, Tanrı demez misiniz?” diye sordu Barbaros Kaptan yattığı yeden bitik ve kırık bir ses tonuyla. Hastalık atletik bedenine zarar verememiş fakat tecrübeli kaptanı manen çökertmişti.

“Eğer bir Tanrı varsa, ona nasıl hitap ettiğimizle değil, onun adını hangi amaçlarla andığımızı sorgulayacaktır bence Barbaros Kaptanım.” diye cevap verdi Tilda ve elinde tuttuğu kâseden kaptana çorba içirmeye devam etti.

O sırada anne kedi, Basti’nin gözetmenliğinde, Ege Denizi’nden Akdeniz’e doğru seyretmekte olan CEMRE-1 isimli gemide iki yavrusuna dövüş eğitimi vermeye devam ediyordu.

***

Tilda ve diğerleri 26. bölümde:

8 Oktan Necla Mehmet’in elinde bulunan Tilda’ya ait tüm mal varlığını ele geçirebilecek mi? Bu macerada da gemi mürettebatlığına soyunan Tilda ve diğerleri gemiyi sağ salim bir sonraki limanına kadar götürebilecekler mi? Tüm bunlar ve daha fazlası Tilda ve diğerleri 26. bölümde!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s