TİLDA VE DİĞERLERİ 24: DARK WEB’DE GÖKKUŞAĞI KUŞANMIŞ BİR ŞÖVALYE / SİBER CAN

Önnot: Bu hikayede internetin karanlık yüzü olan dark web ile ilgili karanlık ve bazı (+18) bilgiler yer almaktadır.

Dikkatinize…

Previously on Tilda ve Diğerleri:

Suadiye Hamiyet Yüceses sokağının köşesindeki dedektiflik bürosunun kapısı canhıraş bir yumruklama ile çalındı. Tilda’nın asistanı Mehmet kalkıp büronun kapısını açınca, simsiyah giyinmiş gözlerine siyah kalem çekmiş, genç, zayıf, uzun, kulakları küpe ile dolu burnu ve kaşları piercing’li bir kişi adeta koşarak içeri daldı. Gelen kişinin derin V yaka tişörtünün içinden göğsünden boynuna uzanan bir ejderha başı dövmesi, ağzından alevler fışkırtarak çenesine kadar tüm boğazını dağlıyordu. Heyecandan nefes alış-verişlerini düzenleyemeden patlak bir sesle sordu:

“Selam. Tilda Ahırkapı denen kadının bürosu burası mı?”

Tijen Hanım şaşkınlıkla gelen kişiye bakakalmıştı. Ortamı yumuşatmak için espri yaptı:

“A-aa? Ejderha dövmeli kızın İstanbul şubesi gelmiş seni soruyor ayol!”

“Sen de kimsin?” dedi Tilda gelen kişinin kime benzediğinden çok geliş şekli yüzünden bir kaşını kaldırarak.

“Ejderha dövmem var ama ben kadın değilim.” diye Tijen Hanım’ı tersledi gelen kişi. “Adım C@n. Arkadaşlar kısaca Siber C@n derler. Tilda sen misin? Seni uyarmaya geldim. Bir saat önce 8 Oktan Necla lakaplı bir kullanıcı dark web’deki letgo’da senin kelleni 1 milyon dolara satışa çıkardığından beri tüm hacker dünyası senin peşinde.”

“Üzerime iyilik sağlık! Bu da ne demek kuzum? Kamera şakası mı bu?” dedi Tijen Hanım oturduğu yerden kalkarak.

Siber Can Tijen Hanım’ı ciddiye almadı bile. “Bu ne demek biliyor musun? Şu anda tüm sosyal medya hesaplarının hack’lenmiş olması lazım. Yani her an birileri seni burada bulup bu Necla denen manyağa teslim edebilir demek.”

O sırada telefonundan Twitter-İnstagram ve Facebook hesaplarının hiçbirine giremeyen Tilda, gencin dediklerinde haklılık payı olduğunu anladı. “Peki sen neden 1 milyon doların peşine düşmedin de buraya beni uyarmaya geldin?”

“Bir kere kimse Darkweb’de böyle bir ödül vaat ettiği zaman gerçekten bunu kastetmez. Sadece bana o kişiyi bulun gerisini ben hallederim demektir bu. Keriz olmayan tüm hackerler bunu bilir. Ayrıca Komiser Okan’ın arkadaşıymışsın. Zamanında boşanma olayımda bana çok iyiliği dokunmuştu. Haydi yürüyün, kedileri filan alıp bu bürodan çıkmamız lazım!”

“Hemen mi?”

“Ne demek hemen mi? Geç bile kaldık! HADİ!”

***

Dedektif Tilda, makyöz arkadaşı Tijen Hanım ve asistanı Mehmet Cinozoğlu alelacele bilgisayarı, Basti’yi, üç-beş giyeceği ve yeni doğum yapan beyaz kedi ile siyah-beyaz iki yavrusunu aldılar. Büroyu terk ederlerken Tilda Komiser Okan’ı aramaya çalıştı. Can genç kadının elinden telefonu aldı ve koşarak büronun mutfağındaki mikrodalga fırına attı. Fırını çalıştırdı. Mikrodalga fırın ateşler çıkararak patladı. “Artık eski hayatına ait her şeyi unutacaksın Tilda! Orange is the new black senin için!” dedi. Mikrodalga fırının üzerine yangın söndürücü sıktı ve herkese emretti: “Hadi çıkın hemen!”

Daha önce kendi mekanında hep kararları kendi veren Tilda şaşkın, Tijen ve Mehmet daha şaşkın, Basti bile olayın hızından başı dönmüş olarak Siber Can’ın otoparka koyduğu aracına kadar taksiye bindiler. İçinde sekiz tane bilgisayar ekranının bulunduğu siyah karavan-minibüse doluştular. Hepsi birbirine biz buraya nasıl sığacağız bakışları atarken, Siber Can konuya açıklık getirdi. “Burada ancak bana yetecek kadar yer var. Şehir çıkışında sizi bir başka karavan-minibüs’e yerleştireceğiz.”

Şehir çıkışında onları iki kişi bekliyordu: biri 1.90 boyunda, eski Yunan mitolojisi kitaplarında resmedilmiş Adonis gibi kaslı ve mermer gibi pürüzsüz yüzüyle son derece yakışıklı genç bir adam diğeri de onun daha kısa boylu sulu boya kopyası gibi bir genç. Onları bekleyen karavanın dışında çiçekli böcekli resimler olduğunu gören Tilda “Şimdi tam Scooby Doo takımı gibi olduk, çıktık!” diyerek sinirli sinirli güldü.

Araç değiştirme esnasında Komiser Okan da gruba katıldı. “Böyle çiçekli böcekli bir araçla yola devam edemezsiniz.” dedi Komiser. Edirne-Kapıkule çıkışına kadar ekibe eşlik edecekti. Tekirdağ oto sanayiine dalıp arabanın giydirmelerini söktürdüler ve camlarını film kaplattılar. Şimdi Adonis kılıklı adamın kullandığı simsiyah minibüs ve onun sulu boya kopyası olan kardeşi Hüseyin’in kullandığı bizimkileri taşıyan gri minibüs, dikkat çekmeden peş peşe yolculuk edebilirlerdi.

***

Tijen Hanım, Mehmet ve kediler gri minibüse yerleştiler ama Tilda Komiser Okan’la beraber Siber Can’ın minibüsünde yolculuk etmeyi istedi. “Şimdi bana yavaş yavaş anlayabileceğim bir dilde anlat bakalım, kedilerimi, arkadaşlarımı ve beni yerimden yurdumdan edecek kadar neymiş bu Dark Web’deki 8 Oktan Necla’nın tehdidi?”

Siber Can’ın parmakları klavyede tıkır tıkır işledi ve yirmi saniye sonra ekranda bir sayfa açıldı.

“Ama burada letthefuckgo yazıyor. Büroma geldiğinde letgo demiştin.” dedi Tilda.

“Daha ilk dakikadan küfrederek seni korkutmak istemedim.”

“Şimdi bu mu yani beni tehdit eden sayfa? Ne demek istiyor burada?”

“Valla olay kısaca şöyle. Alphabay’dan sonra Hansa da kapanınca yerine açılan letthefuckgo isimli dark web marketinde senin ismin satışa çıkaran Necla diye biri, sonunun Alexandre Cazes gibi olmasını istediğini ve bunu sağlayacak kişiye 1 milyon dolar ödül vereceğini yazmıştı.”

“Hop hop hop bir dakika? Alphabay ne? Hansa ne? Letthefuckgo nasıl yani? Alexandre kim? Tek tek anlat bana lütfen!”

“Peki o zaman otur ve kemerlerini bağla başlıyorum:

Şimdi Google gibi arama motorlarının bulabildikleri her şeye surface web denir, bulamadıklarına deep web. Ne demek bu? Hani beş yıldızlı bir otel düşünün. Kapıdan içeri girdin. Mükemmel mermer sütunlar, yerler pırıl pırıl, duvarlar yaldızlı. Resepsiyonda mutlu gülen yüzler sana hoş geldin demek ve bahşişi kapmak için sıradadır ya. İşte orası Google Chrome, Safari veya Mozilla Firefox gibi web tarayıcılarının sana sunduğu internetin yüzey kısmı yani surface web. Normal insanlar çoluk çocuk boğulmadan yüzebilsin diye yapılmış sığ çocuk havuzu gibi bir şey bu surface web! Ama otelin yemekhanesi, çamaşırhanesi, havuz bakım odası, müdüriyet, çalışan bungalowları, ısıtma ve soğutma tesisatının olduğu kat gibi daha bir sürü alanı görmezsin ve girmen de zaten yasaktır. Otelin bu normalde göremediğin buzdağının altı olan kısımları deep web oluyor.

Mesela, sor bakalım İstanbul’da bir Hilton oteli var mı? Google bunu bulur. Tüm Hilton otellerini, isimleri ve adresleriyle bulur. Ama ‘İstanbul’daki Hilton otelleri gecelik kaç liradır?’ dediğin zaman bu bilgiye erişemez. Bunun için Hilton Honors gibi üyelik isteyen bir sayfa veya booking.com gibi bir aracı sayfada gerekli kutucukları doldurarak deep web’deki bilgiye ulaşırsın. Tamamen yasal ve herkesin erişebileceği bilgilere.

Neden deep web? Çünkü oda fiyatı için çeşitli sorulara cevaplar gereklidir. Bu sorulara verilen cevaplara istinaden ortaya çıkabilecek değişken bilgi de deep web’de saklıdır.

Hangi Hilton? Hangi tarihler arası? Kaç kişi? Kaç yetişkin, kaç çocuk? İki yetişkinse iki kişilik yatak mı tek tek iki yatak mı? Ve otel İstanbul Boğazı, Nil nehri, Thames nehri gibi bir güzelliğin kenarında ise manzaralı oda mı? Arka tarafa bakan oda mı? Daha lüks oda ve seçeneklerini saymıyorum bile. İşte bu bilgiler hep deep web’dedir.

Devlet sitelerindeki bilgiler, sağlık sisteminizin bilgileri, polis, asker ve istihbarat veri tabanları, arşivler ve kütüphaneler hepsi deep web’de. Yasal ve erişilebilir.

Dark web ise deep web’in mini minnacık bir kısmı ama bilerek ve isteyerek gizlenmiş bilgiler içeren ve standart web tarayıcılarıyla erişilemeyen kısmıdır.”

“Buraya kadar olanını anladım.” dedi Tilda. Bunları kullanıyormuşuz ama isimlerini bilmiyormuşuz. Peki dark web?”

Siber Can anlatmaya devam etti:

“Gelelim tüm gelişmiş ülkelerin siber suçlar diye bir birim oluşturmasına sebep, eğer deep web bir okyanus ise, o okyanusta ancak Van Gölü kadar yer kaplayan dark web’e. Bir kere bilgisayarınıza TOR (The Onion-soğan- Router) veya I2P gibi arama motorları indirmeden dark web’e ulaşamazsınız. Bunlar herhangi web tarayıcı gibi indirilebilir. TOR’un ismindeki gibi sağladığı bilgiler de soğanın katmanları gibi kat kat gizlenmiştir. İlk olarak Amerikan donanmasının haber alma servisi için yapılmış bir sistem bu TOR. Kullanıcı kişi TOR’la arama yaptığında girdiği sistem onun IP adresini bulamaz. Ama sitenin kendisi TOR üzerinden sunuluyorsa TOR kullanıcılarından başkası bu siteyi göremez. Bu tıpkı şuna benzer: TOR bazlı site ve TOR kullanıcısı ellerinde çantalar taşıyan iki yabancı gibi parkta buluşup bilgi alışverişi yaparlar ama kimse kimseyi tanımaz.”

“Bu arada Alexandre bilmemkimden bahsetmiştin. Necla benim sonumun onun gibi olmasını istemiş filan. O kadar çok konuştun ki kafam karıştı. Kimdi o adam? Anlattın da ben mi kaçırdım?” dedi Tilda.

“Dark web’in bir numaralı alışveriş sitesi Alphabay’in yöneticisiydi rahmetli Alexandre Cazes. Alphabay  polis tarafından kapatıldı. FBI ve DEA-Drugs Enforcement Administration- Alphabay’in yöneticisi Kanadalı Alexandre Cazes’a ulaştılar. Ama adam Bangkok’ta bir hapishane hücresinde asılmış olarak bulundu. İntihar gibi görünüyordu ama…”

“Bir Bangkok hapishanesinde asılmış olarak bulunmak. Demek 8 Oktan Necla’nın benim için istediği son bu…” dedi Tilda.

“Cazes’in evinde şifresiz olarak Alphabay’a bağlanmış laptopu ve laptopun üzerinde Cazes’in malvarlığı olan 23 milyon doları açık eden bir doküman bulundu. Tüm bunlar çok yakınındaki birilerinin Cazes’i sattığı anlamına geldi ama hiçbir zaman açığa çıkmadı tabii ki. Bu olaydan sonra FBI ile işbirliği yapan Hollanda polisinin dark web’deki sitesinin FAQ-Sık sorulan sorular köşesinde sordular: TOR’un gizliliğini kırdınız mı? Noktasına virgülüne kadar cevap şuydu: Hayır. Ama yapabilseydik, size bunu söylemezdik;)”

“Sanırım bu bilgileri biraz sindirmem gerekecek Siber Can. Az sonra bir tesis bulup mola verelim. Herkes acıktı sanırım.” dedi Tilda.

İstanbul-Edirne otoyolunda bir dinlenme tesisinde:

Basti ve beyaz anne kediyi çişlerini yapsınlar diye tasma ile çimlerde gezdirdiler. Sonra tüm grup tesisin lokantasında bir masaya oturduklarında Siber Can hızını alamayıp anlatmaya devam ederken Tilda Tijen Hanım ve Mehmet’i uyardı gülerek:

“Hikâyenin başı uzun, ben size daha sonra açıklarım arkadaşlar!”

“TOR gibi bir arama motoru kullanarak bağlanabildiğimiz dark web veya Onionland ismi verilen siteler .onion domain son ekini kullanırlar. TOR ile internete kimliğin gizli olarak bağlanabilirsin.

Dark web kullanıcılarının kimlik ve yer bilgileri tabakalı şifrelendirilmiş sistem yüzünden takip edilemez. Kullanıcı bilgileri çok fazla sayıdaki ana server’larda tutularak kullanıcının anonimliği garantilenir. Dark web kullanıcıları bu şifreleme sayesinde güvenlice konuşur, blog yazar ve birbirlerine dosya aktarımı yaparlar.

Dark web aynı zamanda yasadışı ticaret, forumlar ve görsel alışverişi için biçilmiş kaftandır. Özellikle pedofililer ve teröristler için. İllegal ilaç satanlar vardır 2013’te patlatılan Silk Road gibi. Veya bireysel ve grup halinde hacker hizmeti verenler, xDedic, hackforum, tojanforge, mazafaka gibi. Bir şehir efsanesi dark web’de hakiki canlı cinayet görebileceğinizdir. ‘Red room’ Japon animelerinden yola çıkarak bu efsanelere verilen isimdir. Ayrıca dark web’de kiralık katil kiralandığına dair efsaneler de dolaşır. Ben hiç denk gelmedim ama olmadığını da iddia edemem.

“Madem bu dark web’de bu kadar karanlık hizmetler kiralanabiliyor, neden  8 Oktan Necla direkt bir kiralık katil tutarak Tilda’yı uzaktan vurdurmayı denemiyor da yok Bangkok hapishanelerinde asılması filan gibi alengirli yollara başvuruyor ki?” diye sordu Tijen Hanım.

“Sağol ya Tijenciğim. Senin gibi dostum varken düşmana gerek yok zaten!” dedi Tilda.

“Bu soruya cevap bulmanız için dark web’in mantığını anlamanız lazım. Burada satılıp alınan şeyler nasıldır biliyor musunuz? Hani sıradan bir giysi firması günlerce reklam verir ama bir Versace’nin sonbahar kış sezonunu görebilmek ayrıcalıktır, defilesine davetiye ile gidilir ya! Burada da akla hayale gelmeyecek şeyler, akla hayale gelmeyecek paralara alınır-satılır ve kimse reklam bile yapmaz. Zaten o satacağı şey dünyada bir tek onda vardır. Çok özel bir füze güdümleme yazılımı veya Turmp’ın yatak odası sırlarını anlatan bir günlük ya da Hitler’in köpeğinin kafatası olabilir bu.”

“Turmp’ın yatak odası sırları mı? Ne ayıp!” diye kıkırdadı Tijen Hanım.

“Evet geçenlerde öyle bir şey satılığa çıktı. Acayip kalın bir defterdi. Her sayfada nano-noktalar vardı. Alan kişi noktaları birleştirince “NONE” yazısı çıktı. Hiç yatak odası sırrı yokmuş yani! Alan, satan ve olayı canlı yayından izleyen herkes çok eğlendi tabii ki!”

“Dark web’in espri anlayışı mı bu yani?” dedi Tilda dudak bükerek.

“Maalesef öyle. Beğenmediyseniz buyurun surface web’inizdeki kedi videolarına alalım sizi. Yahut Facebook’ta akraba fotoğrafı like’lamaya devam edin. 2017 Temmuz’unda TOR’un 3 kurucusundan biri olan Roger Dingledine Facebook’un en büyük gizli servis olduğunu iddia etti. Bunu da bilesiniz.”

“Onu biliyorduk zaten de pedofili veya teröristlerden bahsettin ya, bütün bunların yuvalandığı bir ortamda nasıl temiz kalabiliyorsun?” diye endişeli endişeli sordu Mehmet.

Komiser Okan araya girdi:

“Polisin devreye girdiği nokta da burası Mehmet. Bize yardım eden veya direkt bizim için çalışan hacker’lar var. Siber Can da bunlardan biri. Tamam Turmp’la filan eğlenmek bir yere kadar da suç işlenmesine göz yummak ayrı bir şey.”

Siber Can devam etti:

“Şimdi ben 18 yaş altı meselelerden özellikle uzak duruyorum. Engellemeye çalışıyorum ama satıcıları rahat vermiyor. Arada ekrana pop-up şeyler açılıyor. Sizden ricam ben ekran kapalı deyince bakmak için ısrar etmemeniz. Çocuk görüntüleri için çok sıkı yasal önlemler olsa da hacker grupları bunları bulup patlatması haricinde karabatak gibi dalıp çıkan bu şerefsizler için pek bir şey yapılamıyor. Onun haricinde seks içerikli işkence, hayvanları öldürmek ve intikam pornosu dark web’de en çok izlenenler arasında. Hatırlarsanız Nicholas Cage ve Joaqin Poenix’in oynadığı 8mm diye bir film vardı 1999 yapımı. Filmde dedektif olan Cage çok alt kademe bir porno videonun gerçekliğini araştırır. Neyse spoiler vermeyelim, Nicholas Cage, videoyu çektiren ölmüş zengin adamın karısına ‘Neden bunları yaptı?’ diye sorduğunda kısaca şu yanıtı alır: ‘Because he can / çünkü yapabiliyor.’ İşte dark web’deki, herkes de yaptıkları yasadışı her şeyi sadece yapabildikleri için yapıyorlar. Bir de para ama çok para için tabii ki.”

“Sadece suç işleyebildiğin için suç işlemek. Ne kadar tuhaf!” dedi Tijen Hanım.

“Merak etmeyin, sanal olmayan dünyada da kanunlar sadece surface yani yüzeyde yaşayan sıradan insan güruhu için yapılıyor.” dedi Siber Can.

“Daha alttakiler, yeraltındakiler dediğimiz alt sınıftakiler örneğin kanunlara zaten uymuyorlar. Uysalar aç kalırlar. O yüzden sürekli yasadışı işler yaparak ve hapse girip çıkarak adalet sistemini işliyor gibi göstermek onların sorumluluğunda. Yüzeyin bir kat üstündekilerin paraları var ve rahatlar. En üsttekiler ise kaymak tabaka olan kanun yapıcılarla aynı masalarda oturup aynı eskortların bacaklarını mıncıklıyorlar. Kanunların nasıl kendilerine en az zarar vereceğine karar veren de onlar zaten. Onlara hiçbir şey olmaz. Ancak arada bir kendilerinden birkaçını, azıtanları, tamah etmeyenleri ya da ihanet edenleri halkın gözü önünde aslanlara parçalatmak için arenaya atarlar. ‘Uyuşturucu baronu yakalandı!’ der mesela haberlerde. Siz sanırsınız ki adamın tüm malına, mülküne, sülalesine, şehrin yarısına ait tapularına el kondu. Ticareti bitti, tarlaları yandı. Artık asla bir gram daha uyuşturucu satamayacak! Yok öyle bir dünya! Uyuşturucu parası olmasa trilyonluk yatlar, İngiltere’de şatolar, Fransa’da dönümlerce bağlar, Orta Amerika’da adalar nasıl ve neyle satın alınacak? Sadece patron medyanın gözü boyanarak derdest edilir. Vay kaçakçı vay şerefsiz, vay vergi vermiyor, vay çocuklarımızı zehirliyor diye gazetelerde yazılır çizilir günlerce. Sonra hapiste krallar gibi yatar. Tüm işlerini Amerikalıların lay-low dediği tabirle göze batmadan ve el atından eniştesi devam ettirir. İşte 10 milyon ton uyuşturucu satıyorsa 8’e filan düşürür. Kârdan zarar yani. Rüşveti artırır. Öyle tek tek polise filan değil. Direkt valileri, teşkilatların üst düzeylerini zarflar. Sonra mesela Minneapolis’te mortgage ile aldığı ve neredeyse ömür boyu faiz ve kredisini ödeyeceği evinde kendi de beyaz yakası da beyaz bir baba, bu haberleri okuduğu gazetesini katlayıp biri kız biri erkek beyaz çocuklarını düşünerek gülümser ve tabii ki sahte sarışın karısının alnına bir öpücük kondurur. Üstün beyaz ırkının heteroseksüel iki evladı, daha güvende yaşayacaktır artık. Çünkü bir uyuşturucu baronu tutuklanmıştır. Oysa aynı adamın on beş yaşındaki ergen kızı, kış günü camlar sonuna kadar açık odasında ‘weed’ dedikleri marihuanasını içerken, sokaktaki serseri bir torbacıdan doğacak beyaz erkek çocuğunu dark web’de pazarlamaya çalışıyordur. Sonra Minneapolis sokaklarında bir siyahi genç, polis tarafından kasten öldürülür. Ama bu aile kılını bile kıpırdatmaz. Çünkü what-the-fuck‘tır bu olay onlar için.”

Yemek molasında Siber Can’ın anlattığı bu ağır konular Komiser Okan hariç hepsinin başlarını önlerine eğip düşüncelere dalmalarına sebep olmuştu. Dünya acımasız bir arenaydı, biliyorlardı ama bunu taş çatlasın yirmi beş yaşında gösteren bu genç adamdan bu şekilde çarpıcı olarak duymayı sindirmeleri için biraz zaman gerekiyordu.

İstanbul-Edirne arası otoyolda bir yerlerde:

Mola sonrası tekrar yola çıktıklarında Tijen Hanım, Mehmet ve Tilda, Siber Can’ın minibüsüne geçmişler, Komiser Okan biraz kestirmek için öteki minibüse uyumaya gitmişti. Siber Can hacker arkadaşlarından yardım alarak Tilda’nın üzerinde olan tüm menkul ve gayrimenkul malvarlığını 8 Oktan Necla tarafından hack’lenmesi riskine karşı Tijen Hanım ve Mehmet’in üzerine geçirmişti. Edirne’den çıkmadan önce imzalamaları gereken evraklar Can’ın arkadaşları tarafından Kapıkule’ye getiriliyordu.

Siber Can bir yandan bilgisayar başında bu işleri hallediyordu, bir yandan da yarım saat içinde bütün şahsi mal varlığına hakim olduğu Tilda’ya takılıyordu.

“Mesela sen bu mesleği yani dedektifliği neden yapıyorsun? Çünkü yapabiliyorsun. Büronun bulunduğu apartman ve o semtte birkaç apartman daha ailenden sana miras kalmış. Hukuk okudun fakat adaletin dolambaçlı yolları senin için zaman kaybıydı. Bu ülkede doğrudan adalete ulaşmak gerekirse, el atından bilgilere ulaşıp, bunları geçerli deliller halinde sunarak insanları adalete teslim edip süreci hızlandırmak gerekiyordu. Çünkü ailen de haksızlığa uğradı ve ailenin bireyleri hiçbir zaman adalete kavuşamadan ölüp gittiler. Sen de, sana hayli hayli yetecek gelirinle bir dedektiflik bürosu kurdun. Değil mi?”

“Çabucak çözdün beni Cancığım, aferin sana!” diye güldü Tilda. Biraz da sinirlenmişti.

“Ve Tijen Hanım. Makyöz, tiyatro emektarı. Almanya doğumlu. Anne Alman, baba Türk. Al bir tutunamayan daha. Ama sana tutunuyor. Sen bir şey yapıyorsun o da dedektiflik. O da sana yardımcı oluyor makyaj hünerleri ile.”

“Eh benim hikayem kısa tabii ki seninkinden şekerim.” diye güldü Tijen Hanım. Hiç tanımadığı genç bir adam tarafından yaftalanmak onun da pek hoşuna gitmemişti.

Ama Siber Can gaz kesmeden devam ediyordu:

“Ve Mehmet Cinozoğlu. Şırnaklı aşiret ailesinden. Sünni bir Kürt. Hadi bakalım. Çirkin ördek yavrusu. Ama veterinerlik okuyor. Sayende hâlâ okuyor, bir türlü son seneyi bitiremedi. Aşiretten bir kızla nikâhı kıyılıyor. Kızı İstanbul’a getiriyor ve kız vuruluyor. Neden? Kızın okumasına müsaade etti diye. Sonra kendi kızkardeşleri ve vurulan karısının kız kardeşlerini Almanya’ya kaçırıyor. Tijen Hanım’ı Ançela Nerkel rolünde harikalar yaratırken seyrettik. Onlara oradan mülteci olarak sığınma hakkı aldınız ama sen kalmadın Mehmet. Çünkü memlekette çözülmesi gereken acil vakalar var. Tilda ile beraber çözülmesi gereken…”

Siber Can’ın son cümlelerine Mehmet yorum yapmamıştı ama Tijen ve Tilda ile bakışmalarında gözlerinden çakan çakmaklardan sinirlendiği net bir şekilde anlaşılıyordu.

“Mesela Komiser Okan Raffag. Biliyor muydunuz neden Çakarlı Nuriye onun can düşmanıydı ve kafayı size sardı? Şimdi de kızı sizi lime lime doğramak istiyor?”

Siber Can üçüne de göz gezdirdi. Bakışlarındaki ‘Yahu ne diyor bu?’ ifadesinden yola çıkarak devam etti:

“Bilmiyorsunuz elbette. Komiser daha yeni ve toy bir komiser yardımcısı iken Nuriye’nin kızlarından birine âşık olur. Kızlarından derken o kızlardan yani. Gel zaman git zaman, baskın sırasında ellerini kelepçelerken filan bu kıza vurulur. Su gibi bir kızdır adı da Nehirsu. Çakarlı, allem eder kallem eder komiser yardımcısının koynuna sokar kızı. Çakarlı bu, mekânında ondan habersiz iş tutulur mu? Kız komiser yardımcısından bazı bilgileri çalar. Ve Çakarlı kızı baskında öne sürer. Kız vurulur, ölür maalesef. Komiser hiç evlenmez ondan sonra. Yüreğindeki yangına su serpecek kimse olmaz. Ta ki!”

Anlattıklarının etkisini gözlemleyebilmek için bir es veren Siber Can karşısındakilerin sessizliğini kabul olarak görüp devam etti:

“Mehmet de Komiser de neden dedektiflik yapıp peşin sıra seni piramitlerden, Kübalardan, Haitilerden topluyorlar biliyor musun? İkisi de sana kendilerince  sırılsıklam aşıklar da ondan!”

YETER!!! Yeter bu kadar palavra sıktığın! Peki ya sen neyin nesisin? Bay mı desem, bayan mı desem, saçı aşırı jöleli, kulak-burun piercing’li, elleri kara ojeli, dansözden çakma assolist benzeri isimli Sayın Siber Can!?”

Tilda duyduğu tüm bu saçmalıklara dayanamamış ve bağırmıştı. Aslında saçma oldukları için değil çok gerçek oldukları için sinirlenmişti. Ama Can sekiz ekrana da aynı anda hakim olabilmesini sağlayan döner sandalyesinde 180 derece döndü:

“Ben mi neyin nesiyim? Ahahahahaha! Niye sinirlendin ki bu kadar Tildacığım?” diye güldü önce. Sonra yine aynı sakinlikle konuşmaya devam etti:

“Madem o kadar merak ettiniz, anlatayım şekerim. Ben orta Anadolu’nun oldukça dindar bir sülalesinde doğmuş babayiğit bir genç bir adama, Sivaslı ve Alevî, genç ve güzel bir kadının gelin olarak asimile edilmeye çalışılmasından doğan ucubeyim. Nasıl mı? Babam hiç mezun olamadığı ODTÜ’de okurken annem de Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda şan bölümünde türkü çığırırmış. Bir de dededen babadan öğrendiği bağlamayı çalmakta imiş. Ağzına lokma içki koymayan babam, arkadaşlarının zoruyla ilk defa bir türkü bara gidince, sen orada çalıp söyleyen anneme âşık ol. Annem de ona. Etrafındaki gürültücü, çok konuşan, çok okuduğunu iddia edip çok bilen arkadaşlarının yanında zeki ama sessiz sakin, korumacı, kol kanat gerici, kara yağız bu Anadolu erkeğine âşık oluyor tabii ki. İşte ikisi de salak salak okulu bırakıp evleniyorlar. Babam da memlekete gidince o sessiz sakin, korumacı tavırları, yerini, saz-söz icra eden genç kadını eve kapatıp kayınvalidesi ile baş başa bırakan ilgisiz kocaya bırakıyor. Ayrı ev tutmak filan ne kelime, annem kayınvalidesine alınan hizmetçi modeli sanki. Babam her gün babasının sobacı dükkanında çalışmaya gidiyor. N’apsın okul filan bitmeyince. Annem ben doğunca benimle biraz avundu. Bana da saz söz öğretti. Bağlama çaldım, türkücü mü olacaksın, dediler. Futbol oynadım, topçu mu olacaksın, dediler. Bilgisayar istedim, oradan bakıp bakıp Allah’sız kitapsız şeylere mi alışacaksın, dediler. Sonra tuttular istemem dememe rağmen yaşım geldi diye beni gencecik bir kızla evlendirdiler. Kendi aralarında nişan etmişler. Sonra düğün dernek kurup kızı aldılar, geldiler. Ne yapaydım? Kızı evden kovalasam ömrü billah bir daha evlenemezdi. Lekeli gelmiş der adını çıkarırlardı zavallının. Bütün gece dil döktüm, seninle alakası yok ben kadınlardan hoşlanmıyorum dedim. Ağlaması dinmedi. Sonra “Sen beni beğendin mi?” dedim. Boynunu büktü. Ne yapayım, kızı da boş çeviremedim, bir sene sonra çocuğumuz oldu. Dünyalar güzeli bir kız. Kız beş yaşına gelince bilmemne cemaatinin yatılı okuluna göndereceğiz dedikleri zaman bende hatlar koptu. Eeeee yeter ulan, dedim. Nikahlı karımla kızımı ve annemi alıp evden kaçtığımda ben yirmi  iki yaşındaydım, annem kırk yaşındaydı. Amcalarım geldi peşimizden. Birisi annemi bıçakladı. En küçük amcamdı o. Tutuklandı. Kadıncağız on beş gün yoğun bakımda yattı. Ben bir kere bile göremedim. Öldü. Biz ellerinden kaçıp hayatta kalabildik. Uzaktan yazıştığım Baca Selami vardı. İnternet kafe sahibi adam, üç tane bilgisayarın başında aynı anda beş sigara birden yakar uzaktan bakılınca baca gibi tüterdi. Karımı ve çocuğumu güvenli bir yere gönderdi. Komiser Okan’la tanışmam o döneme rastlar. Diğer amcalarım bizi aramaktan vazgeçip şehri terk edene kadar bana yer verdi, yatırdı sağ olsun Baca Selami. O sırada ben zaten Komiser’in yardımıyla boşandığım eski karım Leyla’ya, çocuğuma ve kendime yeni bir kimlik ve hayat satın almıştım. Düğünde takılan altınları yürütmüştüm evden. Eğer o evde kalsaydım, odasında tek başına oturup internetin pornoya bağlanmasını beklerken bilgisayar başında  bir paket sigara içerek ergenliğini tüketmiş, ailesinden kopuk, annemi tenzih ederek söyleyeyim, ne annesinden, ne anneannesinden ne de babaannesinden bir gram kadın sevgisi ve sıcaklığı alamamış, büyüyünce yazdığı romanlarda sadece bir gecelik düdüklediği veya itip kaktığı kadınlar hariç hiç kadın sesi ve nefesi olmayan, hayatı ‘Sikimden aşağı Kasımpaşa’ olarak yaşayan alkolik, hapçı ve faşist homofobik bir heteroseksüel erkek romancı olmam işten bile değildi. Ama sanırım ben bir tık daha akıllıymışım da roman yazmadım, hacker oldum!”

Siber Can bir nefes aldı. Masasının altındaki mini buzdolabından bir kutu bira açtı. Bir yudum aldı.

“Adımı, soyadımı, tipimi, saçımı, her şeyimi değiştirip eski karımla çocuğumu Brüksel’e götürdüm. Oradaki hacker arkadaşlar sayesinde Leyla ve kızımız Ceylan’a sığınma hakkı ve Leyla’ya çalışabileceği bir iş buldum. Sonrası yeraltı dünyasında sörf zaten. Ha, Baca Selami ilk sevgilimdi onu soracak olursan…”

“Peki minibüsü kullanan Adonis kılıklı genç ve diğeri?” diye sordu Tilda. Erken tepki vermiş olduğu için üzülmüş, insanları genel kalıplarla değerlendirmek huyundan vazgeçemediği için kendine sinirlenmişti.

“Dedim ya herkes bir işi, sadece o işi yapabildiği için yapar ve işin ucunda tabii ki para vardır. Ben hacker’lıkta en iyilerdenim. Ama bu sadece bilgisayar zekâsı değil ha! Bazı çok zeki adamlar gerçek hayatta sudan çıkmış balığa dönerler. Kimi adam afk- away from keyboard / klavyeden uzakta kaldı mı iptal olur. Nefes bile alamaz.”

Siber Can birasından koca bir yudum aldı.

“Mesela Mısır’da piramitlerin etrafında bir sürü yakışıklı Mısırlı genç ile yancısı gezer. Turist gezdiren rehber işareti çakınca grubun en güzel kadınına yanaşırlar. Bu kadın on sekizlik çıtır da olabilir seksenlik anneanne de. Selfie çekeceğiz ayağı ile cebindeki iPhone’u veya Gucci gözlüğünü veya toplu parasını koyduğu cüzdanını araklarlar. Ama rehber ‘Sakın ellemeyin!’ derse hayatta yanaşmazlar. Ben o tipleri beş yüz metre öteden gördüm mü bir iş döndüğünü hemen anlarım. Sen bir dedektif olarak ne kadar dikkatli ve zeki olsan da, o anda turist kafasıyla gezdiğin için kendini kaptırırsın selfie heyecanına. Olan Gucci gözlüğe olur.”

“Haklısın da, sen nereden biliyorsun benim piramitlerde Gucci gözlüğümü çaldırdığımı?” diye hayretle bakakaldı Tilda.

“Mısır’da az kalsın Kahire’nin yarısıyla beraber havaya uçmaktan kıl payı kurtulduğunu bütün dünya duydu Tildacığım. Gözlüğünü çalan kişi de dark web’de satışa çıkardığında senin de resmini kullanarak gözlük için 100.000$ istemişti!”

“Vay be!” dedi Mehmet. “Demek ki John Lennon gibi bir fenomensin bu dark web denen alemde!”

“Ne diyordum, Adonis Kazım’ı anlatacaktım size. Hayat bir okey masası gibidir. Kimse masaya kaybetmek için oturmaz. Sen çok iyi oyuncusundur. Bense taşları çok iyi sayarım. Otistik gibi aklım vardır. Ama bu hayatta hiçbir zaman çok iyi olmak yetmez. Çünkü karşında mutlaka hileli iş yapan adamlar olacaktır. Sen masada oturuyorsun. Tijen, Mehmet ve Okan da yancıların. Ben de karşındayım. Bu Adonis Kazım da benim yancım. Çünkü onun görünümü ile benim zekâm ancak bir kişi ediyor. O takım elbise giyince kalabalıklarda hoş bir şekilde karşılanıp muhteşem yakışıklı bir heteroseksüelmiş gibi kendini kabul ettirebiliyor. Ama ben takım elbise giyince şu tipimle ve dövmemle eşeğin sikine kelebek konmuş gibi oluyor! Ahahahahha!”

Tilda ve diğerleri ve Siber Can, hep beraber kahkahaları salıverdiler. Can biraz fazla konuşuyordu belki ama kötü niyetli değildi. Yalnızca dünyada yemediği sille kalmamış genç bir adam olarak hayatın gerçeklerini süslemeden olduğu gibi anlatmak gibi bir huyu vardı o kadar.

“Demek istediğim sen ve Tijen gibi, sen ve Mehmet gibi, ben ve Adonis Kazım da birbirimizi dengeliyoruz.  Adamın tipine bak onun için ölecek on tane genç kız bulabilir bir saatte, ama ismi Kazım. Değiştirmiyor adını ne kadar ısrar etsem de. Bir yamukluk olmalı diyor bende. Suratımda olacağına adımda olsun!”

Kazım şoför koltuğundan sağ elini kafasının üzerinden kaldırarak orta parmağını gösterdi yolculara. Tekrar güldüler.

Edirne-Kapıkule sınır kapısına yakın bir yerlerde:

Bir molada Mehmet gri minibüse geçti, Komiser Okan Siber Can’ın minibüsünde yolculuk eden Tilda ve Tijen Hanım’ın yanına geldi. İki minibüs de sınır kapısına yaklaşınca ağır ağır seyretmeye başladılar. Siber Can Tilda’nın menkul ve gayrimenkul varlığını sanal ortamda Tijen Hanım ve Mehmet’e aktarmış, iş sadece evrakların imzalanmasına kalmıştı.

“Doğacak beyaz erkek bebeğini internetten satmak mı? Ne günlere kalmışız Allahım?” dedi Tijen Hanım hâlâ Can’ın anlattıklarını düşünerek.

“Dark Web’de bakire bir genç kızın ilk sevişmesinin görüntülerini canlı yayınlarken kazandığı para ve tıklama oranında haberiniz yok sanırım. Hatta ortama yeni gelmiş kekseniz, oldukça genç gösteren bir sürü kart hatunun ilk sevişmem diye pazarlamaya çalıştığı bir sürü fake videoya denk gelebilirsiniz! Ayrıca istediğiniz kadar kendinizi yırtın, sex sells / seks satar diyor adam. Sizin bir polisiye e-dergide anlatılan dandik hikayeleriniz değil!”

“Ama biz Tilda ve Diğerleri olarak hikayeleri sevilerek okunan bir dedektiflik bürosuyuz. Hayranlarımız var! Turgut Şişman derginin görüntülenme oranlarını verirken_”

Tilda Siber Can’ın saldırı denebilecek cümlelerine cevap verecek oldu ama Tijen Hanım bağırarak sözünü kesti:

“Ama bu çok aşağılık! Sen bizi kimlerle karşılaştırıyorsun serseri herif! Bize ne el alemin genç kızlarının ilk sevişmelerinden! Biz ne onlar kadar para kazanmak ne de onlar kadar tıklama oranı istiyoruz!”

“Ooooooo!!! Güldürdün beni yine Tijenciğim! Kimse sizi porno ile karşılaştırmıyor hayatım. Ben sana sanal dünyanın gerçeklerinden bahsediyorum. Tilda’ymış, diğerleriymiş, kimsenin umurunda değil diyorum! Seks var mı seks? En azından öpüşme-yiyişme? Bu Tilda güzel mi? Ekranda çıplak görünür mü? Göğüsleri güzel mi? Bir film olsanız yapımcının soracağı ilk sorular bunlar. Kim on lira alamayacağı işe üç lira yatırmak ister ki? Salak mı bu adamlar?”

Siber Can’ın cümlesi bittiği anda içinde bulundukları minibüs arkadan çarpma sesi ile sarsıldı.  Adonis Kazım şoför mahallinden hemen bir düğmeye bastı. O anda bilgisayarlara giden tüm enerji kaynakları kapandı ve bilgisayarlar dış etkiler için kendilerini kilitlediler. Arkadan vuran kamyon, Siber Can’ın minibüsünü sağlayarak gri minibüse yandan çarptı ve onu yolun dışına attı. Tüm araçlar durdu. Siber Can ve Komiser Okan silahlarına davranamadan kamyondan beş tane ızbandut gibi AK47 tüfekli adam indi. Adamlardan biri koşarak gelip Siber Can’ın minibüsünün tüm kapılarını dışarıdan mühürledi. Adamlar yoldan çıkardıkları gri minibüsten Mehmet’i indirdiler.  Kafasına çuval bileklerine kelepçe geçirmeden önce bir sürü evrak imzalattılar. Evrakları nispet yapar gibi salladılar ve kamyonun arkasına doluştular. Bunu gören Adonis Kazım gri minibüsün şoförü olan kardeşi Hüseyin’e kızarak şoför mahallini yumruklamaya başladı. Aynı anda “Neden silahını çekmiyor? Neden? Neden? Neden?” diye de bağırıyordu.

Az sonra nedeni anlaşıldı. Silahlı adamlar ve Mehmet’in peşinden minibüsten inen Hüseyin, abisine doğru orta parmak işareti yaparak elindeki silahla Siber Can’ın minibüsünün dört tekerini birden patlattıktan sonra sırıtarak kamyona atladı.

Birden minibüsteki 8 ekran birden açıldı. Tüm enerjisini kesmiş  ve 11 basamaklı şifrelerle korumaya almış olmasına rağmen bilgisayar sisteminin kendi istemi dışında açılmış olmasına deliren Siber Can klavyeleri yumruklamaya başladı.

Kısa bir karıncalı hışırtının ardından, 8 Oktan Necla belirdiği 8 ekrandan birden deli kahkahasını koyuverdi:

“Ahahaahahahahah!!! Okey masasından bahsettiniz ya! Çifte gidip okey atmayı herkes ister ama sadece taş çalanlar yapabilir. O yüzden her daim dikkatli olmalıydın bence Tildacığım! Belalımsın, keskin bıçağımsın, sidikli kontesimsin, karadutum, çatalkaram, çingenem, kara dantel sokağımsın! Aramızda kan davası vardı, senin o pis köpeklerin bacağımı aldığından beri kan bağı var artık! Bundan sonra tüm gücümü, paramı ve ömrümün kalan tüm günlerini seni mahvetmek için harcayacağım! Emin ol ki bu emelime ulaşmadan son nefesimi vermeyeceğim lanet olası kadın! Bu arada az önce adamlarım bütün mal varlığını Mehmet’e devrettiğine dair belgeleri o salak asistanına imzalattılar. Her şeyini onun elinden almam benim için çocuk oyuncağı olacak.  Şimdi bekle ve gör o çok kıymet verdiğin şişko kedin gözünün önündeki minibüste nasıl havaya uçacak!” dedi ve dediği anda Basti, beyaz anne kedi ve siyah-beyaz iki yavrusunun içinde bulunduğu gri minibüsü patlattı.

Komiser Okan kapıya ateş eder ama hiçbir sonuç elde edemezken Siber Can eline geçirdiği bir acil cam kırma çekici ile sekiz bilgisayar ekranını da hırsından patlattı. Kırk sekiz bin dolarlık teçhizat kıvılcımlar çıkararak patlarken Tilda ve Tijen Hanım’ın birbirlerine sarılarak attığı çığlık sinirinden böğüre böğüre ağlayan Adonis Kazım’ın sesine karıştı:

“BASTİİİİİİİİİİİİİİ!!!”

***

Tilda ve diğerleri 25. bölümde:

8 Oktan Necla, Adonis Kazım’ın kardeşine nasıl ulaştı? Otobanda bir minibüste mahsur kalan tüm iletişim imkanlarını yitirmiş olan Tilda ve diğerlerine ilk kim ulaşacak?

Minibüsün enkazından Basti, anne kedi ve yavrularının cesetlerini kim çıkarabilecek?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s